Ana Sayfa > Site Yazarları

Kürşat BAŞKAN -
MODERN ZAMANLARDA NUH’UN GEMİSİNE BİNEBİLMEK
18 Nisan 2013 - 1563 okunma

              Zor zamanlardan geçiyoruz. Madde ile kuşatılan hayatımızda nefes almayı başarmak her geçen gün güçleşiyor. Bütün tüm çevremizde nesnelerin, hizmetlerin, maddi malların çoğalmasıyla oluşturulmuş ve insan türünün ekolojisinde bir tür temel dönüşüm oluşturan akıl almaz bir tüketim ve bolluk gerçekliği var.

              Daha doğrusu, bolluk içindeki insanlar artık, tüm zamanlarda olduğu gibi başka insanlar tarafından değil, daha çok nesneler tarafından kuşatılmış durumda. [1] Bu kuşatmanın yoğunluğu her geçen gün artarak devam ediyor. Modern zaman dediğimiz bu süreçte nesnelerle kuşatılmamız insanlığın, hayatın ve evrenin öznesi olması gereken insanın da nesneleşmesine sebebiyet veriyor. Tüketilen malın kalitesi arttıkça insanda nitelik azalmasına neden oluyor. Nesneleşen insan en fazla tahribatı manevi yönde yaşıyor. Malın elinde oyuncak durumuna düşen bizler zararlı bir tüketici duruma geliriz. Modernizm de insana biçtiği rol burada başlıyor. Her durumda tüket ki tüketerek tükenen insan ortaya çıksın.

              Günümüzde hiçbir şey safça ve basitçe tüketilmez, yani herhangi bir amaç için satın alınmaz, sahiplenilmez, kullanılmaz. Nesneler herhangi bir şeye değil, öncelikle ve özellikle size hizmet eder. Tüketime tüm anlamını kazandıran saf ve basit tatmin değil, ödüllendirmenin, kişisel dinginliğin sıcaklığıdır. Modern tüketiciler ilginin güneşinde bronzlaşırlar.[2]          
    
            Tükettiğimizi üreteceğimizden bizim için tüketim önem arz ediyor. İnsan bedenen de ruhen de tükettiği nesnelerin verdiği şekle göre hayatını devam ettirir. Bugün bizler tükettiğimize dikkat etmezsek nesneleşme sürecini, maddeleşmesürecini büyük kayıplarla atlatacağız. Dervişin fikri neyse zikri o’dur, ifadesini günümüze uyarlarsak şöyle bir çıkarım elde ederiz: Derviş neyi tüketirse onu üretir. Etrafımızdaki insanların, maddi değerlerin değişmesine neden olan durum budur. Haram lokmanın yenmemesi için gösterilen yoğun kültürel titizlik modern zamanda maalesef kaybolmuştur. Dervişliği kendimize bir rol olarak belirlemeye çalıştığımız da karşımıza çıkacak en büyük tehlikeyi de görmüş oluyoruz. Müslümanlar olarak kendimizdeki (dilimizdeki, yaşantımızdaki, kıyafetimizdeki, evlerimizdeki, çocuklarımızdaki, eşlerimizdeki, mahallemizdeki, ticaretimizdeki, eğitimimizdeki ) değişimi tükettiklerimiz ölçüsünde anlamlandırmalıyız. İçimizin sinmediği her türlü değişim aslında şimdi zorlandığımız ama ileride zorlanmayacağımız tükettiğimiz nesnelere bağlayabiliriz. Bir lokma, bir hırka formülü de burada anlamsız kalıyor. Netice de tüketilen bir lokma ve bir hırka var. Tüketilen nesnenin azlığı bizleri takvaya ulaştırmaz.

              Birey her yerde öncelikle kendini beğenmeye, kendinden hoşlanmaya özendirilir. Kendini beğenerek başkalarınca beğenilme şansına ulaşılacağında anlaşılmıştır. En aşırı durumda, kendinden hoşnut olma ve kendi kendini baştan çıkarma, belki nesnel baştan çıkarma erekselliğinin yerine bile geçebilir. Baştan çıkarma işi, bir tür mükemmel “tüketim” de kendi üstüne döner, ama göndergesi daha çok başkasının yargısıdır. Açıkçası hoşa gitme, hoşuna gidilecek kişinin değerlendirmesinin yalnızca ikincil olduğu bir iş haline geldi.[3] Beğenme ve beğenilme duygusunun tüketimi insana Allah’ın rızasını unutturmuş durumdadır. Yaptığımız her eylem ve tükettiğimiz her nesnedeki Allah’ın rızasının unutulması bizlerde beğenilme duygusunu ön plana çıkarılmıştır. Bu durumu kadınlar üzerinden biraz daha somutlaştırabiliriz. Modern zamanlardaki kadın olgusu bu hissiyata kendini dayandırmıştır. Kendini beğendirme hissi ile sınırları alt üst etmiş, tek hedefi kendisini dışarıdan gören gözlere beğendirme olmuştur. Ne pahasına olursa olsun öncelik hedefi kendini beğendirmedir. Bunun için tükettiği malların başında makyaj vb. ürünler gelmektedir. Elbise amacının dışına çıkarak örtme özelliğinden çok onu gözler karşısında daha da beğenilir kılmak zorundadır. Bu durumun sınırlarını da moda dediğimiz olgu belirlemiştir. Onun koyduğu sınırların kadınlar tarafından meşrulaştırma nedeni beğenme duygusudur. Beğenilen elbise en iyi elbisedir veya yapılan makyaj, estetik ameliyatlar. Bunların ortaya çıkması Allah’ın rızasının hayatımızdan geri plana atılmasına sebebiyet vermiştir.

              Tüketim alışkanlığımızın temelini gösteren ilginç bir tespite burada yer vererek bu durumdan kurtuluş için neler yapabiliriz sorusuna da cevap aramak gerekir. Ivan İllich eserinde şunları söylemektedir: “ Çok daha fazla sayıda bebeğin inek sütüne ulaştığı doğrudur, fakat zengin olsun, fakir olsun, tüm annelerin sütü de kuruyup gitmektedir. Bebek, biberon ihtiyacıyla ağlamaya başladığında, yani, organizma bakkaldan gelen süte kavuşmaya ve böylece de görevini ifa edemez hale gelen memeden yüz çevirmeye alıştırıldığında, tiryaki tüketici doğmuş olur. [4]  Bu tiryakiliğimizle modern çağda yapabileceklerimize bakabiliriz. Bu kısımda ele alacağımız olay Hz. Nuh ve yaşadığı Tufan bahsi olacaktır
.
              Nuh Peygamber ve Tufan bahsi Yaklaşık 21 surede geçmektedir. Bu da şu anlama gelmekte her 5 surede bu konu tekrarlanıyor. Bunu sorgulamamız lazım. Sahabe bu tarihi bilgi ile hemhal oluyor. Kıssalar bize bir nasihattir Sık sık dillendirmek gerekir.Hud Suresinde: “25- Andolsun, biz Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara:) "Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum. 26- "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acıklı bir günün azabından korkmaktayım" (dedi) .27- Kavminden, ileri gelen inkârcılar: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi. 36- Nuh'a vahyedildi: "Gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme."
37- "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulme sapanlar konusunda da bana hitapta bulunma. Çünkü onlar suda-boğulacaklardır." 38- Gemiyi yapmaktaydı. Kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında onunla alay ediyordu. O: "Eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle alay edeceğiz" dedi.
39- "Artık siz, ilerde bileceksiniz. Aşağılatıcı azab kime gelecek ve sürekli azab kimin üstüne çökecek." 40- Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: "Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle." Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.
42- (Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzmekteyken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma."43- (Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah) dan başka bir koruyucu yoktur." Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.44- Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cûdi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi.

              Kıssanın anlatışı geminin Cudi dağının üstünde durması ile tufan sona ermiştir. Bizim ele alacağımız mesele Tufan meselesidir. Tufan; şiddetli yağmur, büyük su baskını anlamına gelmektedir. Konumuzla ilgili kısımları ön plana çıkarırsak şöyle bir tablonun varlığından söz edebiliriz. Peygamberin bir tehdidi söz konusudur. Eğer çağrısına kulak verilmezse o halkı bekleyen bir tehlike vardır. Peygamberin kutlu çağrısı karşısında onu dinlemeyip ilahi çizginin dışında kalan her türlü tüketimi fütursuzca yapan insan topluluğu. Onlar sınırları aştıkça, tüketimlerini pervasızca yaptıkça şiddetlenen yağmur vardır. Sonuçta ilahi daveti dinleyen ilahi sınırları gözetenler gemiye binmiş, diğerleri helak olmuştur.

              Bizim yaşadığımız çağda ise artık modern zaman tufanları kopmuştur. Sınır tanımamazlık tufanı, şirk tufanı, cahiliye tufanı,  faiz tufanı, çıplaklık tufanı, kan tufanı, zalimlik tufanı, lükslük tufanı, israf tufanı, haram tufanı, dedikodu tufanı… Bu tufanlar içinde Nuh’un gemisini aramalı ve binmeliyiz. Sınırsızlık tufanı karşısında Kur’an bizim gemimiz olmalı, şirk tufanı karşısında tevhit gemisine bilmeliyiz. Çıplaklık karşısında tesettür bizim gemimiz olmalı; ısraf tufanı için vereceğimiz infaklar, sadakalar, karz-ı hasenler bizim gemimiz olmalıdır. Bu tufanlardan kurtuluş için namazgâhımız, seccademiz bir gemidir. Sığınacağımız her mescid bizim Cudimiz olacaktır. Yapılacak her zikir bu kesif tufanın içinde bizlere nefes olacaktır. Diri kaldıkça bu gemiler için söyleyeceğimiz tek bir söz vardır:
“ Nuh dedi ki: “ Giderken olsun, dururken olsun ona besmele ile binin ! Gerçekten Rabbim çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir. (Hud Suresi-42) 
 

                                                                       KÜRŞAT BAŞKAN


Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Kürşat BAŞKAN Diğer Yazıları

12 Ağustos 2017 - BİR TARTIŞMANIN SÖYLEM ÇÖZÜMLEMESİ VE KADİM SORU: TARTIŞMAYI KİM KAZANDI? (Prof. Dr. Caner TASLAMAN ve Yrd. Doç. Dr. Ebubekir SİFİL Örneği)
19 Aralık 2013 - ÇAĞIMIZIN YENİ BUDASI MEVLANA
31 Temmuz 2013 - HZ. LUT KISSASI, UNUTTURULAN HASTALIK AİDS VE MASUM EŞCİNSELLER
En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH