Ana Sayfa > Site Yazarları

Emre KOÇ - emre55koc@hotmail.com
DEVLET-İ ÂLİ MEDİNE İSLAM DEVLETİ YÖNETİMİNDEN MISIR’DAKİ HADİSELER İÇİN BASIN AÇIKLAMASI
07 Eylül 2014 - 1316 okunma

Din-i mübin-i İslam’ın ahir zaman inananlarına! Yüce devletimizin Yesrib mevkiinde, İslam’ın medeni toplum projesi kapsamında sistemleştirip geliştirdiği fetih olgusunun hayat bulup insanlığa hayat verdiği ahlaki-siyasi süreç, şeriatın maksatları olarak zorundalığı ortaya çıkmış 1.Dinin,2.Canın,3.Neslin,4.Malın,5.Aklın korunması ilkeleriyle bütünleşmiştir. Aynı ırkı paylaşmayan, aynı dili konuşmayan, aynı dine inanıp aynı şeriata tabii olmayan insanların belirli bir hukuksal bütünlük çerçevesinde bir arada yaşayabildiği bugünümüzün medeniyetleri kuşatan örnekliği, tarihi milattan önce yaklaşık üç bin beş yüz yıllardan başlamak üzere Mezopotamya ve Filistin merkezli monoteist vahiy/peygamber geleneğinin tevhidi damarlarından beslenmektedir. Varlığın ve insanlığın, Rahman olan Allah’ın rahmetinin bir tecellisi olduğu bilincinin kadim mücadelesi, Habil olan insanın karşısına Kabil’deki şeytaniliğin, Hz.İbrahim’in karşısında direnen putçu apolojinin, İsrailoğulları rasatında Tanrı’yı ve inananlarını zevk-ü sefa yaşantılarına kul kılan gayr-i ahlakiliğin, Hicaz’da Hz.Muhammed’i davasıyla tarihe gömmeye çalışan Mekke asabiyetinin somut ve kendini yineleyen saldırılarıyla karşılaşmıştır.
Ahir zamanın deveranında da Hakk-batıl mücadelesinin belki şaşırtan belki iç yakan örnekleriyle karşılaşılacaktır. Seküler mantık üzerine kurulu dünya düzeninde liberal ekonomilerin saltanat süreceği ve medeni olmanın muhtevasının heva-heves ve arzu ile çağ ötesi bir manaya bürüneceği, şeytanlaşmayı tercih eden toplumlar için kaçınılmaz olacaktır. İnsanlığın varlığını sürdürebilmesi için zaruri olarak tezahür eden ihtiyaçların bir meta muamelesi görerek adeta talan edildiği, kıymetsizleştirilmenin ötesinde zulüm ve ziyan edildiği de aşikar olacaktır. Nasıl ki Mekke’nin aristokrat dokusunda İslam’ın birey-toplum-devlet ekseninde tevhid merkezli, adil, merhametli ideal bir toplum projesinin karşısına müşrik kodamanlar çıktıysa, yarınımızın mücadelesinde de nice Ebu Cehil’ler, Velid b.Muğire’ler, Firavunlar, Kayserler, Haçlı Şovalyeleri, Siyonistler ve Vatikan mücahidleri çıkacaktır. Ümmet-i İslam, dört bir yanı ablukaya alınmış İslam coğrafyasında büyük kıyımlara, yıkımlara ve tarihte eşi benzeri görülmemiş zulümlere maruz kalacaktır. Hatta ve hatta hilafet özelinde siyasi-politik idare geleneği çoktan kısırlaştırılacak ve Müslümanlar kökeni devlet-i al’imize dayanan idare geleneğimizden beslenerek İslam’ın ön gördüğü ideal devlet ve toplum bütünlüğünü tesis edebilmekte zorlanacaklardır. Ey ahir zaman inananları! Allahu zü’l Celal sizlere Asr-ı Saadet özelinde ne va’d etmiş ise, ümmet şuurunu güncelleyerek sistemleştireceğiniz gayretleriniz ölçüsünde muhakkak yarınlarınızın yükselişinde bulacaksınız/ Allahu zü’l Celal sizlere Asr-ı Saadet özelinde şeytanileşmenin dinamikleri olarak nelere işaret edip sakınmanızı ön görmüşse de, onu ümmet bilinciyle bertaraf edemediğiniz ölçüde de yarınlarınızın alçalışında bulacaksınız. Bu sebeple, umudlarınızı yarınların sorumlularına ertelemeyiniz, duygu ve düşünce çizgisinde seyir eden akli dinamiklerinizi nostaljik tecrübe olarak değil, asrın yükünü taşıyan bir miras olarak bırakınız.
Hasıl-ı kelam, tarihi tecrübelerin ve insanlığın kadim ahvalinin analizleri ölçüsünde, ahir zamanda Müslümanların Mısır özelinde karşılaştığı ve karşılaşacağı siyasi-politik ölçekli zulümlerin bertaraf edilmesi gayesiyle, Medine İslam Devleti’mizin merkeziyetinde neşv-ü nema bulmuş fetih olgusunun ahir zamanda yeniden güncellenmesi için gerekli ve tespitli çözüm önerilerimizi açıklıyoruz:
1.       Kadim Atina’nın varlık hakkında sorduğu ‘’Bu nedir?’’ ve ‘’Bu nasıl oluyor?’’ ile Batı’nın ontoloji/varlık sorunlarından önce, ‘’Kudüs ve Mekke niçin var?’’ sorusu ahlaki olarak haklılaştırılmayı, yani ilk anlam arayışını ve ilk felsefe olmayı hak eder. Daha doğrusu ‘’Niçin hiçlik var değil de varlık var?’’ metafizik sorusu/varlığın anlamı cevaplandırılmadan hiçbir şey başlamaz.
2.       Bu soruya milattan önce yaklaşık üç bin beş yüzlü yıllardan başlamak üzere Mezopotamya ve Filistin merkezli monoteist vahiy/peygamber geleneğinin verdiği cevap:’’Varlık ve insanlık, Rahman olan Allah’ın rahmetinin bir tecellisidir, Varlığın ve insanlığın başına rahmet gelmiştir/rahmet geçmiştir.’’ Bu soruya verilen cevap içselleştirilip iknaileştirilmeden hiçbir şey başlamaz.
3.       İnsanın ilk vazifesi bu rahmeti, inayeti, lütfu, ihsanı, ikramı bahşedeni şükranla hissetmesi, ona inanması ve saygı göstermesidir. İbadet tasavvurumuz birey-toplum-devlet ve fetih kurgusuyla yeniden tesis edilmeden hiçbir şey başlamaz.
4.       İnsanlığın ikinci vazifesi, hemcinsine karşı sorumlu olduğunu, ona merhametle/adaletle yönelmesi gerektiğini bilmesidir. Birey-toplum-devlet ve fetih kurgusu, ahlakiliğin temel dinamikleri olan adalet ve merhametle beslenmediği sürece hiçbir şey başlamaz.
5.       Ahlakın ve ekonominin, paranın iki yüzü gibi birbirine yapışık olduğu gerçekliğinden hareketle, hayvansı eğilimlere meyilli insanın menfaate, keyfe ve hazza düşkün olmasına rağmen siyaset-ekonomi ve hukuk ölçeğinde hemcinsine karşı sergilediği adaletli yaklaşımının ahrette mutlak mahiyette ödüllendirileceğini bilmelidir. Allah rızasındaki faydada olduğu gibi, faydada da Allah rızası hakim olmadığı sürece hiçbir şey başlamaz.
6.       Allah’a karşı zalim olanlar Allah’ın düşmanı, insanlığa karşı zalim olanlar ise ona karşı sorumluluk duyanların ve Müslümanların düşmanıdırlar. Savaşta ve barışta, yeknesak mücadelede Allah’ın Müslümanları yalnız bırakmadığını bilerek, Müslümanlar da Allah’ı yalnız bırakmadıkları sürece hiçbir şey başlamaz.
7.       Geniş anlamıyla Müslümanlar, insanlık için çıkarılmış en hayırlı bir toplumdur. İnsanlığın zulme uğramamasından sorumludurlar. Mazlumun dini sorulmaz. Dünyanın hakemliği ve hakimliği müsteğni/mütekebbir, mütecaviz nihilist, ırkçı ve çıkarcı seküler egoizme, yani ABD VE AB ne bırakılamaz. Son üç yüz yılda dünyanın başına gelenler bunun kanıtıdır.
8.       Yahudilerin nihai ‘seçilmişlik’, Hristiyanların da nihai ‘kurtulmuşluk’ saplantılarının aksine, insanlığın nihai kurtuluşunun hakemliği İslam’a göre Allah’a kalmıştır ve ahrete ertelenmiştir. Din yüzünden kimseye baskı yapılamaz.
9.       Siyasal anlamda bir birliktelik (ülke/devlet) oluşturmanın kriteri, doğal olan coğrafya, tarih, etnisite/ırk/dil, din ve çıkar birlikteliğinin ötesinde Hz.Muhammed’in Medine musalahasında ortaya koyduğu üzere adil/ahlaki bir toplum sözleşmesidir.
10.   Siyaset, çeşitli doğal faktörlerle farklılaşmış bir toplumsallıkta o toplumun hayatiyetini devam ettirmek için adalete dayalı bir menfaat ve maslahat temini faaliyetidir. Ahlaka dayalı olarak yapılan bir dost-düşman ayrımıdır.
11.   Hukuk, içgüdü olarak kayıtsız gücün zorlaması olarak zulüm değil, Allah’ın sıfatı olan hakkaniyetin, adaletin tahkimdir.
12.   Ve ahir zaman Müslümanları acilen, karşılaşmış oldukları saldırı ve zulümlerin travmalarından, acılarından silkelenip, belki hilafet özelinde tahrip olacak idare geleneğimizin İslam coğrafyasını imar edebilmesi için birey-toplum-devlet ve fetih kurgusunda güçlü, dinamik ve medeniyetimizin Saiklerini yirmi birinci yüzyıla hakim kılacak bir tabanı, birlikteliği tesis etmek zorundadırlar.
Bugün Mısır için dökülen göz yaşları, İslam için dökülen alın terleriyle kardeş kılınmak zorundadır. Ahzab 21 özelinde, Hendek’in hengamesinde Allah tarafından örneklik olarak işaret edilen Hz.Peygamber’in ümmeti, en zor zamanlarda bile birlikteliği diri tutacak güveni, dayanışmayı, kardeşlik bilincini yaşamak durumundadır. Müslümanlar, tarihi travmaların kara bulutları altından, ABD ve AB’lin gölgesinden, Yahudi tahakkümü ve Hıristiyan ökümenizmi etkisinden ancak ve ancak İslam’ın ideal devlet ve toplum bütünlüğüne uzanan gayretleriyle kurtulabileceklerdir.
Mısır için edilen duaların tekrar gözden geçirilmesi temennisi ile.
 
Emre KOÇ
ADANA 2014

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Emre KOÇ Diğer Yazıları

23 Ağustos 2016 - TEKKELİ DARBENİN TEOLOJİK-SİYASİ ZİHİN KODLARI
05 Mart 2015 - RİVAYETLERİN TOPTAN REDDİ VE TEFSİRDE USÜL ANLAYIŞI: Mürselat 77/50 Örneği
28 Şubat 2015 - KADINA ŞİDDET SÖYLEMLERİ VE ADİL TOPLUM İDEALİ
16 Şubat 2015 - MODERNİZM ÖLÇEĞİNDE SEVGİLİLER GÜNÜ ELEŞTİRİSİ ve AİLEDE(!) SEVGİ METAFİZİĞİ
05 Şubat 2015 - İHSAN ŞENOCAK VE CIMBIZLARI: KISSALARIN DİLİ ÖRNEĞİ
24 Aralık 2014 - DİB ADAYI AHMET MAHMUT ÜNLÜ- NÂM-I DİĞER: CÜBBELİ AHMET
15 Aralık 2014 - DARU’L-İSLAM’DA ‘’NOEL’’ ÖRNEĞİ VE MODERNİZM
23 Haziran 2013 - KÜLTÜREL EROZYONLARIN ALTINDA TERK EDİLEN DİN YORUMLARI ÜZERİNE
18 Mayıs 2013 - BİZ MEDİNE OLAMADIK, RASULULLAH’IN KARDEŞLERİ GERİ DÖNÜYORLAR!
18 Nisan 2013 - ‘’ŞANS OYUNLARININ DİNDEKİ YERİ’’ ŞEKLİNDEKİ YAKLAŞIMLAR HAKKINDA APOLOJİK BİR SORUŞTURMA
En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH