Ana Sayfa > Site Yazarları

Emre KOÇ - emre55koc@hotmail.com
‘’ŞANS OYUNLARININ DİNDEKİ YERİ’’ ŞEKLİNDEKİ YAKLAŞIMLAR HAKKINDA APOLOJİK BİR SORUŞTURMA
18 Nisan 2013 - 1407 okunma

1.       Konu ile İlgili Terimler ve Tanımlar
İncelemeye aldığımız konuyu nasıl inceleyeceğimize dair tercih ettiğimiz metodumuzu ‘’apoloji’’ terimiyle ifade etmeyi uygun gördük. Fransızcada ‘apologie’ ve İngilizcede ‘apology’ olarak ifade edilen apoloji, övgü ve savunma manalarında kullanılmış, Yunancada ise ‘apología απολογία’, birinin lehine söylenen nutuk, mahkemede savunma nutku manalarında ifade edilmiştir. Nesnellik iddiasını korumakla beraber  tercih edilen savunmacı yaklaşım, iyi niyetle meseleyi açıklamayı amaçlayan ancak meselenin anlaşılmasını engelleyen faktörlerin izahat noktasında yetersiz kaldıkları ayrıntıları açıklığa kavuşturma gayesinden öteye geçmemek kaydıyla mümkin dahilinde görülmüştür. Aynı zamanda her insani yaklaşımın bir sübjektiflik taşıdığını kabul etmekle beraber olgular ve olaylar hakkında göze çarpan akli ve nakli istidlallerin mantıksal bir kurgu takibatında doğru okunarak nesnel bir yaklaşım sergilenebileceğine dair bir inancı taşıdığımızı da belirtmek isteriz. Özetle, bahsettiğimiz özellikleriyle ‘apoloji’, salt olarak sınırları belirsiz bir savunma olmaktan ziyade bütünsel ile alakalı bütün illet, imkan ve şeraitleri hesaba alan, ayakları yere sağlam basmayı hedefleyen özgün bir savunma şeklidir. Şans oyunları ise, ‘rastlantıları düzenlediğine ve insanlara iyi veya kötü durumlar hazırladığına inanılan doğa üstü güç, kut, baht, talih, felek vs.’ olarak ifade edilen ‘şans’ ile, gündelik hayatın içerisinde eğlenme ve dinlenme gibi gayelerle bireylerin sağlıklarından sosyal hayatlarına kadar olumlu yada olumsuz etkiler bırakan, bireyleri mutlu-mutsuz edebilme özelliği ile bir olgusal olan oyunların, ifade edildiği bir oyun çeşididir. Yaptığımız ön izahattan sonra şimdi de ‘şans oyunları’ hakkında içinde yaşadığımız toplumdaki müstakil algıları inceleyeceğiz.
2.       Toplumsal Bir Gerçeklik Olarak Şans Oyunları
Toplumsal tercihlerin yine toplumsal tepkimelerle birlikte sürekli seyir ettiği ve ekseriyetle uç noktalarda sürüklenen olgular, hemen hemen her toplumda genel kabule şayan olarak yeterli vuzuha kavuşturulamamıştır. Bilmemekten ziyade sahip olunan bilgi üzerindeki tasarrufların imkandan idrake haiz kılınamamasıyla gelinen enteresan bir seviye olan cahillik, meseleler hakkında gelişen toplumsal tecrübesizliği şekillendiren en önemli nedensellerden biridir. Bildiklerinin felsefesini yapmaktan aciz olan bireylerin kolaycılığı yol görüp ilk fırsatta kaçmaları, en başta içinde yaşadıkları toplumun değişim sürecini olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Bir şey hakkında tanımlamalar yaparken, niteliksel yahut niceliksel değerlendirmelerde bulunurken hele de sosyal planda teşekkül etmiş konuları bu meyanda ele almak işi daha da içinden çıkılmaz hale getirmeye yeterlilik arz etmektedir. Mevzu bahis şans oyunlarının da bu şekilde değerlendirilmesi, böyle hamur bir konu ile yumuşak ve hassas diye ya oyun hamuru gibi oynanmış ya da üzerine basarak ilkesel söylemlerle fevri tatminler hedeflenmiştir. Tabiri mümkinse şans oyunları, kumar denildiği kadar oynanmaya müsait kılınmıştır. Burada dile getirdiğimiz iki teşebbüsten biri bahis sosyal kabule (şans oyunlarına) imkan bulduğu kadar meşruiyetini ilan ederken diğeri de mevzu hakkında yasaklayıcı hükümler yağdırırken kendi dünyasından dışarı çıkamadığı için mevzunun bütün bir toplumsal süreci etkileyen yanını dikkatlerden kaçırmak zorunda kalmıştır. Hatta diyebiliriz ki dünden bugüne dinin ‘münker’ olarak nitelendirdiği her şeyin hala varlığını koruması bu plansız-programsız teşebbüsler sebebiyledir. Şüphesiz ki böyle bir yaklaşımın nezdinde bizim şans oyunlarını ‘’toplumsal gerçeklik’’ olarak ifade etmemiz bile yadırganacaktır. Evet. Şans oyunları gibi yumuşak ve değişken bütün hususların iyi-kötü yada olumlu-olumsuz nitelendirilmelere tabi tutulmadan sosyal dünyada kendisine yer bularak varlığını korumasının nedenlerini, sahip olduğu imkanlarının kaynağının nereden geldiğini, sürece nasıl tutunduğunu iyiden iyiye hesaplayarak kötüyse, bütün kötülükleriyle ortadan kaldırmak için yeni planlamalara ve sistematik bir ıslaha ihtiyacın kaçınılmaz olduğu, vurgulamaya çalıştığımız mühimin tam da kendisidir.  Bugün kahvehane kültüründe yetişmiş insanlara şans oyunlarının insan hayatına getirdiği olumsuzlukları, bu etkilerle şekillenen hayatların kötü gidişatı, bütün bunların hem dünyevi hem de uhrevi olarak kötüyle sonuçlanacağını izah etmeden ‘içki-kumar haramdır’, ‘içki-kumar bütün kötülüklerin anasıdır’ söylemleriyle kulak doldurmak, tabiri mümkinse insanların kafalarını şişirmekten öteye geçememekle sonuçlanacaktır. Sosyal ve ahlaki müfredatla insanları bir eğitim sürecine sokmadan sosyal ve ahlaki normların kabulünü beklemenin safdilik olacağını ifade etmek zorundayız. Yine buradan hareketle de diyebiliriz ki, şans oyunlarının sadece araç olarak insanların hayatlarında olmasının herhangi bir sakıncası da olmayacaktır; yeter ki amaç olmaması için gerekli bütün alt yapı çalışmaları gerekleriyle yerine getirilsin.
3.       Şans Oyunlarını Kumar Yapan Sebepler
Şans oyunlarının genel durumu itibariyle kötü olsa da toplumsal bir kabul konumunda varlığını koruduğunu ve meşru dairede zikredilebilmesi için gerekli ıslahi değerlendirmelerin yapılması gereğine değindik. Şimdi de şans oyunlarını kumar yapan sebepleri incelemeye çalışacağız.
Şans oyunları, haksız kazanca sebep olup bireyleri harama sevk ederse kumar olur. Kendisine ait olmayan bir şeye el uzatabilmenin meşru olmadığını, aksine kutsalın nezdinde fevkalade kötü bir şey olduğunu bilmesi gereken bireylerin bildikleriyle amel etmesi gerektiği aşikardır. Bu sebeple haksız kazanca vesile olabilecek her türlü yol dine de fıtrata da aykırı bir gelişme olacaktır. Şans oyunları da bireyi böyle bir harama sevk ettiği ölçüde kumar olur. Yüce Allah kitabında: ‘’ İnsanın yararına olan, yanlızca kendi öz gayretinin sonucudur.’’ (53-39) diye buyururken helal kazanca nereden ve ne şekilde ulaşılabileceğini de göstermektedir. Kainattaki bütün imkanları yarattığı insanın tasarrufuna imkan kılmış olan Rabb’ın, yine yarattığı kulunun yararına olanı düşünerek ona helal rızklar vermesi, hesabı mümkin olmayan bir ödül olarak insanın karşısında dururken, helal olmayan yollarla hakkı olmayan rızkın tasarrufuna imkan aramak, ödülün büyüklüğü nisbetinde hesapsız bir kayıptır.
Şans oyunlarının kumar olmasına sebep olan bir diğer etken de bireylerin sosyal ve ailevi düzenlerini bozmasıdır. Şans oyunları bireyin iradesini kırarak kontrolsüz kıldığında hem birey hem de içinde bulunduğu ahval, tabiilikten çıkar. Böyle bir sonucun bedeli de birey için daha büyük bedellere etki teşkil edebilir. Özetle ailesinde huzuru, içinde bulunduğu sosyal ortamında saygınlığı kalmayan şans oyuncusunun şans oyunu bu minvalde kumar olur.
Şans oyunlarını şirazesinden çıkaran bir diğer sebep ise, şans oyunlarının bireylerin hayatını yönlendirebilecek seviyeye ulaşmasıdır. Selef ulema bu tehlikeyi önlemek ve kontrol altında tutmak için şans oyunları kategorisinde zikredilebilecek unsurları mubah olarak değerlendirmek yerine mekruh olarak değerlendirme kararına varmıştır. Salt olarak insanların hayatında zarar teşkil etmeyen, ancak insanları zaman israfına sürüklemesi, maddi ve manevi değerler karşısındaki eğilimini olumsuz etkilemesi, kısaca insanların hakkında hayırlı olabilecek ve huzura vesile olabilecek sebepleri ihmale uğratması sonucunda zararın kendisi ve vesile olabilecek olan şans oyunları, saymış olduğumuz olumsuz sonuçlara sebep olduğu kadar kumar kapsamında ele alınabilmektedir.
Yüce Allah’ın kullarına vermiş olduğu imkanları kötüye kullanma olarak özetleyebileceğimiz yukarıda bahsi geçen bütün sebeplerin belirleyici unsurlar olduğu ve bu belirleyicilikten hareketle bir kapsam çizilebileceği, bu kapsamın haricinde kalan kısmın da şans oyunlarının sembolik karakteristiği olduğu unutulmamaldır. Mevzu hakkında bir hükme varırken bahis bağlamı dikkate almak gerektiği ortadadır. Bunun yanında mevzunun sembolik değerinden hareketle bir hükme varmanın da bağlamından hareketle bir hükme varmak arasında hatırı sayılır farkları olduğu dikkatlere sığdırılmalıdır. Aksi halde bu meselenin ilahi direktifler doğrultusunda anlaşılması maatteessüf mümkün olmayacaktır. Sembolik değer olarak ifade ettiğimiz ise şans oyunlarının halkın nezdindeki konumudur. Bireyler ve toplumlar her zaman hayatın içerisindeki her şeye bir anlam yükleme gayretinde olmuşlardır. Bu gayretin semeresi olarak karşımıza çıkan tablonun bir bütün olarak güllük gülistanlık olduğunun söylenmesi pek mümkün gözükmemektedir. Fikri ve kültürel seviyesiyle de ilişkili olarak halkımızın şans oyunlarına bakışı ekseriyetle kumar kanaati çerçevesinde şekillenmiştir. Oynayanlarından itiraz edenlerine kadar herkesin bu konuda varmış olduğu kanaat kumardır. Ne sebeple kumar olduğunu hesap etmeden kulaktan dolma ve atadan görme küçük hesaplarla acizane bir kanaati nesilden nesile taşımaktan öteye geçemeyen bu yaklaşımın şans oyunları konusunda varmış olduğu yahut bundan sonra varacağı hükmün bu gidişle geleneksel tercihinden öteye geçemeyeceği elim bir gerçektir. Kumarı kerih kabul edip şans oyunlarını da kumar sınıfına dahil ettikten sonra tavla, santranç, okey vs. gibi bir çok oyun çeşidini şans oyunu olarak addederek varılan karar, sebepleri iyice tedkik edilmediği için hayatın içerisinde kumar olabilecek başka olgusalları da bu meyanda gözden kaçırmaktadır.
Sebepler muvazenesinde okumaya çalıştığımız şans oyunları meselesini idrake mahal kılabilmek için şimdi de selef ulemamızın görüşlerini incelemeye alacağız.
4.       Şans Oyunları Konusunda Ayet ve Hadislerden Hareketle Serdedilen Görüşler
Şans oyunları konusunda teşekkül eden kanaatler genel olarak Maide 5/90-91 ve bazı hadisi şeriflerden hareketle oluşturulmuştur. Özellikle selef ulemasının bu mevzuyu delilleriyle incelemesi bizler için fazlasıyla önem arz etmektedir. Zira mevzu hakkında yapılan istinbatların usule dair belirli bir dizgeyi örneklendirmesi, mevzuyu anlamaya dair zihinlerde bir metod  oluşturma imkanı olarak karşımızda durmaktadır. Öte yandan, konuyla ilgili ayet ve hadislerin detaylı tedkikinin fıkıh kitaplarında yapılmış olması sebebiyle böyle bir gayreti burada zaid gördüğümüz için sadece müstakil kaynaklardan iktibas etmeyi uygun bulduğumuzu  da belirtmek isteriz.
Şans oyunlarından tavla hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen ve sened bakımından da sika oldukları tespit edilmiş rivayetlerin başlıcalarını zikredelim:
“Nerdeşîr ile oynayan, elini domuz etine ve kanına batırmış gibidir” (Müslim, “Şi‘r”, 10; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 56)
“Nerd ile oynayan kişi, Allah’a ve Resulü’ne isyan etmiştir” (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 56; İbn Mâce, “Edeb”, 43; el-Muvatta’, “Rü’yâ”, 6)
“Zar (kiâb) ile oynayan kişi Allah’a ve Resulü’ne isyan etmiştir” (Şevkânî, Neylü’l-evtâr, VIII, 94
“Nerd ile oynayıp, sonra namaz kılmaya kalkan kişi, irin ve domuz kanı ile abdest almış ve namaz kılmış gibidir” (Şevkânî, Neylü’l-evtâr, VIII, 94)
Selef ulemanın çoğunluğu bu hadislerden hareketle tavla oynamanın haram olduğu kanaatine varırlarken Ebu İshak el-Mervezi mekruh olduğunu söylemiş, İbnul Mugaffel ve İbnul Müseyyeb ise zar ile oynamamak kaydıyla mekruh olduğunu belirtmişlerdir. Hanefi alimler ise tavlayı satranç hükmünde değerlendirip faydasız bir meşgale oldukları sebebi ile mekruh olduğunu belirtmişlerdir. İmamı Şafii ise “Oyun dindar ve ağır başlı kimselerin sanatı değildir” diyerek bütün oyunların mekruh olduğunu belirtmiştir. Ayrıca değinmek gereken bir husus da şudur ki hadisi şeriflerdeki ‘’nerd’’in günümüzde oynanan oyun çeşidi olan ‘’tavla’’ olup olmadığı ise tartışmalıdır. Günümüzde tavla ve satranç hakkında ulemanın kanaati ise genel olarak, kumara bulaştırılmadığı, gerek Allah’a gerekse de aile ve topluma karşı görevlerin aksatılmadığı, o sırada daha önemli ve gerekli bir şeyin ihmal edilmediği sürece tavla yada satranç oynamanın sakıncası olmadığı yönündedir.
Altını çizerek belirtmemiz gereken bir şey daha var ki, o da hüküm çıkarılırken hadis rivayetlerinin incelendiği bağlam ve bu bağlamın incelenirken takip edilen metoddur. Hadis alimlerinin fıkıh ile ilgili konulardaki hadisleri sened bakımından daha detaylı bir şekilde incelediklerine dair beyanlarını da dikkate alarak hadislerin metin bakımından da tetkik edilmesi bizi konu bağlamıyla sorumlu tutacaktır. Bahsettiğimiz bu konu bağlamına dikkat ederek yapılan hadis okumaları da hadisi şerifleri tek düze okuma eksikliğinden arındırma özelliğine sahiptir. Öte yandan metin olarak da incelenen ayet ve hadisi şeriflerden hüküm çıkarılırken metinde geçen ‘’emir siygası, tavsiye ve nezair gibi üslublar vs.’’ hükmün sarahatini ve sübutunu belirleyen önemli unsurlardır. Metin, üslub ve bir takım kaideleri de dikkate alarak rivayetin okunması elbette ki elzemdir. Fakat hadis rivayetlerindeki emir, tavsiye ve mesajın bir bütün olarak anlaşılabilmesi için bu kadar gayretin yeterli olduğunu söylemek, emri baş üstünde tutup gereklerini yerine getirmeye yeterli değildir. Bir bakıma, hüküm çıkarmak için hüküm çıkarmak, maksadı adresine ulaştırmaya yeterlilik arz etmemektedir. Söz konusu, yukarıdaki hadisi şerifler hakkında ‘’Allah Rasulü Nerdi (tavlayı) yasaklamıştır, öyleyse tavla oynamak haramdır’’ derken Allah Rasulünün tavlayı neden yasakladığını, hangi şartlarda ve hangi gelişmelere paralel olarak bu yasaklamayı getirdiğini hadisin sırtına külfet sayıp mesaj bağlamında incelememek, hadisi ve taşımış olduğu mesajı işlevsiz kılmaya yeterli bir müdahaledir. Hadisi ve taşımış olduğu mesajı anlamak için hadisi anlamaya imkan gördüğümüz ve biraz önce dile getirdiğimiz şeraitleri inceleyelim.
Maide 5/91.ayeti kerimenin nüzul sebepleri olarak zikredilen pasajları incelediğimizde, sahabe dönemindeki ‘’şans oyunlarının kumar olup olmaması’’ meselesinin arka planını deşifre eden bahislerde, ayeti kerimedeki kesin hükümle paralel nedensellerin olduğunu görürüz. Taberi ayetin nüzul sebepleri arasında Katade’nin tedkiklerini şöyle iktibas ediyor: ‘’Cahiliye devrinde kişi ailesini ve malını kumara verirdi. Bundan sonra elinde bulunanları kaybettiği için mahrum bir şekilde oturur, başkasının elinde bulunan mallara bakar dururdu. Bu da insanlar arasında düşmanlığı ve kini doğururdu. Allahu Teala bu sebeple kumar ve içkiyi yasakladı.’’ Bu bahiste de görüldüğü üzere Katade cahiliye döneminin kötü adetlerini deşifre ediyor ve kin ve düşmanlığın ortaya çıkmasının en büyük sebeplerinden birinin kumar illeti olduğu belirtiyor. Taberi ayrıca Bakara 2/219. ve Maide 5/90-91. Ayeti kerimede geçen ‘’meysir’’ kelimesinin Abdullah b.Ömer, Dehhak, Katade, Süddi, Abdullah b.Abbas, Hasan-ı Basri ve Said b.Cübeyr tarafından kumar olarak izah edildiğini Bakara 2/219.ayeti kerimenin notları arasında zikrettikten sonra ‘’Galip gelenin mağlup olandan bir şey aldığını şart koştuğu her türlü oyuna kumar denir’’ diyerek kumarın kavramsal ve mantıksal çerçevesini belirtmiştir.
Yine bu bilgilerin akabinde Müfessirlerin hangi çeşit oyunun kumar sayılabileceğine dair bir dizi veriyi özet olarak şöyle nazar-ı itibara taktim etmiştir:
Abdullah b.Mesud, hayvanların masfalları olan ve ‘’aşık kemiği’’ denen kemiklerle oynamanın dahi kumar olduğunu söylemiştir. Bu hususta Abdullah b.Mesud’un şöyle dediği zikredilmiştir:’’Bir şey bekleyerek attığınız bu aşıklardan kaçının. Çünkü bunlar kumar sayılır. Mücahid ve Said b.Cübeyr, çocukların cevizlerle oynamalarını da kumar saymıştır. Ata ve Tavus da çocukların aşık ve cevizle oynamalarını da kumar saymışlardır. Muhammed b.Sirin ise: ‘’Tahakkuk edip etmeyeceği belli olmayan her muamele kumardır. Her kumar bu ayette zikredilen meysirden’dir. Hatta ayakta durma veya bağırma yahut başına kuş tüyü takmayı şart koşan tavla da kumardır’’ demiştir. Kasım b.Muhammed ise, ‘’İnsanı, Allah’ı anmaktan ve namazı kılmaktan alıkoyan her oyun kumardır.’’ demiştir.
Bütün bu veriler bağlamında cahiliye dönemi ve sonraki dönemlerde yasaklanan ‘kumarı’ kumar yapan özellikler:
-          İnsanlar arasında her türlü kin ve düşmanlığa sebep olması
-          Haksız kazanç ve hilekarlık gibi bir dizi ahlaki seviyesi olmayan karaktersizlikleri doğurması
-          İnsanlar arası ilişkilerde şans ve şüphe gibi, dini ve beşeri değerleri, hassasiyetleri sarsacak etkiler taşıması
-          Ve özellikle İmani ve İbadi konularda ciddi tahribatlara neden olması;
kumarı kumar yapan özellikler olarak belirtilmiştir. Ayrıca müfessirlerin kumar olan oyun çeşitlerini sebepleriyle beraber tafsilatlı bir şekilde belirtmeleri tezimiz kabilinde oldukça manidardır. Buradan çıkaracağımız ders şudur ki, her alim, kendi zamanında karşılaşmış olduğu kumar potansiyeli taşıyan oyunlar hakkında gözü kapalı ezbere yada –tenzih ederek belirtelim- sorumsuzca hükme varmamış, aksine nedensellerine önemle dikkat ederek vazifelerini ifa etmişlerdir. Asırlar öncesinde ulemanın hakkında konuştuğu bu kumar mevzusunun şimdilerde görülenin çok daha ötesinde bir mahiyet ve boyutta varlığını sürdürdüğünü üzülerek belirtmemiz gerekir. Geçmişe nazaran çok daha sistemli çok daha kuvvetli bir çekim alanına sahip kumar faaliyeti, yani gerçekleştirmek için özel mekanlar ve imkanlar tahsis edilen bir teşebbüs olması, tavla, satranç ve okey gibi bir grup sıradan oyunu yasaklamanın derdine düşmüş zihniyetin asıl üzerinde durması gereken bir mesele olduğu asliyyet arz etmektedir. Kumarın daniskası faaliyetlerin karşısında başarısızlığa düçar olan zevatın hıncını oyun kültürünün günahsız sembollerinden çıkarmaya çalışması her ne kadar duygusal bir tepkime olarak kabul edilebilirse de lüzumsuz müdahalesi sebebiyle pek de masum gözükmemektedir. Rivayetler kapsamında Hz.Peygamber’in, sahabenin ve tabiinin kendi dönemlerinde yasak koyduğu tavla, satranç vs. gibi oyunların bugün kumarhanelerde sistemleşmiş oyun çeşitleriyle aynı özellikleri taşıdığı, yine bugün eski işlevini taşımayan rivayet metinlerindeki tavla ve santranç gibi oyunların yasaklanmasının bir anlamının olmayacağı ortadadır. Asırlar öncesinde fitne, fesat ve fücura sebep olan kumar niteliğindeki oyunların bugün ekseriyetle işlevlerini yitirmiş olduğu, artık kumar niteliğindeki oyunların şeklinin ve şemalinin değiştiğinin farkına varılması gerekmektedir. Dünün Mekke’sinde tağuta yaltaklık edenlerin davaları bugünün batı emperyalizminin gayretlerinde kendini ayan beyan gösteriyorken, bilmem kaç yıl öncesinin kültürel unsurlarını zamanın sürekli değişen ve gelişen şartlarını dikkate almadan ilkesel standartlar arasında değerlendirmenin ‘’saçmalık’’tan başka bir üslupla izah edilemeyeceği artık kabul edilmek zorundadır. ‘Kasap et derdinde, koyun can derdinde’ söyleminde yerini bulan bu vaziyetin ‘keyfi, fevri ve hissi’ eğilimleri tatmin olacak diye ‘’hı hı’’ deyip de geçilecek bir vaziyet olmadığı bilinmelidir. Yıllardır akademik üslupla defaatle izahı yapılan bu konunun hala mâşeri kabulde ters tepmesi, öyle üstü örtülüp geçilemez. Bu sebeplerle, yapılacak yeni izahlarda metodoloji rotasyonlarına gidilmesi gerekmektedir.
Özetlemek gerekirse, en başta bahsi geçen ve hükmü sarih olan hadisi şeriflerin kesinlik arz etmelerinin kaynağı olarak bir bütün illet-i bahsi, vardır. İslam ilim ve kültür müktesebatına mevzunun izahı için mutlak kayıtla başvurulması elzemdir. Kuran-ı Kerim başta olmak üzere diğer bütün müktesebatın tek düze yahut belirli bir alana (fıkıh, hadis, kelam, tasavvuf, felsefe, tefsir vs. gibi) sıkıştırılarak okunması, gerek Yüce Allah’tan gerekse de Hz.Peygamber’den gelen emir, tavsiye ve nezairin gereği şekilde anlaşılmasına en başta engeldir. Bu eksikliği gidermek için de vahiy nezaretinde ve yine vahyin bilhassa Peygamber’in hayatında belirginleşmiş, kaynağını hakikat, feraset, basiret, sadakat, hikmet, ihlas ve ubudiyetten alan usuller üstü bir usulü metod olarak benimsemek şükrünün eda edilmesini bekleyen bir nimet gibi bizleri beklemektedir.
5.       Maide 5/90-91 Işığında Şans Oyunları Bahsi
‘’Ey Müminler! Şarhoş edici her türlü içki, kumar ve şans oyunu, putlar (yada Kabe’nin etrafına dikilen ve putperestliğin nişanesi olan taşlar) ve (önemli bir işe girişmeden önce o işin sonunda nasıl olacağına dair bir tür kehanette bulunmak için çekilen) fal ve kısmet okları, şeytan kaynaklı birer pisliktir. Bütün bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.’’
‘’Şeytan gerek sarhoş edici içkiler, gerekse kumar ve şans oyunları vesilesiyle aranıza düşmanlık, kin ve nefret tohumları saçmak ve böylece sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Böyleyken siz hala bütün bu pis işlerden vazgeçmeyecek misiniz?’’
Şans oyunları konusunda görüş belirtenlerin Maide 5/90. ayetten hareketle görüş belirttiklerini daha önce zikretmiştik. Maide 5/90. ayetin bu mevzunun anlaşılması konusunda isabetli bir tespit olduğunu kabul ederek devamındaki 91. ayetle birlikte okunmasını Yüce Allah’ın ne demek istediğinin doğru bir şekilde anlaşılmasına yeterli olacağını belirtelim. Söz konusu 91. ayet-i kerimenin 90.ayetle bağlam bütünlüğü taşıması, yani iki ayetin birlikte okunması gerektiği müsellemdir. Yüce Allah 90. ayette ‘rics’ (pislik) olarak ifade ettiği işlerden uzak durmayı felaha kayıtlı kılarken 91. ayette de pislik olarak nitelendirdiği işlerden ‘neden’ sakınılması gerektiğini açıklamıştır. Ayetteki ‘’el-hamr’’ ve ‘’ve’l meysiru’’ ifadelerinin, yani içki ve kumarın birlikte zikredilmesinde de ayrıca bir mesajın olması, kumar kapsamına giren şans oyunlarının ne kadar mühim boyutta facia olduğunu deşifre ediyor olsa gerektir. İçkinin insan sağlığı üzerinde yaptığı tahribatı kumar da insanın psikolojik ve sosyal hayatında yapmaktadır. Ayetten hareketle yapılan bu okumanın sadece bir yorumdan ibaret olduğunu belirterek mevzunun izahına dönelim. Şans oyunları olarak nitelendirilen oyunların kumar sınıfına dahil edilebilmesi için Yüce Allah’ın 91. ayette saydığı şartlar şöyledir:
-          ‘’Kin ve nefret tohumları saçmak’’: Yani bireylerin sosyal ve ailevi yaşantılarında bozulmalara sebep olması.
-          ‘’Allah’ı anmak ve namazdan alı koymak’’: Yani bireylerin kutsalla olan irtibatını sekteye uğratması. İnandığı dinin gereklerini yerine getirerek yaşaması gereken bireylerin sahip oldukları dini bilincin ve hassasiyetin tahribata uğraması.
İşte bu ve benzeri sebepler, şans oyunlarını kumar kılan sebeplerdir.
Çalışmamızın başından beri yaygın ifade olduğu için ‘şans oyunları’ olgusalını biz de bu şekilde ifade ettik. Mevzunun izaha ihtiyaç olan yanlarını kısmen izah ettikten sonra diyebiliriz ki, herhangi bir oyun çeşidine kumar özelliklerini taşımadığı sürece ‘şans’ nitelemesi yapmaya da gerek yoktur. Zira herhangi bir zarar yada olumsuzluk taşımadığı sürece insanların hayatının bir parçası olan meşgalelerin ‘şans’ tabiriyle ‘kumar’ olarak taktim edilmesinin de mantıksal çerçevede elle tutulur, gözle görülür ve hatırı sayılır bir izahı da yapılamayacaktır.
Yüce Allah’ın kullarının zararına gördüğü şerleri kullarına yasaklaması şüphesiz ki Yüce Allah’ın kullarının üzerine titremesi, rahmet ve merhametinin nişanesidir. Bu minvalde, çizilen hududlar, akıbetin hayra sonuçlanmasına da ilahi bir destek mesabesindedir. Yasakların kıymetini bilmek, yasakları sebepler ve sonuçlar muvazenesinde okuyarak mümkün olur. Bunun ötesinde yada berisinde yasaklar insana, despot bir idarecinin tepesinde zulmetmesi gibi bir tatsızlığın etkisi nisbetinde olur ki bu Yüce Allah’a nisbet edilemeyecek kadar ağır bir itham ve yaklaşımdır. Bu sebeple din adına bir takım hükümlere varırken –din adına yapıyorum- diye amiyane tabirle, artistik ve fantastik ve bir o kadar da duygusal kararlar, ithamlar ve değerlendirmelerde bulunmak, meşhur söylemiyle ‘tebliğ ve irşadda bulunmak’ dinle alakası olmayan bir çıkış olmaktan öteye de geçemeyecektir.
6.       Dinini Gerekleriyle Yaşaması Gereken Müslümanın Dünyasında Şans Oyunlarının Yeri
Müslümanın inandığı dinin bir takım gerekleriyle muhatap olması, her şeyden önce olması gerekendir. Bir hakikate inandığını söyleyip de inandığını söylediği hakikatin peşine düşmemek ya da ilgisiz kalmak hakikatten gelmediğini ve ona dönmeyeceğini inadına savunmaktan başka bir şey değildir. Bir insanın ‘’din’’ deyince aklına gelip gelebileceği her şey onun inancını ve imanını şekillendiren unsurlardır. İnsanın içindeki dini eğilim ve hassasiyeti de bu unsurlar oluşturur. Denilebilir ki herkes dünyasındaki ‘din’ dosyasına kayıtlı olan veriler ölçüsünde gereklerle muhataptır. Bu gerçeği Yüce Allah, herkese taşıyabileceği kadar yükle sorumlu tuttuğunu ifade ederek dile getirmektedir. Bahsettiğimiz bu asli unsurların haricinde gelişen dış bükey gelişim süreci de bireylerin kapasitelerini zorlamalarıyla meydana gelir. O yüzden hiçbir mükellefe ‘’Neden kapasiteni zorlamadın?’’ diye sorulmaz; ‘’Kapasiten dahilinde sorumlu tutulduğun gerekleri ne kadar yerine getirebildin?’’ diye sorulur. Mizanın varlığı da bu gerçeğe en yakin delildir. Özetle diyebiliriz ki, kapasitesi ölçüsünde dininin gereklerini yerine getiren Müslümanın dünyasında ‘şans oyunları’ olarak meşhur olmuş oyunların varlığı abesle iştigal değildir.
Hakkında çok basit metodlarla, fazla kafa yormadan karar verilebilen bu konunun öncesi asıl meseledir ki, aslında izaha en çok ihtiyaç duyulan konu bu olsa gerektir. Şimdi soruyorum:
Şans oyunları gibi meşgalelerin hayatında yer aldığı bir insan, dinin gereklerini aksatmadan nasıl yerine getirebilir? İşte tam da bu noktada ahkam (emirler ve yasaklar) devreye girer. Ahkamın hüküm sürmesi için de ahlaki ve sosyal öğretilerin bireylerde sorumluluk gibi bilinç düzeylerini beslemesi gerekir. Bunun için de her bireyin inandığı dinin gereklerini yerine getirebilmesi için hatırı sayılır bir zaman ayırması, bilgi ve ilgi düzeyini bilinçle paralel olarak artırması gerekir. Bunun için de ‘’La ilahe illallah!’’ ların kesilmemesi gerekir. İnandığı dinin yüklediği sorumlulukları taşımaktan yüksünmemek, hakikat diye bildiği şeyi bulduğu yerde üslubuyla haykırmak, O’nun yüklediği manayı paylaşarak mahşere yürümek Kelime-i Tevhid’le var olmaktır. Bu minvalde İmamı Şafii’nin “Oyun dindar ve ağır başlı kimselerin sanatı değildir” demesi de oldukça manidardır. Asla ve asla, önce kutsalımızı, sonra ailemizi, sonra da sosyalimizi ihmal etmememiz gerekmektedir.  
Özetle denilebilir ki, oyun bizle oynamadığı sürece, bizim oyunla oynamamızda da sakınca olmayacaktır. Bunun ötesinde savunma sistemleri geliştirmekte herhangi bir sakınca olmayacağı gibi bu savunma sistemini asli unsur olarak fâriza mesabesinde taktim etmemek mevzu üzerine geliştirilen hassasiyete yakışır bir yaklaşım olacaktır. Yüce Allah’ın gelip geçici olarak nitelendirdiği dünya hayatının yanında, oyun gibi sıradan meşgalelerin varlığı değil, gündemin merkezine getirilmesi abesle iştigaldir. Buna hesapsız kabuller sebep olabileceği gibi keskin itirazlar da bi’nisbet sebep olabilir.
Hayatını bilinçli, şuurlu, kontrollü, sistemli ve duyarlı bir şekilde yaşayarak hayatı var edene layık olabilme temennisi ile.
 
Emre KOÇ
Adana-2012


Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


Emre KOÇ Diğer Yazıları

23 Ağustos 2016 - TEKKELİ DARBENİN TEOLOJİK-SİYASİ ZİHİN KODLARI
05 Mart 2015 - RİVAYETLERİN TOPTAN REDDİ VE TEFSİRDE USÜL ANLAYIŞI: Mürselat 77/50 Örneği
28 Şubat 2015 - KADINA ŞİDDET SÖYLEMLERİ VE ADİL TOPLUM İDEALİ
16 Şubat 2015 - MODERNİZM ÖLÇEĞİNDE SEVGİLİLER GÜNÜ ELEŞTİRİSİ ve AİLEDE(!) SEVGİ METAFİZİĞİ
05 Şubat 2015 - İHSAN ŞENOCAK VE CIMBIZLARI: KISSALARIN DİLİ ÖRNEĞİ
24 Aralık 2014 - DİB ADAYI AHMET MAHMUT ÜNLÜ- NÂM-I DİĞER: CÜBBELİ AHMET
15 Aralık 2014 - DARU’L-İSLAM’DA ‘’NOEL’’ ÖRNEĞİ VE MODERNİZM
07 Eylül 2014 - DEVLET-İ ÂLİ MEDİNE İSLAM DEVLETİ YÖNETİMİNDEN MISIR’DAKİ HADİSELER İÇİN BASIN AÇIKLAMASI
23 Haziran 2013 - KÜLTÜREL EROZYONLARIN ALTINDA TERK EDİLEN DİN YORUMLARI ÜZERİNE
18 Mayıs 2013 - BİZ MEDİNE OLAMADIK, RASULULLAH’IN KARDEŞLERİ GERİ DÖNÜYORLAR!
En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH