Ana Sayfa > Site Yazarları

Naci Kayalı - admin
KANAYAN YARA TASAVVUF
26 Haziran 2014 - 3120 okunma

Hamd alemlerin Rabbi Allah'adır. Onun emirlerinin tebliği için gönderdiği tüm peygamberleri örnek alarak O'nun kitabında anlattığı ve peygamberi Hz.Muhammed (S.A.V) de uyguladığı gibi dini sadece Allah'a has kılanlara selam olsun.

İslam ümmeti ve özellikle biz Türk milleti üzerinde o kadar oyunlar oynandı ki bunlardan en önemlisi olarak gördüğüm ise din üzerinden oynanan oyunlardır. Yıllarca bizlere islam dini içinde imiş gibi gösterilen ve bir çırpıda da kolaylıkla atılamayacak olan o kadar ibadetmiş gibi görünen savsatalar mevcut ki. En önemlisi ise bu bidat, uydurma ibadetler, uydurma ve islamda olmayan inanma şekli, düşünceleri, yaşam biçimini içerisinde barındıran TASAVVUF (İslama altarnatif din)

Hep tasavvuf denince uzak kaçtık. Mistik bir ortam çünkü. Yıllarca bize anlatılan menkıbeleri dinledik hemde hiç sorgulamadan. Bizlere İbni Arabi, İmam Rabbani, Mevlana, Hallaç, Yunus Emre gibi birkaç insanı din adamı, islam temsilcisi, büyük alimler olarak tanıttılar. Bunların felsefik düşüncelerini algılayamazsak bile “vardır bir hikmeti” diyerek sorgulamadık. Bunlar ne diyor, ne anlatıyor, nasıl düşünüyor, gerçekte alimler mi sorgulamadan onları sevdik. Onlara söz söyletmedik, hatta onlarla ilgili isimlerinden başka bir şey bilmememize rağmen. Sonra kuran ile tanıştıktan sonra bu zatların gerçekte bizim onlara verdiğimiz değerde değilde Allah ve Resulü'nün anlatmadığı farklı, içerisinde ruhani ve mistik felsefi akımların çok olduğu bir bakış tarzı ile bizlere sunulduğunu hiç ama hiç sorgulamadık.

Ne zamanki bu şahısların kitapları ellerimize geçti, daha doğrusu okuma tembelliğini bırakıp kitap okumaya başladık, gerçeklerle karşılaştık. Karşılaştığımız bu gerçekler bizleri şaşırttı, üzdü, hayal kırıklığına uğrattı.

İşte tasavvufun mihenk taşları olan ve bizlere sözüm ona EVLİYA kavramı içerisinde sunulan bu insanların İslam dininden uzak, ipe sapa gelmez, küfür içeren sözlerini gördük. Bu yazımda onların eserlerinden sayfa numaraları vererek, onların düşüncelerini kendi el yazılarıyla, kendi düşünceleriyle ve yorum katmadan görmeni istedim. Yazım biraz uzundur ancak deliller nedeniyle bu uzunluk oluşmuştur. İnşallah sonuna kadar okursunuz ve bazı gerçekleri görmenize vesile olur.

Peki nedir bu Tasavvuf (?); bence mistik olan İslam dinine alternatif üretilen dindir. Belki bu tanım birebir açıklamaz ama, içeriği itibariyle öyle olduğunu herkes biliyor. İnsan hem İslam dininden bahsederken hemde tasavvufta da böyle demesi zaten her şeyi ortaya koyuyor. Bu tasavvuf adı altında oluşturulan DİN öyle kök salmış ki, bunun içinde olan insan aslında İslam dininin gereklerini yerine getirdiğini, müslüman hemde kaliteli müslüman olarak yaşadığını düşünür. Hatta insanlar öyle zaman gelmiştir ki bu görüşün (tasavvuf) islam dinine zarar vermediği gibi hatta bir çok şey kattığını (?) her zaman savunmuştur.

Tasavvufu iyi inceleyen bir insan temelde şunu görecektir. Hinduizm, Budizm, Şamanizm gibi dinlerin en büyük etkilenmiş haliyle pişirilmiş islami bir yemek. Bütün bu düşüncelerin toplanmış ve içerisine biraz iman, islam, ibadet eklenerek ve birde üzerini Vahdeti Vücud felsefesiyle süsleyerek ortaya çıkmış yanlış mı yanlış ortadan kaldırılması gereken bir inanma ve yaşama şeklidir.

Gelin önce tasavvuf (?) oluşmasında emeği geçen, tasavvufun tepesi sayılacak insanların sözlerini sizlere aktarıp, tasavvuf mantığına onların gözüyle yukarıdan bakalım.

Ancak şunu söylemeliyim ki bu yazıda okuduklarınızı belkide bazılarınız yeni duydu, şaşıracaktır, belkide ya yok böyle bir şey deyip kızacaktır. Sizden sadece küçük bir araştırma ile burada yazdığım Tasavvuf Alimlerine ait görüş ve sözleri onların eserlerinde bulabileceğinizi unutmamanızı istiyorum.

TASAVVUF ALİMLERİ (Bilinenler) Beyazıd Ebu Yezid El Bistami, Gazali, İbnul Farid, İbnı Arabi, İbn Sebi, Celaleddini Rumi (Mevlana), Sadreddin Konevi, Tilimsani ve Yunus Emre 

1-İbni Arabi (Tasavvufu savunan tarikatların Şeyhul Ekber dedikleri şahıs);

-”Yaratan yaratılan halık mahluk hep odur. Onun dışında onun varlığı haricinde hiçbir varlık tasavvur edilemez. Çünkü vücut birdir”(vahtedi vücud felsefesi) (Yani her şey haşa ALLAH'tır)

-Koca hanımıyla çinsel ilişkide bulunduğu zaman ancak Hakla (Allah'la) cinsel ilişkide bulunmuş olur. (İbn Arabi Fusüsul Hikem ve el Fatühatül Mevkiye adlı kitapları. Hazihi Hiyes Süfiyye s 34 47 .es süfiyye s 24)

-İbn Arabi Firavunun Mümin olarak öldüğünü, Cehennem ateşinin cehennemlikler için bir korku bir sakınca ve bir azap olmadığını aksine onlar için bir tad bir lezzet ve bir sevk unsuru olduğunu, velayet [Velilik]mertebesinin nübüvvet ve risaletten daha üstün olduğunu, Allah ın mükemmellik ifade eden olgunluk sıfatları yanında eksiklik kusur ve ayıp içeren yerilmiş sıfatlarla nitelendirielebileceği. Alemin ezeli olduğunu, kıdem i alem pek çok sapık fikrin sahibidir. (İbn Arabi Fusuhul Hikem ve el Fütühatül Mekkiye adlı eserlerinde belirtmiştir.

“Ey nefsinde varlıkları yaratan, sen yarattığın şeylerin hepsisisin (haşa), varlığı nihayetsiz olan şeyi sen vücudunda yaratırsın, şu halde sen hem darsın, hemde genişsin”

 -”Allah bir vakit kul olur, bir vakit ki Rab olur”

-”Allah beni över bende onu överim, o bana kulluk eder bende ona kulluk ederim..” (Fususu'l Hikem)

-Nübüvvet kerpiçlerden örülü bir duvara benzer. O duvar ki tümü tamarnlanmış, geriye tek kerpiçlik bir boşluk kalmıştır, işte ben o boşluğu dolduracak kerpicim. Benden sonra ne nebi ne de rasul vardır.” (İbn Arabi, Fususu’l-Hikem I/63)

-(Kendisine ayet geldiğini iddia ettiği an) '… İşte bu 586 yılında İşbiliye kabristanında bir Cuma günü namazdan sonra bize gelen âyet’dir. Bu sırada sarhoş (gibi) kaldım : Üç yıl müddetle namazda veyâ uyanıkken yahut uykuda, ancak bunu okuyabiliyordum…>> (El – Futûhât El – Mekkiyye, Muhyiddin İbn’ül Arabi, sayfa 99. )

-Çünkü ben senden başkası değilim. (İbn Arabi Fusüsul Hikem ve el Fatühatül Mevkiye adlı kitapları. Hazihi Hiyes Süfiyye s 34 47 .es süfiyye s 24)

-Allah bana hamd eder ben Ona hamd ederim. (İbn Arabi Fusüsul Hikem ve el Fatühatül Mevkiye adlı kitapları. Hazihi Hiyes Süfiyye s 34 47 .es süfiyye s 24)

-O (Allah) bana ibadet eder ben Ona ibadet ederim. (İbn Arabi Fusüsul Hikem ve el Fatühatül Mevkiye adlı kitapları. Hazihi Hiyes Süfiyye s 34 47 .es süfiyye s 24)

-İbn Arabi’ye göre Cibril (a.s.) Hz Peygamber (s.a.v.)’in hayal gücünün bir mahsülü olarak ortaya koyduğu bir varlıktır. İstediği kadar Cibril (a.s.) ile konuştuğunu zannetsin, aslında o kendi kendine konuşmaktan ve kendi kendini dinlemekten başka hiçbir şey yapmamaktadır. (İbn Arabi Fusüsul s. 66)

-Bir erkek, bir kadını sevdiğinde, ona kavuşmak ister, yani aşkın amacı olan kavuşmayı diler ve insanın unsursal oluşum suretinde eşlerin birleşmesinden daha büyük bir vuslat yoktur. Ve bundandır ki, şehvet bütün bir bedenine yayılır. Ve bundan dolayı, kendisine gusletmesi emrolundu. Böylece, şehvetin ortaya çıkışıyla kadındaki hiçliğe erme [fenâ] genel olduğu için, temizliğin de genel olması gerekti. Allah, kulunun Kendisinden başkasında haz bulabileceğini [iltizaz] sanmasını kıskanır, böylece O, kulunu, Hakk’a dönebilsin ve hiçliğe erdiği [fenâ] kadından doğru Kendisine bakabilsin diye gusülle arındırır; çünkü kadında gördüğü O’ndan (Allah tan ) başkası değildir. Ne var ki, erkek Hakk’ı (Allah ı ) en eksiksiz ve en kâmil olarak Kadında görür. Resul, Hakk’ın (Allah'ın) kadınlarda kâmil bir şekilde görülmesinden dolayı, onları sevdi. Hakk’ın (Allah ın ) kadınlarda görülmesi, Hakk’ı (Allah ı) görmenin en azim ve en kâmil olanıdır. Ve en büyük kavuşma da cinsel birleşmedir. (İbn Arabi Fusuhül Hikem)

2-Hallac-ı Mansur ;

-"Ene'l-Hakk" (Ben Hakk'ım/Allah'ım)

 -Sonrada gizlenmiş olarak ortaya çıkıp Yiyen ve içen süretinde zahir olan görünen İnsanlar Allah'a çeşitli şekillerde inandılar. Bense onların inandıklarının hepsine inandım. Benimle senin arannda bir benlik var sıkışmış zorluyor beni. Hakkın için kaldır şu benliğimi kaldır aradan. Aşık olanda aşık olunan da benim. Biz bir bedene girmiş (hulul etmiş) iki ruhut. Sen beni gördüğün zaman Onu görmüşsündür. Sen leyla isen bende leylayım. Seninle kendimden geçtim. Öyle ki seni kendim sandım. Ruhun ve Ruhum bir birine karıştı. Tıpkı şarabın içkinin saf suya karıştığı gibi. Sana bir şey dokunduğunda bana dokunmuştur. Sen her durumda ben olduğun zaman. Seni sırrımda buldum dilim sana hitap etti. Ariflerin namazının küfür olduğu gerçeğine tanık olur. (el Hatip el Bağdadi Tarıhu Bağdat [8 115.121.129][en Nakşibendiye s.73.76)

 3-İbnul Farid;

-Makamda kıldığım namazlar Onadır, Ve şahit oluyorum ki O da bana namaz kılıyor. Her ikimiz de namaz kılan ibadet eden ve secde ederiz. Her bir secde de birleşme hakikatine. Bana namaz kılan benden başkası değildir. Ben Oyum O ben. O Çağrıldığında cevap veren benim. Çağrılan ben olduğumda cevap veren O. (İbnul Farid Nazmus Sülük adı kasidesi. Hazihi Hiyes Süfiyye s.24.33)

4-Bayezid Bestami;

-"Sübhânî mâ a'zame şânî" (Kendimi tesbih ederim, noksan sıfatlardan tenzih ederim, şânım ne yüce oldu)

-“Benim bir benzerim ne gökte bulunur; ne de benim sıfatımın bir benzeri yeryüzünde bilinir”

-Leyse fi cübbeti sivallah [anlamı yani cübbemin içinde Allah tan başkası yok)

-Bir gün insanlara sabah namazını kıldırdıktan sonra onlara dönmüş ve şöyle demiştir. Muhakkak ki ben yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilah yoktur. O halde bana kulluk ibadet edin demiştir. Bu söz üzerine insanlar onu terk etmişler ve deli miskin demişlerdir.

5-İmam Rabbani;

 -"Sâlik, kâfir olmadıkça Müslüman olamaz, kardeşinin başını kesmedikçe Müslüman olamaz. Anası ile tezevvüc etmedikçe (evlenmedikçe) Müslüman olamaz." (Mektubat, İmam Rabbani, 445. Mektup)

6-Yunus Emre;

-"Var kardaşın öldür, dahî avradın boşa, / Anana kâbin kıydır, Hakk'ı ıyân göresin." Sadeleştirip bugünkü dille söylersek: "Git, kardeşini öldür ve karını boşa, annenle nikâh kıydır, (Böylece) Allah'ı açıkça görmüş olursun." (Yunus Emre)

-“Azrâil ne kişi durur kasd idebile cânuma, Ben onun kasdını gine kendiye zindan eyleyem.”

Ya Cebrail kim ola hükm ide benüm âhuma,

Yüzbin Cebrail gibiyi bir demde perrân eyleyem.” (Yunus Emre Divânı, sayfa 94.)

Tüm bu insanların anlatmak istediği VAHDEDİ VÜCUD felsefesini yaymak, yani ALLAH'ta yok olmak, her şey Allah'tır mantığıyla hareket etmektir.

Peki, bu ve bu gibi sözler küfür değil mi? Peygamber bunu bize getirmedi. Böyle bir mantık yok? Gibi bir sürü soruyu kendinize sorduğunuzu düşünüyorum. Hatta şu soruları da kendinize sorduğunuzu düşünüyorum. Bu sözler küfür, iyide bu küfür sözleri din, ilim veya yaşam tarzı olarak belirleyip bu insanların peşinden nasıl giderler. Bunlar kör mü ki benim gördüğümü, benim anladığımı anlamıyorlar. Acaba yoksa ben mi şu an yanlış algıladım?.Bunu da açıklamakta fayda görmekteyiz.

Şöyle ki, bu insanların söylediği bu küfür ve mantık dışı sözlerin hepsine ŞATHİYYE denir.

Nedir bu şatiye?. Bu nasıl bir bakış açısı ki müslümanların gözlerini kör etmekle kalmıyor, akletmelerini de engelliyor.

Tasavvufçulara göre şathiyye kısaca şudur. Dışarıdan bakıldığı zaman şeriata (Allah'ın yaşam hükümleri) uygun değil, aykırı imiş gibi gözüken fakat BATINİ anlamda bakıldığında (kalp gözü, mistiklik vs) bir hakikati ifade eden söz ve deyişlerdir.

Yani yukarıda tasavvufun pirleri denilebilecek Hallac-ı Mansur ve Bestami gibilerinin söyledikleri sözler her ne kadarda bize ters gelse de batıni anlamda bir hakikati ifade eder. (güya) Bunu her insan anlayamaz. Diğer adıyla bu AŞK (?). Bu sözler ise aşk ile söylenmiş sözlerdir.

Bu küfrü tasavvufçular hiç eleştirmez, savunur ve sahip çıkarlar. Te'vil (açıklamaya) etmeye çalışırlar: Bunlar vecd halinde, bir nevi AŞK ile sarhoşluk anında söylenen sözlerdir. Bu sözleri söyleyenler Allah'a o kadar yakın olmuşlar ki (?), bu samimiyetle senli-benli konuşmaya başlamışlar. Bunların ki naz makamıdır, onlar için bu sözler caizdir yani söylenebilirliği vardır. Ama o makamlara erişmeyenlerin bu tür sözleri câiz olmaz. Bunlar, iddia edildiği gibi cezbe ve aşk-i sarhoşluk zamanında söylenen sözlerdir. (İçki içmeden insan nasıl sarhoş olur?)

Burada sorulması gereken soru şu; Eğer bu bakış açısı doğruysa ve sakınca yoksa, Hz. Peygamberimiz veya onun arkadaşlarından bu bakışa ilişkin, böylede bakılması gerekir manasına gelen her hangi bir söz veya ibadet şekli nakledilmiş midir?, Peygamberimiz ve arkadaşları da böyle şeyler söylenmiş midir?. Bunların ön plana çıkardığı “Aşk” kelimesi peygamberimizden bize intikal etmiş midir?, Kuran da aşk kelimesi gibi manasız kelimeler var mıdır? Sorularıdır. Bunları sorana cevap vermiyorum. Vereceğim tek cevap tabi ki yoktur. Olmamıştır da, zaten bakıldığında bunların 1200 li yıllarda yoğunlaşarak çoğaldığını görürüz.

Bence sorulması gereken soru şu; Tasavvuf adında dinmiş gibi insanlara anlatılan dini yaşam biçimi İslama zarar vermiş midir, vermemiş midir, vermiş ise bunlar nelerdir?

Evet, ne acıdır ki hemde çok büyük zarar vermiştir.

Öncelikle Allah'ın emir ve tavsiyesi olmadığı, Hz. Muhammed (S.AV) sünnetinde aktarmadığı halde ibadet diye yapılan ve tavsiye edilen Sema ayini, Rabıta, Hatme, uydurma sözlerle zikretmek, kabirlerden yardım dilemek, yüzü suyunun hürmetine inanmak şeklinde ibadetler ürettiler.

Cihad için hazırlıklı olma anlamına gelen “murabata” kavramını tahrif ederek, ibadet inancıyla yaptıkları bir çeşit yoga olan RABITA denen bir ibadet şekli türettiler ve bundan sevap kazandıklarını söylediler.

Kuran'ı Kerim'in yaklaşık 30 civarında farklı anlamlarda kullandığı ZİKİR kelimesini sadece dille belli lafızları söylemek şeklinde algıladılar ve birde halkalar oluşturarak ZİKİR ibadetini ürettiler.

Kitap ve sünnet dışı anlayışlar geliştirerek, çoğunlukla şeytanın müdahale edebileceği rüyayı istihare için gerekli görüp, istihareyi rüya falı şekline çevirdiler.

Kılık kıyafete, çarşafa, sakala, sarığa, cübbeye, cübbeliye haddinden fazla değer verip TAKVANIN (Sakınma, korunma) bunlarda olduğunu anlattılar ve öyle yaşadılar. Bu araçları bir amaç haline getirdiler.

Kurandaki heva kavramını nefs kelimesiyle değerlendirmek, nefsi aşağılamak, basamaklara ayırarak nefis ile büyük CİHAD saydılar ve Nefsi öldürmeye, yok etmeye çalışmayı ön plana çıkardılar.

Allah'ın kitabınında ilmi övdüğünü bildikleri halde ilmi Kuran ve onu yaşayan peygamberi kaynak olarak görmek yerine rüya, ilham, keşf, muhadese ve zuhuratı ilim kaynağı olarak kabul ettiler.

Pasifliği, zilleti, zalimlere seyirci kalmayı, görevini yapmamayı SABIR zannederek yaşadı ve anlattılar.

ALLAH sevgisini nice çirkin anlayışlara zemin olacak şekilde AŞK kelimesi ile değerlendirdiler ve bazı insanları Allah'ı sever gibi sevdiler.

Kuran'da Allah'ın tüm ayetlerde neredeyse şefaat anlayışını reddettiğini bilerek, buna rağmen bir kısım insanların ahirette kurtarıcı olacağını, din gününün tek sahibinin hükmünü iptal edip azaptan insanları kurtaracak bir takım büyük insanlar (evliya vs) oluşturdular.

Aracısız olarak Allah'a yapılması gereken TEVBE kavramını çocuk oyuncağı haline getirerek almak-vermek şeklinde bir insan karşısında yerine getirmenin gereğine inanarak tıpkı Hristiyanlarda olduğu gibi günah çıkartmaya benzeyecek uygulamaları çıkardılar.

Dünyadan el etek çekmeyi ZÜHD hayatı sayarak, bir lokma bir hırka anlayışını takva (sakınma ve korunma) şeklinde saymak.

ALLAH, bu düşünceleri yayan insanlardan bizleri korusun. İslam dinini öğrenip ve yaşamak hevesi ile dergâh ve tarikatlara giden tertemiz kardeşlerimizi bir an önce KURAN'I KERİM'i okumak ve Kuran'ın anlattığı PEYGAMBER VE PEYGAMBERLERİ tanıyarak onlar gibi yaşam tarzı oluşturmaları için hidayet nasip etsin.

 Hidayete tabi olanlara selam olsun.


Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Naci Kayalı Diğer Yazıları

10 Ekim 2017 - NEDEN KAPALI AYETLER BİZE!
08 Haziran 2014 - KAİNAT HİÇ KİMSENİN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE YARATILMADI
30 Nisan 2014 - HAYATIMIZDAKİ KISSALAR
27 Ekim 2013 - PEYGAMBERİMİZ GERİ GELSEYDİ!!
24 Ağustos 2013 - KABUL EDİLMEYEN AMELLER
05 Ağustos 2013 - ALLAH'A İNANMAK AMA NASIL
25 Temmuz 2013 - ŞEFAAT GERÇEĞİ
10 Nisan 2013 - GELİN KUR’AN’LA TANIŞALIM
En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH