Ana Sayfa > Site Yazarları

SERDAR KAYALİ - serdarkayali69@gmail.com
ÇOCUK EĞİTİRKEN DUA
04 Nisan 2013 - 1288 okunma

EĞİTİM VE DUA 
Günümüzde hayırlı bir neslin yetiştirilmesi için türlü yollara başvuruyoruz. Ne yazık ki başarılı olduğumuz söylenemez. Bunun nedenlerini araştırırken başka bir çıkmaza düşüp duruyoruz. Doğru yetiştirilmesi gereken çocuklarımıza denek muamelesinde bulunuyoruz. Bu durum Kur’an’ın bizlere sunduğu eğitim modeline dönünceye dek devam edecektir. Çünkü bizler yaratılışın mizacını değiştirmeye çalışarak doğruya ulaşamayız. Doğruya ulaşmanın tek yolu Kur’an’ın verdiği metodu kavrayıp,  pratiğe dönüştürmektir. Bu nedenle Kur’an’da bizlere sunulan bir peygamberin eğitimle olan ilişkisini örnek olarak sunmak istiyorum.
 
Bir peygamberin çocukları hakkında ne düşündüğünü, neler hissettiğini, onlar için neden korktuğunu merak edenlerin Hz. İbrahim (a.s.)’e bakmaları gerekiyor. Kanaatimce İbrahim (a.s.) ile rabbimiz bizlere çocuklarımıza nasıl bakmamız gerektiğini, onlar hakkında hangi endişeleri taşımamız gerektiğini de öğretiyor. Bu öğretinin Kur’an’da genişçe yer aldığı İbrahim Suresinin 35. ayetinden 42. ayetine kadar olan bölümüne kısaca göz atalım.
 
Rabbimiz İbrahim suresinin 35. ayetinde şöyle buyuruyor.
Hani İbrahim şöyle demişti: "Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut." 
“Bu şehri güvenli kıl.”
Evet, ilk olarak kendimiz ve çocuklarımızın bulunduğu şehir emin mi? Bunu düşünmemiz gerekmektedir. Şehrin emniyeti derken şehrin trafiği, suç oranı, alt yapısı, üst yapısı, emniyet mensuplarının tecrübesi veyahut sayısı v.s. akla ilk gelen hususlar olabilir. Fakat Hz. İbrahim (a.s.)’in ikinci talebi yani “beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut” cümlesiyle dile getirdiği endişesi bütün bu hususların tali meseleler olduğunu hatırlatıyor. Öyle ya tevhidî bir bütünlük içinde hareket etmeyen bir toplumda emniyetten bahsetmek mümkün olabilir mi?   
 “Beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut.”
Hz. İbrahim (a.s.)’in ikinci talebi kendisi ve çocukları hakkında duyduğu endişenin giderilmesini içeriyor. Bu talebin çok önemli olduğunu, buna rağmen ihmal ettiğimizi düşünüyorum. Tevhidin şiarı olmuş bir peygamberin böylesine bir endişe duyması hepimizi tedirgin etmeli değil mi? Acaba bizler kendimiz ve çocuklarımız hakkında böyle endişeler duyuyor muyuz? Elbette Hz. İbrahim sadece bu duayı yapmamış, böylesine tehlikeli bir ihtimale karşı onları yetiştirmiş olmalı. Yetiştirdi de. Peki, bizler için ve çocuklarımız için bu tehlike bitmiş midir? Eğer bitmemiş olduğunu düşünüyorsak bu tehlikeye karşı çocuklarımıza hangi önleyici tedbirleri aldık? Eğer bu tehlikenin bizlerle ve çocuklarımızla artık ilişkisinin kalmadığını düşünüyorsak çok cesuruz demektir.
 
Rabbimiz İbrahim Suresinin 36. ayetinde Hz. İbrahim’den naklen buyuruyor.
 "Rabbim, gerçekten onlar insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, kim bana isyan ederse elbette Sen, bağışlayansın, esirgeyensin."  
Hz. İbrahim (a.s.)’i etrafına gözlerini kapatmış,  “Hayır benim çocuğum putlara kulluk etmez.” tafrasında görmüyoruz. Aksinse gerçekleşen olaylara duyarlı olarak müşahede ediyoruz. O, putların insanlar üzerindeki tesirlerinden haberdar ve bunu görmemezlikten gelmiyor.  “Artık bundan sonra kim bana uyarsa, o bendendir” buyurmasından etrafına ve çocuklarına tevhidi öğrettiğini anlıyoruz. Peki, bizler bu bilgiyi öğretecek kadar biliyor muyuz?
 
Rabbimiz İbrahim suresinin 37. ayetinde Hz. İbrahim’den naklen buyuruyor.
"Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye, böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler." 
Hz. İbrahim (a.s.)’i çocuklarını susuz, ekinsiz bir yere bıraktığını görüyoruz. Ne garip değil mi? Ona bunu yaptıran özel bir vahiydi. O bu vahye uyarak çocuklarını kuş uçmaz kervan geçmez taşlık bir vadiye bırakabiliyor. Ve duasını yapıyor. Peki, bizler bu gün nasıl oluyor da Kur’an’a rağmen çocuklarımızı sırf rahat hayata, sırf mal-mülk-makama yönlendiriyoruz?
“Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye”Nasıl bir bağlantı? Yoksa babanın vahye uyması ile çocuğun namaz kılması arasında hikmet bakımından bir bağlantı mı var? Allah bilir. Bildiğimiz şu ki İbrahim (a.s.) sırf çocukları namaz kılsın diye böyle bir fedakârlığı yapıyor. Bizler çocuklarımızın namaz kılmasını önemsiyor muyuz? Bu endişeyi ne kadar taşıyoruz? Namaz kılmaları için onlara ne öğrettik?  Yoksa henüz küçükler mi? İbrahim (a.s.)’ın çocuğu henüz bebekti.    
“böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl”
İbrahim (a.s.) çocuklarına diğer insanların duyarlı olmasını istiyor. Neden acaba? Belki öğrettiği bu temel bilgilerin Allah’tan istediği ülfetle diğer insanlara geçmesini arzuluyordur. Eğer böyle ise çocuklarını daha küçük olmalarına rağmen davet mesleğine hazırladığını anlıyoruz.
 “Umulur ki şükrederler”
Evet, İbrahim (a.s.) nankör olmayan, nimetlere karşı duyarlı, Allah’a ve insanlara müteşekkir bir nesil arzusunu böyle dile getiriyor.
 
İbrahim suresinin 38. ayeti şöyle devam ediyor.
 "Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiç bir şey Allah'a gizli kalmaz."
İbrahim (a.s.)’in Allah tasavvurundan kısa bir kesinti sunuluyor. Kanaatimce bu ayetle İbrahim (a.s.)’in bütün bunları yaparken Allah (c.c.) a ve onun bilgisine mutlak manada güvendiği vurgulanıyor. Yani Allah (c.c.) ve ailesi ile ilgili verdiği kararlar arasında kesintisi olmayan bir bağlantı kurduğu anlaşılıyor. Bizim Allah ile ailemiz arasında böyle bir bağlantımız var mı?
 
İbrahim suresinin 39. ayeti, 
"Hamd, Allah'a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir."  
Hz. İbrahim (a.s.)’in çocuklarına kendi gönül dünyasında nasıl baktığını anlatan büyük bir ayet. O çocuklarını Allah (c.c.)’ın armağanı, hibesi, bir ikramı olarak değerlendiriyor. Ve bu boş bir değerlendirme değil. Öyle bir değerlendirme ki onun gönlünü Allah’a hamd ettiriyor. Çocuklarından dolayı kendisini övmüyor. Allah’ı övüyor. Keşke çocuklarımız hakkında bizlerde böyle olabilsek.   
 “Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir."
Hz. İbrahim (a.s.)’in çocukları hakkındaki değerlendirmesi yukarıdaki gibi olunca artık onlar için duanın alt yapısı da oluşmuş oluyor. Allah hakkındaki bu tespit hem baştan beri yapa geldiği duaların bitişi, hem bundan sonraki iki duanın girişi mahiyetinde. İbrahim (a.s.) dua örgüsünü büyük bir insicam ile nasılda birbirine bağlıyor. Belki bu yüzden duaları geri çevrilmiyor. Belki bizlerin çocuklarımız hakkındaki Allah’tan taleplerimiz bu alt yapılardan yoksun olduğundan dua haline girmiyordur. Yoksa Allah duaları kabul edendir.
 
İbrahim suresi 40. ayet
"Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur."
Artık yapılanlar yapılmış ve işin pratikte görülmesi arzulanmıştır. 37. ayette namaz için gerekli alt yapı oluşturulurken pratiğinin ve devamının talebi bu ayetle vuzuha kavuşturulmuştur. Duruşu olan bir nesil böyle bir gayretin sonucu olarak ortaya çıkacaktır. Kendimizde duruş olmadığı halde çocuklarımızdan duruş beklemek, alt yapısı olmayan eksik duadan başka bir şey olmayacaktır. 
 
41. ayet
"Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü'minleri bağışla"
Umumi bir dua olarak kendisinden sonraki nesillere kalan bu talebin böyle bir sıralamanın ardından gelmesi düşündürücüdür. Çünkü İbrahim (a.s.)’in babası hakkındaki duasının kabul olmadığı kesindir. Annesi hakkında da net bilgiden yoksunuz. Peki, bu dua neden bu dizilişin sonundadır? Bu soruya cevap olarak şöyle diyebiliriz. Bu dua ile İbrahim (a.s.) üzerinden Allah (c.c.) bizlere şunu öğretiyor: “Kendisi için, anne-babası için ve mü’minler için hayırlı nesiller böyle yetiştirilir.”  Aksi takdirde çocuklarından şikâyet eden zalimler topluluğu olmaktan kurtulamayacağız. 
 Serdar Kayali


Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


SERDAR KAYALİ Diğer Yazıları

24 Şubat 2015 - İSLAM' DA KEHANET ve BURÇ SAPKINLIĞI
18 Haziran 2014 - Abdulaziz Bayındır Hocanın Kader Çarpıtması
23 Ağustos 2013 - İBN-İ SEBELER VE TESİRLERİ
16 Nisan 2013 - ŞART RÜZGÂRLARI VE ADAMLARI
05 Nisan 2013 - DEĞİŞİM VE MODERNİZM
05 Nisan 2013 - TAŞIN ÜSTÜNE OTURANLAR
04 Nisan 2013 - MESCİDLERİ ALLAH'A BİRAKIN
04 Nisan 2013 - ZİNDANLARIMIZDAN KURTULMAK
04 Nisan 2013 - DAVETLİSİNİZ
04 Nisan 2013 - ÖLÜM
04 Nisan 2013 - BİRR’ İN BİR OLMASI
03 Nisan 2013 - ŞİRK’İ PAGANLIKLA SINIRLAMAK
En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH