Ana Sayfa > Site Yazarları

SERDAR KAYALİ - serdarkayali69@gmail.com
TAŞIN ÜSTÜNE OTURANLAR
05 Nisan 2013 - 1400 okunma

TAŞIN ÜSTÜNE OTURANLAR 
Kuran’ın en büyük hedeflerinden biri de muhatabını davasız bir hayat akışından kurtarıp, davetçi sıfatları ile sıfatlandırmaktır. Bu nedenle Kuran örnek davetçiler olarak peygamberleri, onların davetlerini, mücadelelerini ve mücahedelerini konu alan kıssaları gündeminden düşürmez. Ayrıca Kuran iç akışı içerisinde muhatap zamirleri kullanarak bazen gizliden gizliye[1], bazen açıktan açığa[2] kendisi ile çokça meşgul olan muhatabına yüklemelerde bulunur. Bu yüklemelerin neticesinde Müminin iç dünyasında önemli değişiklikler olmakla birlikte davet şuuru da oluşur. Bu şuur bu Mümin için Allah’ın rızasına ermede en önemli kazanç olarak addedilir. Oluşan davet şuuru Müminde imâni bir heyecan olarak müşahede edilir. Nihayette tezahür eden bu hal diğer müminler tarafından benimsenir. Doğru olduğunu düşündükleri işlerinde ona yardım ederler. Onun imâni heyecanına ortak olarak bir çeşit nasiplenmek, hemhal olmak isterler. Ondan sudur etmesi muhtemel hataları bertaraf ederek imâni heyecanının kaybolmamasını maksat edinirler. Bu maksatlarının altında bir maksatları daha vardır ki, o da yaratıcılarının rızasını kazanmak ve selamet yurduna ermektir. Elbette ki yolun tehlikeleri vardır. Fakat Tevfik yalnız Allah’tandır.  Allah bizi ya birincisinden ya da ikincisinden eylesin.
 
Tarih boyunca bahsedilen türden öncül insanların olmuş olması, beraberinde kişiliksiz insanların çarpık iç dünyalarının tezahür etmesine sebebiyet vermiştir. Bu insanlar, elinden geldiği kadar kendisini ve toplumu olumlu değişikliklere yönlendirmeye çalışan öncül insanlara karşı asla duyarsız kalmamışlardır. Fakat bu duyarlılıklarını sırf zarar vermeye, engellemeye, küçümsemeye odaklamışlardır. Bu türden insanların adı Kuran’da MÜNAFIK olarak konulmuştur.
 
 Kuran bu adamların sadece adını koymamış bütün vasıflarından Müminleri haberdar etmiştir. Fakat eskiden olduğu gibi günümüz açısından da en tehlikelileri Müslümanların yaptıkları plan ve faaliyetler içerisinde bir şekilde yer edinmiş, istişarelerine katılabilen, kendisini Müslümanlarla birlikte zanneden-zannettiren, maksadını muhtemel kazanımlardan faydalanmaya yine muhtemel zararlardan korunmaya odaklamış, taşın altına el atmış gibi görünüp aslında taşın üstüne oturan hassas-ince münafıklardır. Bu türden olanları tanımak zordur. Ancak konuşmalarının edalarından tanınabilirler.[3]
 
Bu insanlar Müslümanların planladığı herhangi bir faaliyet karşısında daha faaliyetin keyfiyeti ile ilgili bir şey bilmeden hemen engelleyici konuşmalara başlarlar. Bunu sahte bir yapıcılık görüntüsü ile yaparlar. Sanki onun istediği gibi olsa yükü tek başına götürecekmiş hissi verirler. Proje ile ilgili sadece zorluklarından bahseder, Allah’ın yardımını akıllarından dahi geçirmezler. Kendisine katılacağını düşündüğü diğer istişare fertleri ile tek tek görüşmeler yaparlar. Kaçamak fikirlerine kimi katsa başarı kazandıklarını düşünürler. İstişare heyetinin diğer fertlerinden çıkan her fikri aleyhine zanneder ve engelleyici hal ve sözlerde bulunurlar. Güzel bir faaliyet yapmak isteyen o güzel toplumun rüzgârını kaçırır, ümitlerini buğulandırırlar. Sonunda projenin onun istediği gibi faaliyete geçeceği kararı alınsa dahi tatmin olmazlar. Çalışmalar başladığında ise etrafta görünmez olurlar. Müslümanlar işlerinin başarıya ulaşması için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışırken bu adamlar kirli üsluplarla onların çalışmalarını küçümsemeye devam ederler. Eğer her şeye rağmen çalışmalar zararsız ve getirili olmuşsa hemen ortaya çıkıp kendilerinin de fikir babalarından biri olduğu iddiasıyla fayda sağmayı hedeflerler ve “biz hep birlikte idik” edasıyla söylenirler. Yok eğer çalışmalar görünürde zararlı olmuşsa bu defa “biz size demiştik” edasıyla endam ederler.  
 
Yine nifaktan bir çeşit payı olan bazı insanlar vardır ki Müslümanların çoğu çalışmalarına katılmamakla beraber o çalışmaların birçoğunu da beğenmezler. Hayatları oturmakla geçmiş olmakla birlikte her fırsatta çorbada tuzum olsun misali gayret gösterenleri küçümserler. Kendisini içinde bulduğu konumun ( kaderi) bir sonucu olarak küçümsediği insanlarla aynı toplumda bulan bu adamlar, sosyal ihtiyaçları bağlamında birlikte olmakla birlikte o topluluğun İslami faaliyetlerinden bir şekilde uzak durmayı başarabilmişlerdir. Büyük bir sosyolojik veya psikolojik araştırmayı hak edecek kadar hassas dengelere sahip olanları vardır. Örneğin haftalık çalışmalarda zaman ayarlamaları mükemmeldir. Bu çalışmalara öyle bir hassas denge ile katılır ki ( Bu denge duruma göre değişkendir) diğer fertler ne onu cemaatin içinde nede dışında görürler. Ama bilinen bir gerçek vardır ki fedakârlık gerektiği zamanlarda bu adamların hiç birisine rastlanılmaz. Bu başarıyı hangi istihbarat çalışmalarıyla yaptıkları ise hala bilinmemektedir.
 
İslam, dolayısıyla Müslümanlar Kuran-i tekliflerden uzak kalmanın sonucu olarak ortaya çıkan bu insan profillerinden çektiğini başkasından çekmemiştir. Küçük bir sarsıntıya karşı dahi direnemeyen hastalıklı kalplerin yıkılgan imanı,  tarihte olduğu gibi günümüzde de kâfirleri ümitlendirici bir model olarak devam etmektedir. Bu modelin kıyamete kadar devem edeceği Müslümanlar tarafından bilinmelidir. Peygamberimiz (s.a.v)’in böylelerine karşı takındığı tavır (sünnet) esas alınıp, bu adamların istişare ve karar mekanizmalarından uzaklaştırılması, gündemi belirleyici değil takip ettirici hale getirilmeleri gerekmektedir. 
 
“Kalplerinde hastalık olanlara gelince (bu) onların murdarlığına murdarlık katar. Onlar artık kafir olarak ölürler.”[4]
 


[1] Duha, inşirah, müzzemmil, müddessir v.b sureler olduğu gibi ilk bakışta Allah Resulünü inşa etmek maksadıyla kullanıldığı görünse bile muhatabına da bir yönüyle açık olmayan telkinlerde bulunulur.
[2] Kuranın bir çok suresinde görülen teşvik ve sakındırma vechiyle çoğunlukla emir kipinde görülen telkinler gibi.  Msl: ( Deki emirleri  – onlarla birlikte oturma  - …hevasını takip edene uyma  ) Ayetleri gibi
[3] Muhammed 30-31
[4] Tevbe 125


Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


SERDAR KAYALİ Diğer Yazıları

24 Şubat 2015 - İSLAM' DA KEHANET ve BURÇ SAPKINLIĞI
18 Haziran 2014 - Abdulaziz Bayındır Hocanın Kader Çarpıtması
23 Ağustos 2013 - İBN-İ SEBELER VE TESİRLERİ
16 Nisan 2013 - ŞART RÜZGÂRLARI VE ADAMLARI
05 Nisan 2013 - DEĞİŞİM VE MODERNİZM
04 Nisan 2013 - MESCİDLERİ ALLAH'A BİRAKIN
04 Nisan 2013 - ZİNDANLARIMIZDAN KURTULMAK
04 Nisan 2013 - DAVETLİSİNİZ
04 Nisan 2013 - ÖLÜM
04 Nisan 2013 - ÇOCUK EĞİTİRKEN DUA
04 Nisan 2013 - BİRR’ İN BİR OLMASI
03 Nisan 2013 - ŞİRK’İ PAGANLIKLA SINIRLAMAK
En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH