Ana Sayfa > Site Yazarları

Emre KOÇ - emre55koc@hotmail.com
MODERNİZM ÖLÇEĞİNDE SEVGİLİLER GÜNÜ ELEŞTİRİSİ ve AİLEDE(!) SEVGİ METAFİZİĞİ
16 Şubat 2015 - 1226 okunma

Ülkemizde 1980 yılından itibaren yaygınlaştığı iddia edilen Sevgililer Günü, toplumun kültürel olarak zihin evresini yeni bir kuşağa devrettiği bir zaman diliminde etkinlik alanına sahip olmuştur. Siyasi gelişmelerin, toplumun değerler mirasına olan dikkatini ciddi anlamda dağıttığı, kültürel-ekonomik sıkıntılardan bir nebze olsun uzaklaşmaya ihtiyacı olan insanımızın eğlence kategorisinden zihin evresine transfer ettiği bu günün, sü-i bid’at olarak yorumlanmaktan ziyade insanın tabiatına uygun, hoş gelen, makul karşılanan bir değer olarak algılanması ve algılatılması pek de zor olmamıştır. Anadolu insanının adeta dünyaya açılan gözü olan radyo ve televizyon yayınları yoluyla, projeli diziler, filmler ve çeşitli programlara içerikleştirilerek aktarılan birçok kültür kodu gibi Sevgililer Günü de toplumun gündemine aktarılmıştır. Tesettüre aykırı giyim-kuşam modellerinin taşra insanının evlatlarına öğretilmesi, özendirilmesi, her yeni teknolojik gelişmeyle karşılaşmanın beraberinde tüketim ihtiyacının tatminsizliğe dönüşerek törpülenmesi, Sevgililer Gününü yeni nesle benimseten parametreler olarak vazifesini ifa etmiştir. Peki Anadolu insanının benimsediği bu sevgililer günü nedir, nereden gelmiştir, nasıl benimsenmiştir, nasıl bu kadar kolay benimsenmiştir? Şimdi bu detaylara sırayla göz atalım.
 
Aziz Valentine’nin Hatırasına Saygılarımızla(!)
 
‘’Sevgililer Günü’nün kökeni Roma Katolik Kilise’sinin inanışına dayanmaktadır. Valentine adındaki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Hatta bazı toplumlarda ‘’Aziz Valentin Günü’’ olarak bilinir. Valentine kelimesi, hoşlanılan kişi veya sevgili anlamında kullanılır.
 
1908 tarihli Katolik Ansiklopedisi’ndeki eski şehitler listesinde, 14 Şubat gününe kayıtlı, inancı yüzünden öldürülmüş üç tane Aziz Valentine geçmektedir.
 
Romantik aşk ile Valentine arasındaki bağlantı tarihi dökümanlarda hiç geçmemektedir ve kimi tarihçilere göre sadece bir efsanedir. Valentine’nin onuruna kutlama günü, 14 Şubat 496 yılında Papa Gelasius tarafından ilan edilmiştir. 1969 yılında kilise takviminden Aziz Valentine gününü çıkarmıştır…’’(www.milliyet.com-sevgililergünü nasıl ortaya çıktı?başlıklı yazı)
 
Giriş ve gelişmeyi geçerek sonuç üzerinden küçük bir analizle genel çerçeveyi çizelim. Katoliklerin 1969 yılında Sevgililer Günü’nü kilise takviminden çıkarması oldukça manidardır. Zira bu adım, modernizm ölçeğinde Batı dünyasının attığı önemli bir adım olarak tarihe geçmeyi hak ediyor. 1969’ların Katolik Batı’sı, bu adetin Orta Çağ’ın efsanelerinden olma ihtimalini de göz önüne alarak Kilise’yi temelsiz, mantıksız ve değersiz gündemlerden kurtarıp çağın bilimsel gelişmişliğine uygun kararları yürürlüğe koyması açısından, kendi değerler mirasının medeniyetler muvazenesindeki hesabına artıyı eklemiş oluyor.
 
Sevgililer Günü örneği, Anadolu İslam coğrafyasında Sünni İslam adına modernizme yöneltilen eleştirilerin vizyonunu, söylemini ve mantığını güncelleştirmesi bakımından mühim bir noktada karşımızda durmakta. Zira 80’li yıllardan günümüze Sevgililer Günü gibi bir çok örneğe dini mesaj adı altında sadece sövüp saymakla yetinen Anadolu Ehl-i Sünnet uleması, Orta Çağ’ın zihin kirliliğinin bu toprakların insanıyla temayüz etmesine bırakın engeli, bizzat ön ayak olmuştur. Maaleseftir ki modernizme vurulan ‘’bid’at’’ yaftası, söylem bazından işlevselliğe bu vesileyle geçememiştir. Bunun nedeni de modernitenin İslam tarafında Orta Çağ’ın metodik anlayışıyla yorumlanmasıdır. Modernite, geri kalmışlığın ve kokuşmuşluğun üzerine kurtarıcı mahiyette yeni bir şeyler söylemenin Batı’daki adıdır. Hz.Peygamber’in akidevi ve ahlaki açıdan çöküntü içerisindeki Arap toplumuna devrim niteliğinde tercihler sunmasını yenilik olarak görmemek bu minvalde bariz bir körlük olacaktır. Bununla birlikte Emeviler döneminde teşekkül etmiş Beytü’l-Hikme’yi, zaman içinde ilim merkezi haline gelen Bağdat ve Basra ekollerini, hatta ve hatta Türk dünyasının İslam’ı doğru anlaması açısından kritik bir noktada duran Ebu Mansur el-Maturidi’nin getirmiş olduğu İslam yorumunu, Ebu Muin en-Nesefi’nin geliştirmiş olduğu dil felsefesini yenilik ve gelişmişlik olarak görmemek için kadim bir geleneğin teşekkülüne kör, sağır, dilsiz ve umursuz kalmak gerekir.
 
Bizler bu zamana kadar genellikle modernitenin kültürümüze soktuğu yabancı zihin kodlarını eleştirmek şöyle dursun, modernitenin kalıpsallığını eleştirmekle İslam’a hizmet ettiğimizi zannettik, kabul edelim. Tabi böyle bir müdahale tercihinde bulunmamızın arka planında mühim kırılmalar olduğu da kuşkusuz. Türk-İslam dünyasının, İmam Maturidi’nin İslam anlayışını bütünüyle tahkik edip kültürleştirmekten ziyade Kitabu’t-Tevhid’deki ‘’iman’’ tanımını fıkıhlaştırmayı, Hoca Ahmed Yesevi ölçeğinde büyüklerimizin tasavvufi yorumlarıyla kifayet etmeyi hanesine kazanç olarak yeterli sayması, imanın hukuk ve ahlak alanında yükselen medeniyet projesi için yeterli olmamıştır. Bununla birlikte Selçuklu ve Osmanlı resmi din anlayışında (Eş’ari yorumu) gelişmeyi, tahkik etmeyi, ortaya orijinal ürün koymayı ikinci plana atan bir yapının olması, yeniliklerle gelişmeye kalıpsal olarak ket vururken, son dönemde Batı’nın yenilikleri askeri, ekonomik, eğitim ve öğretim alanına bizzat transfer edilmiştir. Netice olarak moderniteye karşı verilen o büyük mücadele devasa kayıplara neden olmuştur. Bu durumu dönemin siyasi-politik zayıflığına ve yenilgilerine mâl etmek katıksız kadercilik olacaktır, bu da hem kaybetmenin hem de kaybettikten sonra züğürt tesellisiyle kifayet etmenin imkanı olacaktır. Bunun yerine dönemin siyasi-politik zayıflığına muhatap olarak gelişmeye kapalı bir kültürel tercihin taşıyıcılarını, yani kendimizi, kendi eksikliklerimizi görmek gayet yerinde olacaktır.
 
Sevgi: Paylaşmak İçin Herhangi Bir Vesileye İhtiyaç Duyulmayacak Kadar Bize Ait Olan Gerçek
 
‘’Bugün hayatımı yahut hayatımdaki insanı renkli, eğlenceli hale getirmek için ne yapsam?’’ sorusu, zenginlikten, doymuşluktan ve kaybolmuşluktan ne yapacağını bilemeyen Batı insanının her sabah uyandığında cevabını aradığı bir soru, çıkış noktasıdır. Mutlu olmak için sürekli bir vesileye, bir nesneye, olaya yahut da gelişmeye ihtiyacı olan Batılının cevabını aradığı bir sorudur. Oysaki İslam olayları değil, olguları daha çok önemser. Maddeyi değil, mânâyı önceler. Mutluluğu maddede, görünüşte aratmaz. Her zaman çizilen tablonun içinde keşfedilmemiş detaylar vardır. Renklerin cümbüşü değildir aslolan; İslam’ın boyasıyla renklenen tablolarda hakikati aramaktır aslolan. İşte tam da bu noktada ayrışır modernitenin tabloları ve İslam. Siyah ve beyaz gibi nicedir uzaklığı…
 
Mutlu, huzurlu ve mutmain olmak için çeşitli vesilelere, günlere, aylara ve yıllara ihtiyacımız yok bizim. Ve her şeyden öte birilerinin bizi mutlu etmesine ihtiyacımız olmamalı bizim. Her zaman, mutluluğunu bizimle paylaşmak isteyen muhatabımızla paylaşabileceğimiz bir mutluluğumuz olmalı. ‘’Bugün sen, yarın ben’’ gibi pazarlıklı da olmamalı. Bir adamın ansızın ve birden, ortada hiçbir sebep yokken eşine sunduğu rengarenk çiçekler, Sevgililer Günü’nü solda sıfır bırakmalı. Mutluluk önemli gün ve geceler kategorisinde önemsizliğe terk edilmemeli. Metroseksüel auranın arayışı, yerini ince ruhlu hassas mümin/mümine prototipine bırakmalı. Daha ne söylenebilir ki bilemiyorum. Sözün özü mutluluk, hiç yaşanmamış gibi, bambaşka yaşanmalı; ansızın ve anlamlı…
 
Farkındayım. Eşler çoğu zaman günlük hayatın yoğunluğu ve aralarındaki anlaşmazlıklardan dolayı birbirilerini ihmal edebiliyorlar. Bu yüzden de bir türlü bitmeyen şikayetler artabiliyor. Bu çatışma evresinden kurtulabilmek için önce eşlerin ailedeki mutluluğu ve huzuru sağlamayı sorumluluk olarak benimsemeleri gerekir. Mutlu etmeyi bilmeyen eşin, mutlu edilerek terbiye edilmesi gerekir. Mutluluğu eşinin gözlerinde görebilmeyi başlı başına bir mutluluk olarak telakki edebilen adamdır, adamın hasıdır; kadınsa kadının hasıdır. Bunun ötesindeki mutluluk arayışlarının da metafizik boyutunun olmadığı aşikar. Ayrıca bugünün anlam ve önemine(!) binaen henüz aile olmamış birlikteliklere de hülasa diyeceğimiz var: Aile, mutluluğun formülü olduğu kadar da kanunudur da. Bu münasebetle aile metafiziği henüz oluşmamış mutluluklarda daha dikkatli olmak hem birlikteliğin hem de mutluluğun sıhhati için önem arz eder.
 
Sevgililer gününü, sevgililer gününde terk edin(!) temennisi ile…
 
Saygılar, Sevgiler, Muhabbetler…
 
 
Emre KOÇ
ADANA-2015

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Emre KOÇ Diğer Yazıları

23 Ağustos 2016 - TEKKELİ DARBENİN TEOLOJİK-SİYASİ ZİHİN KODLARI
05 Mart 2015 - RİVAYETLERİN TOPTAN REDDİ VE TEFSİRDE USÜL ANLAYIŞI: Mürselat 77/50 Örneği
28 Şubat 2015 - KADINA ŞİDDET SÖYLEMLERİ VE ADİL TOPLUM İDEALİ
05 Şubat 2015 - İHSAN ŞENOCAK VE CIMBIZLARI: KISSALARIN DİLİ ÖRNEĞİ
24 Aralık 2014 - DİB ADAYI AHMET MAHMUT ÜNLÜ- NÂM-I DİĞER: CÜBBELİ AHMET
15 Aralık 2014 - DARU’L-İSLAM’DA ‘’NOEL’’ ÖRNEĞİ VE MODERNİZM
07 Eylül 2014 - DEVLET-İ ÂLİ MEDİNE İSLAM DEVLETİ YÖNETİMİNDEN MISIR’DAKİ HADİSELER İÇİN BASIN AÇIKLAMASI
23 Haziran 2013 - KÜLTÜREL EROZYONLARIN ALTINDA TERK EDİLEN DİN YORUMLARI ÜZERİNE
18 Mayıs 2013 - BİZ MEDİNE OLAMADIK, RASULULLAH’IN KARDEŞLERİ GERİ DÖNÜYORLAR!
18 Nisan 2013 - ‘’ŞANS OYUNLARININ DİNDEKİ YERİ’’ ŞEKLİNDEKİ YAKLAŞIMLAR HAKKINDA APOLOJİK BİR SORUŞTURMA
En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH