Ana Sayfa > Site Yazarları

SERDAR KAYALİ - serdarkayali69@gmail.com
ŞİRK’İ PAGANLIKLA SINIRLAMAK
03 Nisan 2013 - 1440 okunma

Kur’an’ın neredeyse bütününün kendisinden bahsettiği, failini ebedi cezaya müstahak kıldığı, bütün peygamberlerin kendisiyle mücadele ettiği günah olarak bilinenŞİRK, ne yazık ki günümüzde Müslümanların dahi önemsemediği, gereken titizliği göstermediği basit bir olgu haline gelmiştir. Müslümanların indinde şirk, hali hazırda sadece uzak doğu dinlerine has bir unsur haline geldi desek yerinde olacaktır. Bugün Dinler Arası Diyalog çalışmaları ve medya yoluyla pompalanan magazinsel din mantığıyla  “ılımlı bakış” yüklemesi yapılan Müslümanların, Hıristiyanlık ve Yahudilikle dahi şirkin ilişkilendirilmesine anlam veremez hale gelmiş olması gerçeğiyle karşı karşıyayız. Vaziyetin bu hale gelmesinde birçok faktör elbette etkili olmuştur. Bu faktörlerin tümünden detaylarıyla bahsetmek kapsamlı ve büyük bir çalışmayla ancak mümkün olabilir. Bu nedenle yazımızda Müslümanların şirk zihniyetini hakkıyla önemsememesinin sadece temel nedenlerinden kısaca bahsetmeyi hedefledik. Tabiî ki bu faktörlerin ilki Kur’an’ı anlamada düşülen temel yanlışlıklardır. Bu anlama yanlışlıklarına kısaca değinip diğer faktörleri inşallah ele alacağız. Hamd Allah’a, selam ve salat onun son elçisine ve takipçilerine olsun.
 
1. Kur’an Kıssalarını Anlamada Yapılan Yanlışlıklar
            İslam öncesi vahiyle muhatap olan ve ilk dönemler muvahhit bireylerden müteşekkil toplumların zamanla bir çeşit hastalığa maruz kaldıkları, dolayısıyla zamanla şirk bataklığına bulandıkları sahih rivayetlerle bizlere haber verilmektedir. Kur’an’da da birçok ayet rivayetleri doğrular mahiyettedir. Son vahyin muhatapları olan bizler anlamada garip bir tavır sergileyerek bu türden haberleri veren ayetleri sadece haber verilenler üzerine atıf edip çözümlediğimizden ayetlerin bizlere verdiği uyarılardan kendimizi uzak görmemiz kaçınılmaz hale gelmiştir. Aslında bu anlama bozukluğu bize pahalıya patlamıştır. Çünkü Kur’an kıssalarına telaffuz etmekten sakınmamıza rağmen ne yazık ki “Esatirul evvelin” mantığıyla yaklaşmış olduğumuz gerçeği ile baş başa kalmışızdır. Tevhidin anlatımında ana unsurlardan biri olan Kur’an kıssaları bu yolla günümüzde bir çeşit evvelkilerin masalları halinde anlaşılınca zihnimizde tevhidin bir ayağı kırılmış, şirk zulmüne önemli bir pay verilmiş ve büyük bir kapı açılmıştır.
            2.  Kevni Ayetleri Anlamada Yapılan Yanlışlıklar 
            İnsanın, göklerin, yerin, güneşin, ayın, dağların, nehirlerin, hayvanların, meyvelerin, suyun, daha birçok yaratılış harikalarının anlatıldığı bu tür ayetler, Kur’an’ın büyük bölümünü oluşturmaktadır. Bu türden ayetlerin anlaşılmasındaki yanlışlıklar bahis konusu problemle dorudan doğruya ilişkilidir. Ku’an’da bu ayetlerin var oluş maksatları üç başlık altında toplanabilir. Bu üç maksattan ikisi günümüzde eksik anlaşılmaktadır. Fakat bu maksatların en önemlisi olan Tevhit başlığı ise bu ayetlerle hiç ilişkilendirilmemektedir.
            a- Allah'ın Kudreti
      Eksik anlatılan ilk başlık budur. Ayette bahis olunan yaratma sanatı günümüzde bilginin çoğalması nedeniyle bütün dolgunluğuyla anlatılmaya çalışılmaktadır. Buraya kadar her şey olması gerektiği gibidir. Fakat bu yaratma kudretinin bir başkasında olamayacağı, Allah’tan başka hiçbir varlığın yoktan var edemediği, dolayısıyla sadece ona kulluk edilmesi gerektiği yönü genelde eksik bırakılmaktadır. Hâlbuki Allah (c.c) bu türden ayetlerin çoğunda buraya dikkat çekmektedir.
 
      b- Ahiret Bilinci Oluşturmak
 
            Bu türden ayetlerin eksik anlatılan diğer bir yönü ise, bütün bu yaratma kudretinin sahibi olan Allah(c.c), insanı yeniden diriltmeye güç yetirebileceği, ahretle ilgili diğer vaat ve tehditleri yerine getirebilme kudretinin olduğu gerçeğinin öne çıkarılmamasıdır. Aslında bu kısımla ilgili anlatımlara az da olsa rastlanabiliyor. Fakat maliki olduğu din gününde tek kurtarıcının da kendisinin olacağı gerçeği bu ayetler anlatılırken en çok ihmal edilen yön olarak karşımıza çıkıyor.
 
            c- Tevhid Bilinci
 
            İşte kevnî ayetlerin asıl ihmal edildiğini düşündüğümüz yönü bu yöndür. Çünkü Kur’an’da Allah (c.c) yaratma kudretinin sınırsızlığını anlatırken temelde “ Sizin ilah olarak tasavvur ettiğiniz diğer varlıklar böyle bir kudrete sahip midirler? ” sorgulamasının yapılmasını istemiştir. Fakat bizler bu türden ayetleri bahsedilen bütünlükten koparıp birbelgesel niteliğinde anladığımızda ayetlerin ulaştırmak istediği neticeden uzak bir yerde kendimizi bulmamız kaçınılmaz olmuştur.
            Kur’an’ın kevnî ayetlerini anlamada böyle bir hata yapılınca zihnimizde tevhidin bir ayağı daha kırılmış, şirk zulmüne önemli bir pay daha verilmiş, büyük bir gedik daha açılmıştır.
 
            3.  Misal Olarak Verilen Ayetleri Anlamada Yapılan Yanlışlıklar
 
            Ne yazık ki günümüzde özellikle kendi insanımız katında Kur’an misallerinin hiç anlaşılmadığı kanaatindeyim. Bu başlık anlamada yapılan yanlışlıklar yerine “ Bir türlü anlatılmayan, anlaşılamayan(!) ayetler” olarak ele alınsaydı daha yerinde olabilirdi. Misal ayetlerinin gündemden düşürülmesinin bizdeki yansıması en az üstte bahsedilen ayet türleri kadar şirki gündeme almamamızda etkili olmuştur. Belki daha fazladır. Çünkü misal ayetlerinin hemen hemen tümü tevhitle doğrudan ilişkilidir ve derinden düşündürücüdür. Bu ilişki ve düşünmeden yoksun kalan kalplerde şirk zihniyetleri nefes alabilme imkânı bulabilmiştir. Kanaatimce özellikle bu türden ayetleri Müslümanların gündemine taşımak günümüz âlimlerinin yapması gereken en elzem işlerinden biridir.
 
            4. Tebşir (Müjdeleme) ve İnzar (Korkutma) Ayetlerinde Düşülen Anlama Yanlışlıkları
            Günümüzde sadece nefsi arzuların önüne geçilmesi maksadıyla sunulan bu ayetler, Kur’an’da bütün ayetler gibi tevhidi bir bütünlükle bizlere sunulur. Elbette bu türden ayetlerin kötü arzulara gem vurmak maksadıyla anlatılması yapılması gereken bir iştir. Fakat bu ayetlerden muradın sadece bu olduğunu düşünmek bu türden ayetler hakkında düşülen büyük yanlışlıklardan birisidir.
            a- Tebşir Ayetleri Hakkında Düşülen Anlama Yanlışlıkları
            Tebşir ayetlerindeki müjdelerin sadece Muvahhit olan kullara yönelik olduğu gerçeği unutularak anlatılması veya anlaşılması, inanış ve davranış biçimini doğruya yönelik değiştirme gerekliliğinden yoksun, anlatım ve anlayıştır. Bu türden ayetleri anlarken düşülen yanlışlıkların en çok görüneni budur.
            Tebşir ayetlerinde düşülen diğer bir anlama yanlışlığı ise kolaycılığa zemin hazırlayan yine tevhitle direkt ilişkili olan, yanlış şefaat inancı[1] ile anlatılan, müjdeye ulaşma mantığıdır ki; bu düşünme ve anlama tarzı da çokça görülmektedir. Bu anlayışla ayetlerde verilen müjde basitçe elde edilebilir hale gelince ayetlerin tesir gücünün anlayan tarafından azaltıldığı ne yazık fark edilmemektedir.
           b- İnzar Ayetleri Hakkında Düşülen Anlama Yanlışlıkları
            Tebşir ayetlerini anlarken düşülen yanlışlıkların benzerleri bu ayetleri anlarken de görülmektedir.
            İnzar ayetlerindeki korkutmadan sadece muvahhitlerin kurtulma ihtimalinin olduğu gerçeği vurgulanmadan yapılan anlatım ve anlayışlar yine inanış ve davranışbiçimini doğruya yönelik değiştirme gerekliliğinden yoksun, anlatım ve anlayışlardır. Bu türden ayetleri anlarken düşülen yanlışlıkların en çok görüneni de budur.
            Tebşir ayetlerinde olduğu gibi kolaycılığa zemin hazırlayan yine tevhitle direkt ilişkili olan, yanlış şefaat inancı ile bahsedilen tehditten gayretsiz kurtulma mantığı, bu ayetleri anlarken düşülen yanlışlıklardandır. Dolayısıyla ayetlerin inzar tesiri tebşir ayetlerinde olduğu gibi azalmaktadır. Aslında bu türden ayetleri anlarken düşülen bu hatalar ile kendi ayağımıza kurşun sıktığımızın farkında olmamız gerekmektedir.
             5-Kur’an’ı Anlamanın Tek Yolunun Müktesebattan Geçtiğini Düşünmek[2]            
            Kur’an’ın herkes tarafından anlaşılamayacağı düşüncesiyle başlayan ve anlamını müktesebatla sınırlandıran büyük yanılgı şirkin doğru tanınamamasındaki en etken faktörlerden biri olmuştur.
            Sağlam bir mirasın varisleri olan ilk dönem fakih ve müfessirlerin büyük gayretleri ile kendi zamanlarında şirk zihniyetinin kabul edilebilir bir şekilde ortaya çıkmadığı bir gerçektir. Eserlerinde mümkün olduğu kadar şirkin o zamanki tezahürlerinden bahsetmiş, halkı bu noktada uyarmışlardır. Böylece toplumu gerektiği şekilde aydınlatabilmişlerdir. Bütün bu gayretleri ile geriye rivayet yönü ağır olan birikimlerini bırakabilmişlerdir. Onların küçümsenemeyecek gayretlerinin sonucunda halk nazarında kabul görmeyen şirk zihniyetleri bırakılan mirasla açıkça reddedilemeyecek bir şekle dönüşmeye mecbur kalmışlardır. Bu mecburiyet onları biraz daha İslamî motiflere muhtaç hale getirmiştir.
            Yabancı felsefeleri İslamî motiflerle süsleyen şirk zihniyetleri sosyal bunalımlar ve siyasal çalkantılardan kendine düşen payını almış ve halk nazarında kabul görebilir hale gelmiştir. Bâtınî yorumların muğlâklığından ve züht hayatını temsilen keşfi ilmin kaynaklarından sayan tasavvufun, toplumda kabul görmesiyle çeşitlenmeye başlamıştır. İşte bu zamanlarda rivayet ağırlıklı miras kendini güncelleyen şirk zihniyetleri karşısındatoplumu tatmin edici bir varlık gösterememiştir. Bu ve başka ihtiyaçlar nedeniyledirayet yoluna zorda olsa girilebilmiştir. Fakat yapılan dirayette çoğu zaman rivayete bağlı kalma şartına hapsedilmiştir. Dolayısıyla anlama sadece rivayetin dirayeti ile gerçekleşebilmiştir. Bunun birçok sebebi vardır ve büyük bir çalışma konusudur. İşte bu nedenle orta dönem fakih ve müfessirlerinin artık yaygınlaşan ve devamlı çeşitlenen şirk zihniyetleri karşısında etkili bir duruş göstermelerini beklemek mümkün değildir.
         Son dönem fakih ve müfessirler ise çoğunlukla bir öncekilerin yolunu takip etmiş, aldıkları mirasa saygı göstermiş, mirasın hakkını verme noktasında büyük gayretler göstermişlerdir. Onlarda ancak eskiden dirayet olan fakat kendilerine rivayet olarak gelen tefsirlerin dirayetini yapmaya kalkışınca kendisini devamlı güncelleyen şirk karşısında öncekilerin durumlarına benzer bir duruma düşmüşlerdir. İlginç olan şu ki güncel şirk zihniyetlerine güncel yorumlarla engel olmaya çalışan fakih ve müfessirler bu üç dönemde de eleştirilmişler, marjinal sayılmışlar ve delaletle hatta küfürle itham edilmişlerdir. Günümüzde bu âlimlerden de yapılan alıntılar elbette vardır. Ne yazık ki bu defa da onların kendi çağlarını iyi okumalarından kaynaklanan, artık bizim için bir rivayet haline dönüşen yorumları bizlere öylece aktarılmaktadır.
            Kur’an’ı anlamak ve hayatla ilişkisini doğru kurabilmek için bir başkasının anladığıyla yetinmek zorunda kalan bizler aslında bizim için anlayan müfessirin dünyasına kendimizi hapsetmekten başka bir şey yapmıyoruzdur. O müfessirin dünyasından kendimizi kurtaracağız diye kendi dünyamıza hapis kalmamak için müfessirin anladığının bizi özgürlüğe yönlendiren kapılardan biri olması gerektiğini unutmamak lazımdır. Bütün bu anlamaları yaparken şeytan tarafından daima güncelleştirilen şirk zihniyetlerini altüst edecek okuma mantığından bir an olsun uzaklaşmamak gerekir.
            6- İslam İnanç Sistemini Müstakil Eserlerden Öğrenme Çabaları
Günümüzde toplum nezdinde İslam inanç sistemi Kur’an’dan daha çok müstakil eserlerden öğrenilmektedir. Aslında tarihi süreçte de aynı yöntemle öğrenildiğini söylemek mümkündür. Şirki paganlığa has tutma hastalığına sebep olan temel faktörlerden birisi de İslam inanç sistemini sadece müstakil eserlerden öğrenme gayretleridir. Bunun birkaç sebebi vardır:
 
a- Müstakil Eserlerin Asla Kuran Gibi Yol Gösterici Olamaması
 
Müstakil eserler içerik bakımından ne kadar doğru olurlarsa olsunlar Kur’an’ın işleyiciliği ve yol göstericiliği karşısında acizliğe mahkûm bırakılmışlardır. Bu Allah (c.c.) ın koyduğu bir yasadır.
 
Kur’an en kıvamında yol gösterendir. Muhatabının ta derinliklerinde yatması muhtemel sapkınlıkları vicdanî muhasebeye tabii tutturan bir kompleksle hidayetini gerçekleştirir. Kendi iç dinamiği ile muhatabının gönül işleyişi arasında doğrudan çok yönlü bir ilişki kurar. Vicdanî gündemi doğru–yanlış ikilemine getirir ve muhatabına özgür bir tercih hakkı sunar. Kur’an, muhatabını inşa ederken birebir ilişkili örnekleri ile aklın otomatik kabul ettiği misalleri ile nefsin arzuladığı müjdeleri ve sakınmak istediği korkutmaları ile tesirini ve hidayetini ta derinlere bırakabilen ve hiç zarar vermeden o derinliklerden çıkabilen tek kitaptır. Bu yönüyle de benzeri oluşturulamayan bir mucizedir. Kur’an bu ve daha çözümlenmiş-çözümlenmemiş birçok işleyiş tarzı ile özellikle şirki ve şirkin bütün zihniyet temellerini muhatabının özeline inerek yıkabilme melekesine mutlak sahiptir. Müstakil hiçbir eserde böyle bir meleke bulunmamaktadır. Bazı eserler kendinde böyle bir meleke var olduğunu vehmetse de bilhassa bu gibi eserlerden uzak durmak gerekir.
 
Kur’an’ın yukarda bahsettiğimiz bazen nazik, bazen yıkıcı fakat temelde inşa edici hidayeti ile bireysel anlamda hemhal olmayan bizlerin, şeytanın özellikle sağdan yaklaşarak devamlı güncelleyip durduğu şirk zihniyetlerinin kapsamı dışında olduğumuzu iddia etmek zor olacaktır. Hiçbir müstakil eserde benzeri özellik bulunmadığından ihtiyaç duyduğumuz o hidayeti sırf onlardan aramaya çalışmak yerinde bir davranış olamaz.
 
b- Meşreb ve Mezhebi Övücü Eserler
 
Herhangi bir meşrebi veyahut mezhebi öne çıkarmaya odaklanmış eserlerden yüklenilen bilgiler, genelde asıl meselelerden ziyade teferruat sayılabilecek türden bilgiler olduğundan şirk zihniyetlerinin tanınmasına yönelik neredeyse hiçbir muhteva içermemektedirler.  Aksine böyle eserler mutaassıplarının elinde keskin birer kılıç haline getirilip, sosyal anlamda parçalanmayı körüklemede bir silah olarak kullanılmaktadır. Müslümanların bu türden eserleri dinin kaynakları gibi görmeleri, bunları okumakla bütün dini ihtiyaçlarını öğrenebileceklerini zannetmeleri, şirk zihniyetlerinin paganizmle sınırlı anlaşılmasında büyük katkı sağlamıştır.
 
c- Tarikat ve Cemaatlere Özgü Eserler
 
Kendi tarikat ve cemaatlerini veya benzerlerini övmeye odaklanan türden kitaplar sayılamayacak kadar çoktur. Bu kitaplar tamamen düşüncelerini ve liderlerini övmeye odaklandığından şirk zihniyetlerini tanıtmaya ilgisiz kalmışlardır. Bu eserlerde fikirler delillendirilirken bağlamından koparılmış ayetlerin kullanılması, içi doldurulmayan kavramların oluşturulması ve içi boşaltılan kavramlara sığınılması, İslam dışı felsefelerden beslenilmesi ve liderlerinin faziletleri sıralanırken ilahımsı, olağanüstü varlıklar olarak zikredilmesi gibi ilkel tutumlar, şirk zihniyetini tanıtmamış, gizlemiş, hatta belki sevdirmiştir. Bu eserlerdeki ucu açık anlamların sonraki zamanlarda samimi olmadığını düşündüğümüz kimseler tarafından bu hale getirilmesi eserlerin müelliflerinin temiz niyet ve maslahata binaen yazmış oldukları ihtimalini iptal etmeyecektir. Bu eserlerin çoğunun senedinin olmaması, tercüme edilirken veya öncesinde içeriklerinin bozulması gibi kurtarma bahaneleri de hali hazırdaki gerçeği değiştirmeyecektir.
 
Günümüzde bu kitaplar hakkında en meşhur savunma refleksi olarak görülen hamasi ve mutaassıp tutumlar genelde bilgiden yoksun, cahil takipçileri tarafından yapılmaktadır. Yoksa ilim adamları nezdinde bu türden eserlerin pek kıymeti bulunmamaktadır.
  
Ümmetin çoğunun (en azından ülkemizde) tarikat ve cemaatlere intisap ettiği gerçeği ise vahametin büyüklüğü ile doğru orantılıdır.
 
7- Medya Üzerinden Din Öğrenme
Şirk zihniyetlerinin hakkıyla tanınmamasında önemli bir faktör ise medya yolu ile din öğrenmeden kaynaklanmaktadır. Magazin havasında yapılan toplantılarda reyting hedefli konuların seçilmesi, katılımcıların konunun uzmanı olmaması ve uzmanı olanlarında şöhret kaygısıyla hareket etmesi, kirli kişiliklerin doğrunun bir yönüyle savunucusu olarak gösterilmesi gibi bilinçli-bilinçsiz organizelerle yapılan tartışmaların da bu durumla doğrudan ilişkisi bulunmaktadır. Çoğu zaman bu organize programlarda cin, ruh, kader, kıyamet alametleri, fal, astroloji, burçlar, mehdi, ebcet, cifr, şifreler, sırlar, acayip hadiseler gibi tevhitle birebir ilişkili olan konuların, genelde batıl görüşlerin sempati kazandırılmasıyla sona erdirilmesi girişimi şirk zihniyetlerinin toplumda meşruiyet kazanmasında oldukça etkili olmuştur.
 
İslam’dan ziyade meşrebini öne çıkarmak üzere kurulmuş televizyonlar da kendi meşreb ve liderlerini övmekten bir türlü fırsat bulup, meselelere el atmadıklarından (ki belki böylesi daha iyidir) mevzu konusu programlar halk nazarında etkili olmaya devam etmektedir. Televizyonların az da olsa istisnaları bulunmaktadır. Fakat bahsedilen konuları tevhit boyutuyla ciddi bir şekilde ele alanlarının sayısı yok denecek kadar azdır.
 
8- Günümüz Âlimlerinin Gündeminde Şirkin Yeri
 
Günümüz âlimlerinin kitapları ve söyleşileri incelendiğinde (elbette istisnaları vardır) süslü, yaldızlı ifadelere sıkça rastlanılmaktadır. İşin aslından ve sadeliğinden ziyade entelektüel bir dil kullanarak aslında tabanın çoğunun anlamakta güçlük çektiği cümlelere yer verdikleri aşikârdır. Bununla neyi amaçladıklarını biz bilemiyoruz ve onları suçlamak istemiyoruz. Fakat her türlü zor soruya açık–net fetva verebilen âlimlerimizin şirk zihniyetlerinin tanınmasında etkili olacak sorulara muğlâk ifadeler kullanmalarını, soruları ilmi bir üsluptan ziyade (Güya ümmetin birliği adına) hissi üsluplarla ele almalarını da anlamakta güçlük çekmekteyiz.
Küçük meseleler hakkında saatlerce konuşabilen veya büyük(!) eserler yazabilen âlimlerimizin şirk hususunda herkesin anlayabileceği tanıtıcı bir konuşma veya hacimli– hacimsiz eserler ortaya koymamaları da şirk zihniyetinin tanınmamasının en etkili faktörlerindendir.
            
            SONUÇ
 
            Affedilmesi mümkün birçok günahın mahiyeti günümüzde herkes tarafından bilinmesine rağmen affedilmeyecek tek günahın ve ona giden yoların, çok az insan tarafından bilinmesi temelde bahsedilen yanlış anlamalar nedeniyledir.
 
Muvahhitlerin babası Hz. İbrahim (a.s.) in dahi kendisinden sakındığı, Allah’tan koruma istediği, peygamberimiz (s.a.v)in dahi tehlikesinden uyarıldığı, her insanın bilmeden düşebileceği bir günah olarak Kur’an’da bizlere sunulan ŞİRK ve ona gitmesi muhtemel yolların önemsenmemesinin hayret verici bir cüret olduğunu söylemek mübalağa olmayacaktır.
 
Bu günahı sırf paganlık olarak bilmemize etki eden faktörler karşısında olup bitene rıza gösteren toplumların nihayetinde faturanın kendilerine kesildiğini anlaması ahrete kalacak gibi görünmektedir.
 
Basit bir alışverişte dahi menfaatini gözeterek dükkân dükkân gezmeyi prensip haline getirenler, küçük bir cihazın kullanım kılavuzlarını defalarca okumaktan yorulmayanlar, bir dizi veya maç seyredecek kadar Kur’an’la iştigal etmeyenlerin mazeret olarak Allah (c.c.) a sunacak gerekçelerinin ne kadarının gerçekçi olabileceği konusunda düşünmeleri gerekmektedir. Başlarına gelen küçük sorunlarla dahi saatlerce uğraşanlar, hemen her şeyi ince eleyip sık dokuyanlar, sözün ve mimiklerin incesinden, türevlerinden üstün kabiliyetleriyle müthiş anlamlar çıkaran insan sarraflarının(!) “Kur’an’ı okuyorum fakat anlayamıyorum” türünden mazeretlerinin Allah (c.c.) katında ne kadar geçerli olabileceğini iyice düşünmeleri gerekmektedir.
 
Neticede şeytanın her zaman duruma göre güncellediği şirk zihniyetlerinden ancak Allah (c.c.) ın izni ile Kur’an’ın güncelliğini kendi güncelliğimizle buluşturarakkurtulabiliriz. Bahsedilen buluşturma işlemi akımcı-izimci bir bakışla, öncekilerinin büyük hizmetlerini görmemekle veya günümüz âlimlerini umursamamakla değil, samimiyet, muhtaçlık ve kaygılanmak bilinçleriyle gerçekleştiğinde maksadına ulaşacaktır. Böylelikle hem haklının hakkını vermiş, hem aklının hakkını vermiş, hem iradesinin hakkını vermiş, hem de tahkikin hakkını vermiş olabiliriz. İşte imtihan da bütün bunların hakkını vermekle başarılı bir şekilde sonuçlandırılabilir.
 
Akıbet ancak muttakilerindir. 
                                                                                                                      Serdar KAYALİ


Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


SERDAR KAYALİ Diğer Yazıları

24 Şubat 2015 - İSLAM' DA KEHANET ve BURÇ SAPKINLIĞI
18 Haziran 2014 - Abdulaziz Bayındır Hocanın Kader Çarpıtması
23 Ağustos 2013 - İBN-İ SEBELER VE TESİRLERİ
16 Nisan 2013 - ŞART RÜZGÂRLARI VE ADAMLARI
05 Nisan 2013 - DEĞİŞİM VE MODERNİZM
05 Nisan 2013 - TAŞIN ÜSTÜNE OTURANLAR
04 Nisan 2013 - MESCİDLERİ ALLAH'A BİRAKIN
04 Nisan 2013 - ZİNDANLARIMIZDAN KURTULMAK
04 Nisan 2013 - DAVETLİSİNİZ
04 Nisan 2013 - ÖLÜM
04 Nisan 2013 - ÇOCUK EĞİTİRKEN DUA
04 Nisan 2013 - BİRR’ İN BİR OLMASI
En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH