Ana Sayfa > YORUM-ANALİZ-RÖPORTAJ

TÜRKİYE’DE ATALAR DİNİ (Müslümanlık)
27 Mayıs 2016
Tabiatıyla Şimdi, «İslam» ile «Müslümanlık» kavramları arasındaki farklar merak konusu olacaktır. İslam’ı herkes Kur’an ve Sünnetten öğrenebilir. «Müslümanlık» sorununa gelince, -ki bunun ne büyük bir sorun olduğundan haberi olmayan milyonlarca insan bu ülkede yaşamaktadır- şimdi bu merakı gidermek, -daha doğrusu- bin yıl önce (din konusunda) yapılmış önemli bir yanlışlık hakkında geneli bilgilendirmek ve uyarmak için gerekli olan açıklamalar, bir zimmet ve emanet meselesidir.
Fontu Büyült Fontu Küçült 100%
Çok önemsediğim bir kaynaktan alıp çeşitli münasebetlerle okuyucularıma belge olarak sunduğum bir alıntı ile konuya girmeği uygun buluyorum. Prof. Dr. Fuad Köprülü, «Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar» adlı kitabının 21’inci sayfasında şöyle diyor: «Türkler İslâmiyet’in birçok unsurlarını doğrudan doğruya Araplardan değil, Acemler vasıtasıyla aldılar. İslâm medeniyeti Türklere, İran kültürünün merkezi olan Horasan yolu ile Mâverâünnehr’den geçerek geliyordu». Bu çok önemli bir tespittir. Bizzat Türk olan ve kudretli bir ilim adamı ve araştırmacı olarak kabul edilen Prof. Dr. Fuad Köprülü’nün bu ifadeleri, birçok tarihi ve sosyal hakikati özetlemektedir. Türklerin İslam ile tanıştıktan sonra bu dini nasıl algıladıklarını, ve İslam öncesi inançlarıyla onu nasıl sentezleyip kendi zevklerine göre nasıl yeniden yapılandırdıklarını bu satırların verdiği mesajdan tahmin etmek hiç de zor değildir. İranlıların «Muselmani» diye adlandırdıkları din, hiç şüphesiz İslam değildir. İranlılar nasıl ki İslam’ı, -eski dinleri olan- Zerdüştlükle yoğurarak onu bugünkü hale getirmişlerse Türkler de -aynen ve daha çok onların etkisiyle- İslam’dan birçok unsuru alarak Budizm’le ve Şamanizm’le sentezlemiş ve «Müslümanlık» adı altındaki dini oluşturmuşlardır. Son yıllarda ortaya çıkan «Türk-İslam Sentezi» tartışmaları bu gerçeği açık şekilde kanıtlamaktadır. Müslümanlığı doğuran tarihi sebepleri bulduğumuz zaman bu dinin neden ve nasıl yapılandırıldığını daha iyi anlarız. Bilindiği üzere Emevi Komutan Quteybe b. Muslim el-Bahili’nin (705’te) Semerkand’ı ve (709’da) da Buhara’yı fethetmesiyle Türkler –genel manada- ilk kez İslam’la tanıştılar. Bu tanışma, -ileri sürüldüğü ve günümüzde sanıldığı üzere- Türklerin cumhur halinde İslam’ı kendi istekleriyle kabul ettikleri ve onu, –o günün şartlarında- hazmettikleri anlamına gelmez. Bilakis bu kavmin, ancak küçük bir kısmının İslam’ı özgün biçimiyle algılayabildiğini tahmin etmek güç olmasa gerektir. Nitekim hangi insan, ilk kez tanıştığı bir dini kabul eder etmez onun bütün ayrıntılarını öğrenebilir ve kurallarına kusursuz bir şekilde ayak uydurabilir? Bu hemen hemen mümkün değildir. Türklerin İslam’ı tam manasıyla algılamış olmaları –hiç kuşkusuz- uzun bir zaman almıştır. Bu süre zarfında elit zümrelerin İslam’ı inceledikleri ve onu kendi zevk ve anlayışlarına uygun hale dönüştürdükleri kesindir. Bu dönüştürmenin en azından teorik izahı şöyle olmalıdır: Türklerin şehirli kesimi Budist, kırsal kesimlerde yaşayanlar ise Şaman idiler. Otorite, şehirli hakim tabakaların elinde bulunuyordu. Bu hakim zümrelerin en güçlülerinden biri olan Kuşanlar, Budiz’min «Mahayana» mezhebine bağlı idiler. Kuşanlar ve onlara bağlı olan geniş topluluklar, İslam’a karşı Budizm’i yaşatabilmek için ölesiye mücadele ettiler. Açık şekilde harcadıkları çabalar sonuç vermeyince «Minhac-ı Hakikat» adı altında bir yer altı örgütü kurarak İslam’ı dejenere etmek için faaliyetlere başladılar. İslam’dan öç alma planı ilk önce bu şekilde ortaya kondu. Adeta kuluçkaya yatan bu örgütün çabalarının sonucu olarak Türkistan’da çeşitli mistik akımlar ortaya çıktı. Bunların en ünlüsü «Yesevilik» hareketidir. Yesevilik’ten zamanla iki farklı tarikat doğdu: Nakşibendilik ve Bektaşilik. Bu iki mistik akımın tarihi serüveni buraya sığmayacak kadar uzundur. Ancak bugün sözde «ehl-i Sünnet tarikatı» yaftası altında propagandası yapılan Nakşibendiliğin ne derece sinsi, karanlık, tehlikeli ve intikamcı bir mistik akım olduğunu unutmamak lazımdır![1] Türkistan’da İslam’ın yayılmasıyla birlikte başlayan bu gizli faaliyetler önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır, o da şudur: İslam’la ilk kez tanışan Türkler, Kur’an’daki özgün İslam’ı, salt bir «Arap dini» olarak algıladılar. Elit zümreler bu dinin, –arı biçimiyle- Türklere uymadığı kanaatine vardılar ve onu revize ettiler. Bu suretle, zaman içinde «Müslümanlık» adı altında, İslam’dan bağımsız bir din peydahlandı. Bu özet bilgilerden yola çıkarak diyebiliriz ki; “Müslümanlık”, 700’lerden bugüne değin, yaklaşık 1300 yıldır Türkler tarafından zaman zaman değişikliğe uğratılarak bugünkü şeklini almıştır. *** Tabiatıyla Şimdi, «İslam» ile «Müslümanlık» kavramları arasındaki farklar merak konusu olacaktır. İslam’ı herkes Kur’an ve Sünnetten öğrenebilir. «Müslümanlık» sorununa gelince, -ki bunun ne büyük bir sorun olduğundan haberi olmayan milyonlarca insan bu ülkede yaşamaktadır- şimdi bu merakı gidermek, -daha doğrusu- bin yıl önce (din konusunda) yapılmış önemli bir yanlışlık hakkında geneli bilgilendirmek ve uyarmak için gerekli olan açıklamalar, bir zimmet ve emanet meselesidir. Bu emaneti yerine getirmek icap eder. Bu kadar uzun bir süre boyunca hiç mi bir alim bu yanlışın farkına varmadı diye istifham karşısında kalanlar, ilerleyen satırlarda bu sorunun cevabını bulacaklardır. Müslümanlık, her şeyden önce tam anlamıyla aynen Hıristiyanlık gibi bir tapınak ve mezarlık dinidir. Dıştan göze çarpan bu özelliği ile “Müslümanlık” Türk laikliği ile (daha doğrusu Türk laikçiliği) ile çatışmamaktadır. Tam tersine onunla büyük ölçüde örtüşmektedir. Nitekim (Alevisiyle, Sünnisiyle, ortodoksu ile, heterodoksu ile) Türk Müslümanlığının hemen bütün bağlıları, ortak bir mistik din anlayışına sahiptirler. Buna laikler de dahildir. Türkiye’nin her yerinde yaygın bulunan babalar ve dedeler kültünün binlerce sembolü; Türbeler, sandukalar, anıt mezarlar, mumyalar, katafalklar, çelenkler, adak taşları, padişahlara ve «Ulu Önder»’e ait özel eşyalar, bu «kutsal» yerlerde düzenlenen ayinler, saygı duruşları, cenazeyi alkışlamalar, festivaller, ölüler için kesilen kurbanlar, türbelere bağlanan çaputlar, sirke ile oruç bozmalar, «Ölü tanrı»’ya yazılan dilekçeler, bu alanlarda kullanılan, tespihler, takkeler, sarıklar, okunan mevlitler ve ilahiler, düzenlenen kortejler, semahlar, rabıtalar, hatm-i hacegânlar gibi zor sayılabilecek inanış biçimleri, ritüeller ve özel kıyafetler, Müslümanlığı ve onun paralelindeki laikliği İslam’dan kalın bir duvarla ayırmaktadır. Bunların sadece küçük bir kısmı bile söz konusu edildiğinde İslam ile “Müslümanlık” arasındaki duvarın ne kadar kalın olduğu gözler önüne serilmektedir. Müslümanlık Semavi bir din de değildir. (Kitabı yoktur. İlahları çoktur. Peygamberleri ve ilâhları hemen hemen aynı şahıslardır.) Türkiyeli Müslümanlar arasında sağcı vardır, solcu vardır, ateist vardır, alevi vardır, Sünni vardır. Allah’a inanan ve inanmayanlar vardır. Tarikatçı vardır, vahdet-i vücutçu vardır… Bu gruplardan hiç birinin inancı öbürününkine benzemez.. Fakat hangisine sorarsanız, «Ben Müslümanım» der. 1961 yılından önce latin harfleriyle basılmış ve topluma inmiş, halk tarafından okunup izlenmiş, evlerin kütüphanelerinde yer almış bir tek nüsha «Türkçe meal» bile bulunmamaktadır. Bu tespit son derece önemlidir. Aslında bu tarihten önce Türkiye’de, bir avuç aydının dışında, kimsenin evinde kütüphane bulunmazdı. Çünkü 1950’li yıllarda Türkiye’de okuma yazma oranı % 4’ü geçmiyordu. Tabiatıyla daha önceki yıllarda, hatta yüzyıllar boyu durumun bundan çok daha feci olduğu belgelerle sabittir. Nitekim ünlü düşünür ve yazar Cemil meriç, 22 Ocak 1969 tarihli bir makalesinde aynen şunları söylüyor; «Osmanlı İmparatorluğu’nda büyük düşünür çıkmadı. Çünkü düşünceye ihtiyaç yoktu. Düşünce bir felâkettir. Zorlanmadan, mecbur kalmadan düşünmez insan. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa karşısındaki bozgunu, endüstriyel toplumun askeri bir toplumu yenmesidir…» *** Gördüğünüz gibi; “Müslümanlık” ile başlayan sorunlar zincirinin halkalarını saymak mümkün değildir. Bu dev problemin akla getirdiği binlerce soruya cevap vermek ise hiç kolay değildir. Bunların her biri, kudretli araştırmacıların yıllarını alacak derinliğe sahiptir. 1300 yıl boyunca sürüp gelmiş bid’atların, hurafe ve efsane yığınlarının, çeşitli sapkınlıkların kaynağını ve belgelerini bulmak, bundan sonra da ilim adamlarını oldukça uğraştıracaktır ve yoracaktır. Bu ana problemle ilgili olarak akla gelebilecek belki binlerce sorudan sadece bir tanesi şudur: Neden Türkiye’de hemen her insanın zihnindeki din modeli başkalarınınkinden farklıdır? Sorulara biraz devam edelim mi? Türkiye’de insanların göğüslerini gere gere «Elhamdülillah ben Müslümanım» dediklerini sıkça duyarız; ama bir kez bile düşünmeyiz, acaba «Müslümanlık» diye bir din var mı? Ya da «Müslümanlık» ile İslâm arasında bir benzerlik var mı? Türkiye’de hemen herkesin kimlik kartının din hanesinde «İslâm» diye bir kelime var, buna rağmen bu insanların hiç biri «Ben Muslimim» veya «Muslimeyim» demez, demesini de bilmez. Sorulduğu zaman «Müslümanım» der! Acaba bunun sebebi nedir? Halbuki Arapça «Esleme» fiilinin ism-i faili «Muslimمُسْلِم »dir. Son harekesini okursanız. «Muslim’unمُسْلِمٌ » dersiniz. (Tabiatıyla i’rab harekesi, geçici bir sestir, kelimenin özünden değildir, cümledeki yerine göre de değişir. Dolayısıyla, Ref halinde: Muslim’un, Nasp halinde: Muslim’en ve Cer halinde: Muslim’in diye okunur.). Ama Arapça’da «Müslüman» diye bir kelime yoktur; Kur’an-ı Kerim’de de böyle bir kelime bulunmamaktadır. Türkiye’de milyonlarca insanın bu önemli bilgilerden habersiz olduğu, size hiç ilginç gelmiyor mu?! Toplumumuzda beş on kişiden başkası Kur’an’ın dilini gerçek anlamda bilmediği için bugüne kadar “Müslüman” ve “Müslümanlık” kelimelerinin Kur’an’da geçip geçmediğini hemen hiç kimse merak etmemiştir. Bu çok tuhaf bir şey değil mi? Arap bir mu’min kişiye dinini sorunuz, hemen size «Ene Muslimأنَا مُسْلِم » der. Bu kelimenin sonunda, Farsça bir takı olan (an) yoktur. Keza Batılı bir mu’min kişiye dinini sorunuz, o da size İngilizce «I’m Muslim» diye cevap verir. Şimdi lütfen, «Ne farkeder, netice itibariyle hepsi aynı yola çıkmıyor mu?; “ben Müslümanım” diyenle “ene muslim” diyenin amaçları aynı değil mi?» diyerek erken itiraz etmeyiniz! Önce bu kelimenin Kur’an-ı Kerim’de nasıl, kaç kez ve hangi surelerde geçtiğine bakalım; Kur’anı Kerim’de «Esleme» fiilinden müştaq olarak beş farklı sıyga geçmektedir ve sıygalar şunlardır; 1) Muslimet’en (Muslimeten); El-Baqara/128 2) Muslim’en (Muslimen); Yusuf/101; Al-i İmrân/67; 3) Muslimûn’e (Muslimûne); el-Baqara/132, 133, 136; Al-i İmran/52, 64, 80, 84, 102; el-Mâide/111; Hûd/14; el-Enbiya/108; el-Ankebût/46; er-Rûm/53; en-Neml/81; el-Cinn/14; 4) Muslimiyn’e (Muslimiyne); el-En’âm/162; el-A’râf/126; Yunus/72, 84, 90; el-Hicr/2; en-Neml/31, 42, 91; el-Qasas/53; el-Ahqaaf/15; ez-Zumer/11; el-Hacc/78; el-Baqara/128; ez-Zukhruf/69; en-Neml/38; el-Qalem/35; el-Ahzâb/35; ez-Zariyât/36; Fussilet/33; 5) Muslimât’in (el-Muslimât’i); et-Tahriym/5; el-Ahzâab/35; Bu listenin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını, Kur’ân-ı Kerim’in metnini tarayarak kontrol edebilirsiniz. Ancak ne yazık ki toplum, bu gerçekleri araştırıp test edebilecek bilgilerden yoksundur. Aynı zamanda Türkiye toplumu «Tewqifiye» sisteminden tamamen habersizdir. Oysa bu sistem İslam’ın sigortasıdır ve kaynağını şu ayet-i kerimeden alır: “وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللهَ إِنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعِقَاب.” (الحشر/7) Meali: «Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.» Bu ayet-i kerime bir kanundur ve bu ilahi kanuna göre Allah’ın indirdiği son dinin adı «İslam»’dır. Hiç kimse bu dinin adını “Müslümanlık” diye değiştirme yetkisine asla sahip değildir. Aşağıda, bu konuda belgesel açıklamalar ve kanıtlar sunulacaktır. *** İslam ile “Müslümanlık” dinleri arasındaki farklara gelince; İslam, Semavi bir dindir. Vahiy dinidir, Tevhid ve Hayat dinidir. Kitap ve Sünnet temeli üzerinde, evrensel kurallara dayalı bir yaşam ve yönetim biçimidir. İslam’ın özet olarak tarifi budur. Vurgulamak gerekir ki; İslam’ın bağlıları, (Müslümanlık adındaki yapay dinin bağlıları değil), sadece Müslim ve mu’minlerdir. İslam Her şeyden önce Tevhid dinidir: İslam’da hem tevhide, hem şirke, şiddetli vurgular  yapılmıştır. İslam kendini şöyle tanıtmaktadır: “إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللهِ الإسْلاَمُ ….” (آل عمران/19) «Allah katında –geçerli din- ancak ve ancak İslam’dır.» (Al-i İmran/19) “وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الإسْلاَمِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ.” (آل عمران/85). «Her kim ki İslam’dan başka bir din edinecek olursa, o din kendisinden asla kabul olunmayacak, o kimse de ahi rette hüsrana uğrayacaktır.» (Al-i İmran/85) *** İslam, şirk ve müşrikler için de şunları söylüyor:  “يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلاَ يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ اللهُ مِنْ فَضْلِهِ إِنْ شَاءَ إِنَّ اللهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ.” (التوبة/28) «Ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıldan sonra artık Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksullaşmaktan korkuyorsanız, Allah dilerse sizi kendi ihsanından zengin kılacaktır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.» (Tevbe/28) “وَلاَ تُنْكِحُوا الْمُشْرِكِينَ حَتَّى يُؤْمِنُوا وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ أُولَئِكَ يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ وَاللهُ يَدْعُو إِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِ وَيُبَيِّنُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ.” (البقرة : 221). «Müşrik kadınlarla, -iman edinceye kadar- evlenmeyiniz; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkeklerle de -iman edinceye kadar- evlenmeyiniz; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise kendi izniyle cennete ve mağfirete çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.» (el-Bakara/221) “اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ.” (الأنعام/106) «Rabbinden sana vahiy edilene uy. O’ndan başka ilah yoktur. Ve müşriklerden yüz çevir.» (el-En’am/106)  “أَنَّ اللهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ …” (التوبة/3) «Allah, müşriklerden uzaktır, O’nun Resûlü de…» (Tevbe/3)  وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكِينَ كَافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَافَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ (التوبة/36) «… ve müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.» (Tevbe/36)  فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ (الحجر/94) «Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme.» (el-Hicr/94). *** «Müslümanlık» ile İslam arasındaki farkları görebilmek için esasen Müslüman kişi ile Muslim kişinin dinsel inanç ve yaşantılarını biraz karşılaştırmak yeterlidir. İşte bu karşılaştırmadan bazı örnekler: Muslim kişi Muvahhittir; Allah’ın birliğine kesin olarak inanır. Kainat üzerindeki otoritesinde O’na hiçbir ortak tanımaz. Mu’min kişi Allah Tealâ’yı; tüm kâinâtın -üstünde ve bütün varlıkların tek, eşsiz, benzersiz, ölümsüz, başlangıçsız, sonsuz, eksiksiz, aşkın ve yetkin- yaratıcısı sıfatlarıyla bir «Zât-ı Ece-i Âlâ» olarak tanımlar. Müslüman kişiye gelince o; –her ne kadar Allah’ın birliğine inandığını her münasebette vurgulamaya çalışsa da- onun bu ifadesi gerçeği yansıtmaz. Bilakis türbelere, yatırlara, tarikat şeyhlerine, «evliyalar»’a, «ulu öndere» ve onun heykellerine tapınarak, onların bir kısmına Allah’ın zatî sıfatlarını vererek bu fanileri Allah’a açık şekilde ortak koşar. Biri onun bu aykırı davranış biçimlerini eleştirmeyi göze aldığında ise o, şiddetli tepkiler göstererek çeşitli spekülatif açıklamalarla Allah’ın birliğine inandığını ısrarla ileri sürer durur. Gerçekte Müslümanların çoğu çok tanrılı, politeist-pagandırlar. *** Müslim kişiye göre «ewliya»; Kur’an-ı Kerimde Yunus Suresi’nin 62’inci, 63’üçüncü ve 64’üncü ayet-i kerimelerinde tarif edildiği sıfatların sahibi olan, Allah’ın salih kullarıdır. (Tekili “weli”dir.) «Müslüman» kişiye gör ise «veli»: adeta bir süpermen’dir; Her şeyden önce «Allah’ın yeryüzündeki vekilidir». (Bk.Ruhul-Furkan, Cilt:2, Sayfa:74). «Onun adına yeryüzünde tasarrufta bulunabilir. Yani duaları kabul eder, isterse toprağı avucuna alır ve onu altına ve gümüşe dönüştürebilir; yeryüzü onun ayakları altında katlanır; binlerce kilometrelik mesafeyi saniyede kat edebilir; zaman tünelinde istediği miktarda ileri veya geri gidebilir; kar, yağmur ve dolu –hatta taş bile- yağdırabilir; hayvanlarla konuşabilir ve onlara emreder… Sözün kısası (haşa!): Allah ile aynı yetkilere sahiptir!» *** Müslim ve mu’min kişi, Allah Teala’ya şöyle inanır: Allah (cc), bütün evrenin yaratıcısı, düzenleyicisi ve yöneticisidir; ortağı yoktur; benzeri yoktur; Hiçbir şey O’nun zat-ı ilâhiyesiyle birleşemez. Ebedi ve ezelidir (varlığının başlangıcı ve sonu yoktur), ölümsüzdür; her şeyi bilir; her şeyi görür (geçmişin ve geleceğin tamamı O’na malumdur); Her türlü eksiklikten, noksanlıktan ve kusurdan münezzeh ve beridir (acıkmaz, yemez, içmez, uyumaz, yorulmaz, unutmaz, hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmaz…). Zerreden, dev galaksilere kadar kainatın tamamı onun eseridir. Yoktan var eder; diriltir, öldürür, imtihan eder; Rahmandır, Rahimdir, mutlak hüküm sahibidir, mukaddestir, adlarından biri (barış anlamına gelen) Selam’dır, kullarına güven verendir, kainatın tamamına sürekli olarak egemendir, Aziz’dir, Cebbar’dır, mütekebbir’dir… Özellikle tarikatçıları yöneten ve yönlendirenler, (yukarıdaki inanç şeklini açıkça inkar etmemekle birlikte), gizli oturumlarda yandaşlarıyla paylaştıkları eleştirilerinde bu inancın ancak sıradan, cahil ve şekilci kimselere ait olduğunu ileri sürerler! Onlara göre: “Allah kainattaki her şeyde vardır; her şey O’nun bir parçasıdır; Temiz, pis, büyük küçük, insan, hayvan bitki, canlı cansız hatta domuz, köpek ve dışkı buna dahildir.”. Şu Arapça beyit bu inancı özetlemektedir:» “وَمَا الْكَلْبُ وَالْخِنْزِيرُ إِلاَّ إِلَهُنَا * وَمَا اللهُ إلاَّ رَاهِبٌ فِي كَنِيسَةٍ.” Türkçesi: «Köpek de domuz da ilahımızdan başka bir şey değildirler * Allah, kilisedeki rahipten başka bir şey de değildir». [2] Bu inanç, sadece yukarıdaki beytin sahibine ait değildir, Aynı zamanda tarikatları yöneten ve yönlendiren birinci derecedeki teorisyen şeyhlerin inancı da böyledir. Ancak bunu hiç bir zaman açıktan dile getirmez, müritlerine bu inançlarını açıklamazlar! Nitekim, her fırsatta «ehl-i sünnet vel-cemaat olduklarını» ileri süren Nakşibendiler de bu inançta olanları en azından ret etmemişlerdir. Kaldı ki Nakşibendilerin «hululiyeci» oldukları kendi belgeleri ile sabittir. İşte belge: «Mevlâ’nın fazl-u keremiyle mâsiva (Allah-u Tealâ’nın dışındaki her şey) salikin nazarından tamamen kalkıp, Allah’dan gayriyi (yabancıları) görmekten isim ve resim kalmayınca, muhakkak fenafillâh (Allah-u Tealâ’da eriyip gitmek) tabir edilen devlet hasıl olmuş ve tarîkat hâli sona ermiş olur. Ve böylece seyr-i ilallah (Mevlâ’ya doğru olan manevî yürüyüş) tamamlanmış olur.»[3] *** Müslim ve mu’min kişinin inancına göre gaybı (mutlak gizliyi), Allah’tan başka hiç kimse bilemez. Mu’minin bu konudaki delilleri oldukça güçlüdür, hepsi de Allah’ın kitabındaki ayetlerden oluşur. İşte bu deliller: “وَمَا كَانَ الله لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلَكِنَّ اللهَ يَجْتَبِي مِنْ رُسُلِهِ مَنْ يَشَاء.” (آل عمران/179).  «Allah sizi gabya muttali kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden dilediğini (gabya muttali kılmak üzere) seçer.» (Al-i İmran/179).  “قُلْ لاَ أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللهِ وَلاَ أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلاَ أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ…” (الأنعام/50).  Meali: «De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum…» (el-En’am/50).  “وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُو.” (الأنعام/59). Meali: «Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları, O’ndan başka kimse bilmez.» (el-En’am/59)  “قُلْ لاَ أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا إِلاَّ مَا شَاءَ اللهُ وَلَوْ كُنْتُ أَعْلَمُ الْغَيْبَ لاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِ وَمَا مَسَّنِيَ السُّوءُ إِنْ أَنَا إِلاَّ نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ.” (الأعراف/188).  Meali: «De ki: Allah dilemedikçe ben kendime bile bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, çok hayırlı işler yapardım ve bana kötülük dokunmazdı. Ben, inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.» (el-A’raf/188)  “فَقُلْ إِنَّمَا الْغَيْبُ للهِ فَانْتَظِرُوا إِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ.” (يونس/20).  Meali: «Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya! diyorlar. De ki: Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!» (Yunus/20)  “وَلاَ أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللهِ وَلاَ أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلاَ أَقُولُ إِنِّي مَلَكٌ. (هود/31).  Meali: «Size ben, Allah’ın hazineleri yanımdadır, demiyorum; gaybı da bilmem. Ben bir meleğim de demiyorum…» (Hud/31)  “قُلْ لاَ يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ الْغَيْبَ إِلاَّ اللهُ.” (النمل/65.  Meali: «De ki: Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir.» (en-Neml/65)  “عَالِمُ الْغَيْبِ فَلاَ يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَدًا.” (الجن/26). Meali: «O, gaybı bilendir. Kendi gaybını kimseye açık tutmaz» (el-Cinn/26) *** Muslim ve mu’min kişi, itikatta ve amelde, hayat düsturu olarak Kitap ve Sünneti kaynak kabul eder. Akidesinde Hz. Peygamber (sa)’i ve Selef-i Salihin’i örnek alır. «Müslüman» şahıs ise –her ne kadar bu iki kaynağa bağlı olduğunu her münasebette vurgulamaya çalışsa da- onun İslam’da yeri olmayan çeşitli ibadet şekilleriyle Allah’tan başka şeylere yönelmesi, bu iddiasını yalanlamaktadır. *** Muslim ve Mu’min kişinin Peygamberler hakkındaki inancı kısaca şöyledir: Allah’ın insan cinsinden elçileri, öbür insanlar gibi beşeri özelliklere sahiptirler. Yapı olarak hiçbir olağanüstülükleri yoktur. Doğar, yaşar, büyür, acıkır, yer, içer, yorulur, hastalanır, hacet giderir, uyur ve nadiren yanılırlar. Onlar da ölümlüdürler. Fakat (bütün insanlardan farklı olarak): dürüsttürler, emindirler, Allah’ın emirlerini mutlak surette bildirirler, büyük küçük günahlardan masumdurlar, zekidirler, adaletlidirler, elçilikten asla alınmazlar. Müslümanlardan (özellikle Türk kökenli tarikat şeyhleri)– bu inancı kabul eder görünüyor iseler de- “evliyalar”ın peygamberlerden daha üstün olduklarına inanırlar! İnançlarını kendi aralarında gizlice şöyle paslaşırlar: «Velâyet, fenâya varmış kimsenin hâlidir. Nübuvvet mertebesinden uludur. Bazı enbiyâ hazerâtı velâyete de sâhib olmuşlardır. Lâkin her velîde nübuvvet-i tarifiyye veya tebliğiyye mevcûd olagelmiştir.»(Bk. Hasan Lûtfi Şuşud, İslâm Tasavvufunda Menâkıb-ı Evliya s.163 İstanbul-1958.) *** Amel Bakımından Aralarındaki Farklar: Mu’min ve Muslim kişi eğer yeterli bilgilere sahip değilse İslam mezheplerinden herhangi bir mezhebe –tutuculuktan uzak bir şekilde- bağlanır, (telfiq kusurunu işlememek için) hayatını ve ibadetlerini bu mezhebin kurallarına göre düzenlemeye çalışır. Geniş ilim sahibi ise buna gerek görmez. Ancak bütün mu’min ve muslimler İslam mezheplerinin hapsine karşı saygılıdırlar. Birini diğerine üstün tutmazlar. İslam’ın yasakladığı (şirk ehline ait dua, zikir ve ibadetlerden), bid’at ve hurafelerden uzak dururlar. Özellikle «hanefist Müslümanlar» ise İmam ebu Hanife’yi tüm mezhep imamlarından üstün tutar, onu bu niyetle “İmam-ı Azam”(yani en büyük imam) diye anarlar. Hanefi mezhebini de tüm mezheplerden üstün tutarlar. Ebu Hanife, fars kökenli olmasına rağmen onun Türk olduğunu ısrarla ileri sürerler. Bu tutumlarıyla dinci-ırkçıdırlar. Müslümanların önemli bir kısmı Bursalı Süleyman Çelebi’nin şiirlerini «Mevlit» adı altında bir ibadet olarak okur ve okuturlar, hatta mevlit törenlerini camilerin içinde düzenlemekten bile çekinmezler! Kazandıklarına inandıkları sevabını da ölülerinin ruhlarına yollarlar!» «Nurcu Müslümanlar da Said-i Nursi’nin tertip ettiği “Cevşen” adındaki şiirsel duaları okur, bundan sevap kazandıklarına inanırlar. Nakşibendi Müslümanlar, -Hint dinlerinden adapte edilmiş olan –«rabıta» adı altında bir meditasyon biçimi ile şeyhlerine ibadet eder, yine Hint dinlerinden esinlenerek «Khatm-i Khuwacegân» adı altında düzenlenen ayinler yapar, bundan sevap kazandıklarına inanırlar. Mistik ruhlu Müslümanlar tarikat şeyhlerine kutsal şahsiyetler olarak bakar, onlara canfeda şekilde bağlanırlar ve onların olağanüstü «keramet»lere sahip olduklarına inanırlar. Bu şeyhler öldüklerinde, onların birçoğunun üzerine türbeler inşa eder, onlara adak adar, dertlerden kurtulmak ve şifa bulmak için onlara dua ederler. *** Müslümanlık kavramı, günümüzün düşünce karmaşasının merkezinde yer almaktadır. Bu kavram çok gelişigüzel ve bazen de maksatlı olarak kullanılmaktadır. Nitekim son yıllarda faşizmin ileri derecede yaygınlaşması ile birlikte bu kavram, İslam’ın bilinçli ve sistematik biçimde yıpratılması amacıyla kullanılmaya başlandı. Özellikle internetin pespaye bir çöplüğe dönüşmesiyle birlikte mefhumlar arasındaki çizgiler esnetildi ve çok geçmeden tanımlar önemini yitirdi. Böylece kavram kargaşası bir felaket halini aldı. Kavramların birbirine karıştırılmış olması, artık tamiri mümkün olmayan bir kültürel yıkımın, -daha doğrusu- bin yıldır hemen hiç bir kavramın aslına uygun olarak algılanamamış ve yerinde kullanılamamış olmasının doğurduğu bir sonuçtur. Türkiye’de korkunç düzeylerde bir kavram kargaşasının hüküm sürdüğü konusunda bütün ilim erbabı ve çeşitli düşünce akımlarına bağlı aydınlar hemfikirdirler. Bu kaos, onları derinden düşündürmektedir. Çünkü bu kargaşa, günümüzün kavgalarını kızıştıran nedenlerin başında gelmekte ve uzlaşmayı adeta imkansız hale getirmektedir.[4]Bu durum Türkiye’de önemli bir çevrenin İslam’dan korktuğu gerçeğini kanıtlamaktadır. [1]Bu tarikatın içyüzü, bütün ayrıntılarıyla, tarihi serüveni ile –Arapça yazdığımız-: الطريقة النقشبندية بين ماضيها وحاضرها adlı çalışmamızda deşifre ettik. Kitabı inceleyebilirsiniz.   [2] Kaynak: En-Nefehat el-Qudsiyye, Cilt:1, S.338.   [3] (Ruhu’l-Furkan/63. Sirac Kitabevi, İst-1992)   [4]Son zamanlarda «İslam alemi» yerine «Müslümanlık alemi» diye acayip bir söylem sıkça telaffuz edilir oldu. Bu yanlışlığa dikkat çekmek ve ilim erbabını uyarmak amacıyla iki makale yazdım. Bu makaleler İstanbul’da çıkan aylık bir dergide yayımlandı. Bunun üzerine bazı örtülü yapılar ürkmeye başladılar. Bu yapılardan, o tarihlerde henüz deşifre olmamış bulunan «Neo haşhaşiler» bu dergiyi markaja aldılar. Sözkonusu iki makaleyi yukarıda (kitabın metni içinde) okuyabilirsiniz. - See more at: http://www.iktibasdergisi.com/turkiyede-atalar-dini-muslumanlik/#sthash.sDq2mzfr.dpuf


Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*
E-posta*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)
Yorum*


(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 

Diğer YORUM-ANALİZ-RÖPORTAJ Haberleri

Başlık Tarih
 
Haccı Protesto Etmek; Allah'ı Protesto Etmektir!24 Haziran 2017
Yetkililerini Rabb edinenler14 Mart 2017
Kur'an'ı anlamanın yolu, onun hükümlerini yaşamaktan geçer13 Mart 2017
"Kutlu doğum" ne zaman?08 Ocak 2017
Yetkililerini Rabb edinenler08 Ocak 2017
Nazar Boncukları (Günümüzün Putları)05 Aralık 2016
Kur’an da Selamlaşma04 Aralık 2016
Türbe Ziyaretleri ve İsteklerin Yerine Gelmesi…03 Aralık 2016
İlah(lar)ımız…02 Aralık 2016
Boş, Lüzumsuz, Anlamsız Sözlerden Yüz Çevirmek…01 Aralık 2016
Türbeperestler…30 Kasım 2016
Farkında Olmadan Şeytanı Dost Edinmek…29 Kasım 2016
Sünneti Doğru Anlamak28 Kasım 2016
İNANDIK, BİTTİ Mİ?28 Kasım 2016
İlahî Kelam O’nu (s.a.v) Anlatıyor21 Kasım 2016
Allah’a Dini Öğretmek mi; Dini Allah’tan Öğrenmek mi?20 Kasım 2016
Muhteşem Bir Ahlak19 Kasım 2016
Ahlak kahramanları03 Kasım 2016
Dini, Hurâfeler Yığını Haline Getirmek, Yozlaştırmak; Tahrif Çabasıdır18 Kasım 2016
Taklit ve Taklitçilik17 Kasım 2016
Bid’at; Anlam ve Mâhiyeti16 Kasım 2016
Çeşitli Hurâfe ve Bâtıl İnanışlara Örnekler15 Kasım 2016
Muska ve Muskacılık14 Kasım 2016
Bazı Yanlış Kabuller13 Kasım 2016
Gaybdan Haber Vermeye Bağlı Hurâfeler12 Kasım 2016
Günlerle İlgili Hurâfeler11 Kasım 2016
Ölüler ve Kabirlerle/Türbelerle İlgili Hurâfeler10 Kasım 2016
Hurâfe-Atalar Dini İlişkisi09 Kasım 2016
Hurâfe; Anlam ve Mâhiyeti08 Kasım 2016
Atalar Kültü07 Kasım 2016
Atalar Kültü; Sosyal Çevre ve Geleneğin Putlaştırılması06 Kasım 2016
Kur'ân-ı Kerim'de Atalar Yolu İle İlgili Âyetler05 Kasım 2016
Atalar Yolu, Her Dönemdeki Câhiliyyenin Temel Dinidir04 Kasım 2016
Atalar Yolu; Anlam ve Mâhiyeti03 Kasım 2016
Yozlaştırılan Din21 Ekim 2016
Hakkın Dini Ile Halkın Dini.....20 Ekim 2016
Allah’ın Dini Mi, Toplumun Dini Mi?19 Ekim 2016
Heykel Karşısında Saygı Duruşu Ve Atalar Dini18 Ekim 2016
Şamanizm'den gelen Türk adetleri17 Ekim 2016
ÖLMÜŞ İNSANLARDAN YARDIM İSTENİR Mİ?13 Ekim 2016
Cennet Satan Şeyhler ve Papazlar12 Ekim 2016
PEYGAMBERİMİZİ DOĞRU ANLAMAK12 Ekim 2016
EYVAH KEŞKE FALANI DOST EDİNMESEYDİM!11 Ekim 2016
KURAN NASIL TERK EDİLİR?10 Ekim 2016
KURAN ALFABESİ Mİ, AHLAKI MI?09 Ekim 2016
TASAVVUFUN İSLAM’A VERDİĞİ ZARARLAR NELERDİR?08 Ekim 2016
TASAVVUF KİTAPLARINDAKİ UYDURMA HADİSLER07 Ekim 2016
ŞEYH MURİDİ KURTARABİLİR Mİ?06 Ekim 2016
TASAVVUF BU MUDUR?05 Ekim 2016
SÜNNETİ DOĞRU ANLAMAK04 Ekim 2016
HIRKA-İ ŞERİF HURAFESİ03 Ekim 2016
CEVŞEN HURAFESİ02 Ekim 2016
FİLANIN YÜZÜ-SUYU HÜRMETİNE DİYE DUA EDİLİR Mİ?01 Ekim 2016
TÖVBE ALMA VE GÜNAH ÇIKARMAK00 0000
SALAVAT KAMPANYALARI DÜZENLEMEK DOĞRU MU?30 Eylül 2016
KIL TAPINMACILIĞI29 Eylül 2016
CÂMİLERDEKİ BİD’ATLER VE CÂMİLERİN YENİDEN İHYÂYA İHTİYACI28 Eylül 2016
AĞAÇ TAŞ VB. ŞEYLERDEN MEDET UMMAK!27 Eylül 2016
TÜRBE ZİYARETLERİ VE İSTEKLERİN YERİNE GELMESİ!27 Eylül 2016
ŞİFA TANRILARI VE “DİLEK AĞACI”, MÜBAREKLER, TÜRBE, VS26 Eylül 2016
BİD’AT, HURAFE ve XURAFELER26 Eylül 2016
HZ. MUHAMMED VE KUR’AN YERİNE MEVLÂNÂ VE MESNEVÎ19 Eylül 2016
Yusuf Kaplan’dan ‘Kemalist tehlike’ uyarısı: 15 Temmuz’un 2. ve 3. dalgaları geliyor!19 Eylül 2016
TEKKELİ DARBENİN TEOLOJİK-SİYASİ ZİHİN KODLARI23 Ağustos 2016
Cumhuriyet Aydını/Yarım Porsiyon Aydınlık ve Millî İrade23 Ağustos 2016
MEVLÂNÂ’NIN ALLAH DOSTU BİR EVLİYÂ ZANNEDİLMESİ18 Ağustos 2016
Darbe Bildirisinin İdeolojik Dayanağı Atatürkçülük18 Ağustos 2016
MEVLANA’NIN AYKIRI GÖRÜŞLERİ16 Ağustos 2016
Laik Eğitim Olsaymış Darbe Olmazmış!16 Ağustos 2016
HANGİ MEVLANA, GERÇEK MEVLANA?15 Ağustos 2016
Türkiye’de Din Profesyonel Meczupların Elinde12 Ağustos 2016
MEVLANA’NIN GERÇEK YÜZÜ!12 Ağustos 2016
Ve-l Cematten “The Cemaate” Fetullah Gülen Hareketi12 Ağustos 2016
MEHDİ İNANCININ İSLAM’DA OLMADIĞINA DAİR BİLGİLER11 Ağustos 2016
BİR SÖMÜRÜ NESNESİ OLARAK: MEHDİ VE HZ. İSA KONUSU11 Ağustos 2016
ALLAH TARAFINDAN YAZDIRILDIĞI İDDİA EDİLEN KİTAPLAR!11 Ağustos 2016
Emin Güneş: Artık Bu ülkede Allah'tan başkasının adı yüceltilmemeli, Allah'tan başka büyükler tanınmamalıdır08 Ağustos 2016
Demokrasi dininin vurgusu giderek pekişiyor; Laik, batıcı, Kemalist, ırkçı bir yapı...'08 Ağustos 2016
Siz de uyanın: Kürtler, Aleviler, solcular, tarikatlar...05 Ağustos 2016
Sadece FETÖ'cü Değil, Kemalist Darbecilere de Karşı Çıkmalıyız!02 Ağustos 2016
Neden Batı İslam Dünyasında Darbelere Sempati Duyuyor?02 Ağustos 2016
“Dünya, Halep'e Kör ve Sağır"02 Ağustos 2016
Yusuf Kaplan: Fosilleşmiş, kaskatı, militan bir laiklik ve Kemalizm ideolojisi pompalanıyor01 Ağustos 2016
GENÇLER!! Hangi Fethullah Gülen'in gerçek olduğunu biliyor musunuz?29 Temmuz 2016
KUR'AN'IN HAYATI DİZAYN ETMESİ13 Temmuz 2016
HZ. PEYGAMBER’İN MESAJINI DOĞRU ANLAMAK12 Temmuz 2016
DUANIZ OLMASA12 Temmuz 2016
Kemalist Devrimlerin Maksadı Halkı İslam’dan Koparmaktı11 Temmuz 2016
Namaz kanserden koruyor11 Temmuz 2016
İslam'a en büyük zararı onlar verdi11 Temmuz 2016
Sabetayistler rahatsız, İHH'yı hedefe koyacaklar30 Haziran 2016
Genel Özellikleri ile Ramazan-ı Şerif24 Haziran 2016
Hem Müslüman hem "Tüketim çılgını"(!) 23 Haziran 2016
İhsan Süreyya Sırma: Gençler, Barcelona futbol takımını tanıdığı kadar peygamberini ve onun sahabesini tanımıyor23 Haziran 2016
İslami Şahsiyetin,Etkisizleştirilen Yapıtaşları22 Haziran 2016
RAMAZAN ve MÜSLÜMANLAR…22 Haziran 2016
Dine Karşı Din ve İslam’ın Tahrifi21 Haziran 2016
Ramazan'ın Festivalleştirilmesine Karşı Çıkalım14 Haziran 2016
Dava ve Müslümanların Parayla İmtihanı14 Haziran 2016
Akif Emre: Siyonistlerin yeni haritası Kudüs'ün Yahudileştirilmesi stratejisinin artık resmi olarak ilanıdır14 Haziran 2016
RAMAZAN AYINI KUR'ANİ BİR İNKILABIN BAŞLANGICI KILMALIYIZ10 Haziran 2016
RAMAZAN AYI VE BİR FARKINDALIĞI ŞAHİTLİĞE DÖNÜŞTÜRME ZORUNLULUĞUMUZ10 Haziran 2016
Her Eylem, Bir İbadettir -Bilincini Kuşanmak-10 Haziran 2016
Peygamberimiz ve Gençlik…08 Haziran 2016
Ramazan İbadeti08 Haziran 2016
Ramazanda Bunları Tekrar Hatırlayalım08 Haziran 2016
Ramazan yıllık manevi bakım mevsimdir08 Haziran 2016
Kurşun Yemek Orucu Bozar mı?08 Haziran 2016
Ramazan Niçin Zam Ayı Oldu?06 Haziran 2016
Modern Kadınına Ağır Gelen Rabbani Ölçü: Kocaya İtaat02 Haziran 2016
'Tesettür bir kimliğin dışa vurumudur'02 Haziran 2016
'14 senelik Ak Parti iktidarında ‘Atatürkçülük’ söyleminin azalması umulurdu; ancak bu işin önde gideni oldular!'02 Haziran 2016
Ramazanla İmar Olmak24 Mayıs 2016
KÜFRÜN İSLAM'A KARŞI BİRLİĞİ24 Mayıs 2016
DEFİLETÜ’L TİCARET CİNAYETÜ’L TESETTÜR23 Mayıs 2016
19 Mayıs Bayramı”nın Hikâyesi ve Bitmeyen Faşizm20 Mayıs 2016
Çıplaklık18 Mayıs 2016
"Emperyalizm Müslümanları birbirine düşürdü; Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın korunması bir başına Filistinlilere bırakıldı"18 Mayıs 2016
Şenlikoğlu: Renklerde İslam bir renk sınırı getirmemiştir 17 Mayıs 2016
Haksal’dan ‘İsrail’le ortaklık’ yazısı: İran’ı, Hamas’ı, Hizbullah’ı bitiririz, İHH da kuzu kuzu oturur sesini çıkar(a)maz!13 Mayıs 2016
KUR’AN’IN MODEL İNSAN TİPİ: MÜ’MİNLER12 Mayıs 2016
KADİM ŞİRK FELSEFESİ: TASAVVUF10 Mayıs 2016
''Ergenekon yoktu(r)' demek 28 Şubat süreci yaşanmadı-yalandı demekle eş anlamlı olmaz mı?'06 Mayıs 2016
'Türkiye’nin Onayı ile İsrail NATO’da'06 Mayıs 2016
Dersim katliamı emrini Mustafa Kemal mi verdi?06 Mayıs 2016
"Müslüman mıyız, Ehl-i Sünnet mi?"02 Mayıs 2016
'28 Şubat döneminde tutuklanan, zindanlardaki Müslümanları unutmak Gayretullah’a dokunur'02 Mayıs 2016
Laiklik, “tasma”! Özgürlükse, ayartıcı maskesi!29 Nisan 2016
'Resmi bayramlarda eşli danslarla, açık saçık kıyafetlerle çocuklara ahlaksızlık aşılanıyor'29 Nisan 2016
Ali Haydar Haksal: Sanırım ‘paralel’den sonra sıra, çıkar furyasına kapılmayan, derdi ve ideolojisi olan İslamcılarda!28 Nisan 2016
Laiklik: Tartışmak Yasak Benimsemek Mecburi28 Nisan 2016
Peygamberimizin İdrarı Değil İdrakı Şifadır27 Nisan 2016
Müslüman ve laiklik bir arada olur mu? 27 Nisan 2016
İTAAT VE İSYAN YOLUYLA DÜŞÜLEN ŞİRK26 Nisan 2016
“Kutlu Doğum“ Vesilesiyle Peygamberimiz Anlatılacaksa Bu Pasta Kesilerek Değil, Putları Kaldırarak Olmalıdır'25 Nisan 2016
Böyle Buyurdu Kutsal Devlet:Peygamber Kutlaması Bitti,Yerine Atatürk Versek25 Nisan 2016
Ergenekon Çuvalı: Herkes İçeri, Herkes Dışarı!22 Nisan 2016
Akif Emre: Dünya sistemine entegre olmaya razı olanların ahlak ve toplumsal çözülmeden şikâyet etmeye hakları olamaz22 Nisan 2016
Şehadeti'nin 20. Yıl dönümünde Cevher Dudayev'i Rahmetle Anıyoruz..22 Nisan 2016
23 NİSAN HÜZÜN DOLUYOR İNSAN21 Nisan 2016
'Müslümanlar asli bilgilerinden beslenmek yerine, kendilerine empoze edilene itibar ediyorlar'21 Nisan 2016
"Dün ‘Kâbe işgal altında’ diyenler bugün Türkiye ve Suud’un birlikte İslam dünyasını birleştireceğinden söz ediyor"21 Nisan 2016
Cuma Namazı ve Allah’ı Kandırmaya Çalışmak ?22 Nisan 2016
Mü’min’lerin Kur’an da geçen 15 özelliği21 Nisan 2016
Kur’an Müslümanların Hayatlarının Neresinde ?20 Nisan 2016
GÜNÜMÜZ MÜSLÜMAN TİPLERİ20 Nisan 2016
YALANLARIMIZ/ALDANIŞIMIZ19 Nisan 2016
Malı Temizleyen ve artıran ibadet ZEKÂT!19 Nisan 2016
Peygambersiz Din Olur Mu?19 Nisan 2016
NEREDESİN VE NEREYE GİDİYORSUN EY MÜSLÜMAN?18 Nisan 2016
SİZİN DİNİNİZ SİZE, BENİM DİNİM BANA15 Nisan 2016
İslam Ordusu uyduruk bir örgüt15 Nisan 2016
Peygamberimizin Kıyafeti mi Karakteri mi?15 Nisan 2016
Halimize bakılırsa önce Vahyin doğumunu kutlamak gerekmez mi?14 Nisan 2016
Bir Oryantalist Daha!!08 Nisan 2016
"Çocukların genetiğiyle oynanıyor" 06 Nisan 2016
Birikim ekseninden adil bölüşüme 05 Nisan 2016
Abdurrahman Arslan: 30 sene önce Müslümanlar siyasal, sosyal ve dini olanı ayrıştırmazdı, şimdi ayrıştırıyorlar05 Nisan 2016
Akın: Diplomanın bu denli kutsandığı bir dönemde, gençlerin Sezai Karakoç, Cemil Meriç gibi isimleri bilmeleri ne mümkün!05 Nisan 2016
Faruk Beşer: Moda ve gösteriş tarzındaki tesettür modernliğin ve dünyevileşmenin bir tezahürüdür01 Nisan 2016
Televizyonlar üzerinden nesil İslam'dan uzaklaştırılıyor29 Mart 2016
Alpat: Tesettür örtüden ibaret değildir25 Mart 2016
Allah Rasulünü Nasıl Sevmeliyiz?23 Mart 2016
Hz.Peygamber’in (sas) Yahudilerle Mücadelesi21 Mart 2016
Yusuf Kaplan: Türkiye'de genç kuşakların İslâm'la ilişkisi sıfırlanmak üzere!21 Mart 2016
Kemalist Mitolojinin Çanakkale’yi İstilası21 Mart 2016
Hz. Peygamber'in Davasında Ashabın Misyonu18 Mart 2016
'Kürtler için izzet İslam'dadır'18 Mart 2016
Kudüs el birliğiyle alınır18 Mart 2016
İslamı Hayata Taşımada Peygamber Örnekliği17 Mart 2016
O’NU TANIYOR MUYUZ?04 Mart 2016
İSLAMI HAYATA TAŞIMADA PEYGAMBER ÖRNEKLİĞİ04 Mart 2016
FAİZDEN UZAK DURUN!02 Mart 2016
'Cezaevlerinde Kardeşlerimiz Var'01 Mart 2016
Culani: “Bu, Allah ve Resulü’nün Bize Vaadidir!” 01 Mart 2016
YALANI HAYATIMIZDAN ÇIKARMAYA NE DERSİNİZ?29 Şubat 2016
DÜNYA HAYATI BİR İMTİHAN YERİDİR!26 Şubat 2016
'Müslüman laik olmaz, olmak zorunda bırakılamaz'23 Şubat 2016
Ümmeti Kuşatan Fitne Ateşine Düşmeyelim!16 Şubat 2016
Hayatını imanına şahit kılan bir şehid: Hasan el Benna... 15 Şubat 2016
Bayır Bucak bir Kobani olamadı14 Şubat 2016
Obama’nın Temsilcisinin Ardından Gülen Medyası da Kobani’de!08 Şubat 2016
Kur’ân’ın Anlattığı Peygamber05 Şubat 2016
Peygamberimizi Sevmek04 Şubat 2016
CENNET İKRAMI03 Şubat 2016
NAMAZ KILMAMAK - BİR KÖTÜLÜK DEĞİL, BİN KÖTÜLÜKTÜR !02 Şubat 2016
NAMAZA KOŞMAK01 Şubat 2016
SAHABE'NİN NAMAZI29 Ocak 2016
İman Sıdk, Küfür Yalandır!29 Ocak 2016
Flash İddia!! Gaffar Okan’ın ‘İşkence’ Mağdurları Anlatıyor29 Ocak 2016
NAMAZ KILMAYI SEVİYOR MUYUZ?28 Ocak 2016
'İslamofobiyi üretenler ikinci aşamaya geçmek istiyor' 28 Ocak 2016
ANNE - BABA VE NAMAZ26 Ocak 2016
PKK itirafçısı: Örgütün birinci misyonu İslam'ı yok etmek26 Ocak 2016
NAMAZ İÇİN AĞLANIR MI?25 Ocak 2016
Nusra 'Terör Örgütü' mü?25 Ocak 2016
NAMAZ ANNE KUCAĞIDIR22 Ocak 2016
NAMAZ BİR TEVHİD EYLEMİDİR21 Ocak 2016
Şenlikoğlu: Kadını pavyon kadınına dönüştürüyorlar 21 Ocak 2016
Başörtülüler "Hem örtülüyüm hem modernim" imajı oluşturmaya çalışıyor11 Ocak 2016
Bir tarafta gökdelenlerin yükseldiği, diğer tarafta açlığın olduğu bir sistemin ebediyen sürmesi mümkün değil11 Ocak 2016
"Laikçiler Atakta"11 Ocak 2016
Mezhep ateşinin fitilini Rand Corporation yaktı07 Ocak 2016
Silah satmak için mezhep savaşı!06 Ocak 2016
Mezhep Çatışması Filmini Daha Önce Görmedik mi?06 Ocak 2016
Özyönetim Değil, Kürt Halkına Boyun Eğdirmek İstiyorlar28 Aralık 2015
Islahatçı Bir Kur'an Şairi Olarak Mehmet Akif Ersoy28 Aralık 2015
'Mehmet Akif'e Müslüman olduğu için değer vermediler'28 Aralık 2015
"ODTÜ Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği"27 Aralık 2015
"Ümmet Şuuru Nerede Kaldı?"27 Aralık 2015
Menemen’in Yalan Tarihi ve Şeyh Esad Erbili24 Aralık 2015
Selvi: PKK'ya verilen yeni görev...21 Aralık 2015
Esed'e Razı, İsrail'e Mecbur Edebilirler mi?21 Aralık 2015
"Rusya'nın Selameti, Putin'in Zaferi İçin Okunan Hutbeler"14 Aralık 2015
Ey 'Hendeklerden ve Barikatlardan Bildiren' Adam!04 Aralık 2015
PKK Artık Deşifre Olmuştur…03 Aralık 2015
HDP Pişkinliği ya da Hırsızın Hiç mi Suçu Yok?01 Aralık 2015
Ulustan Ümmet’e Yürüyebilmek…25 Kasım 2015
KÜRESEL TERÖRÜN (KAFİRLERİN) HEDEF ALDIĞI DİN: İSLAM 24 Kasım 2015
“HAYATI” KUR’AN’LA ŞEKİLLENDİRMEK Mİ? MUHAFAZAKARLIK’ MI? 30 Kasım 2015
“VAHYİN LİDER’LİĞİNE MUHTACIZ”29 Kasım 2015
RABBİMİZİN LAYIK GÖRDÜĞÜ İLE ANILMAK28 Kasım 2015
“SAĞLAM DİN, LAÇKALAŞMIŞ DİN(Lİ)DARLAR”!27 Kasım 2015
“ŞEHADET/ŞEHİDLİK RAST GELE BİR KAVRAM DEĞİLDİR.”26 Kasım 2015
MODERN ÇAĞLARIN ŞİRKİ25 Kasım 2015
KULLUK MU İDEOLOJİ Mİ?24 Kasım 2015
Bir Mühendislik Projesi Olarak Gülenizm24 Kasım 2015
"Dini İbni Arabi ya da Mevlana Üzerinden Öğrenmek"23 Kasım 2015
Atatürk Kur'an'la ve Peygamberle nasıl alay etti! (Belge)11 Kasım 2015
Kur’an’da “Muhacirler” Lafzı05 Kasım 2015
Irkçılık kanserinin ilacı Malcolm X'in mektubunda05 Kasım 2015
KUR’AN VE TOPLUM ARASINDAKİ DUVARLAR !20 Kasım 2015
İNSANLARDA İLGİ ÇEKME HASTALIĞININ NEDENİ…19 Kasım 2015
İNANÇ SÖMÜRÜSÜNDE SON NOKTA…18 Kasım 2015
GENÇLERE TAVSİYELER17 Kasım 2015
TİŞÖRT YAZILARI ve KÜLTÜR YOZLAŞMASI16 Kasım 2015
MODERN MÜSLÜMAN KADIN15 Kasım 2015
MÜSLÜMAN, PARA ve İKTİDAR14 Kasım 2015
BAŞÖRTÜSÜNÜN DESENLERİ: HİCAP, TEVAZÜ ve RIZA13 Kasım 2015
DİN PAZARINDA “TESBİHAT”12 Kasım 2015
SAHİ! BU DİN KİMİN?11 Kasım 2015
SOSYAL MEDYA KÖLELİĞİ10 Kasım 2015
İNSANLARI DÜŞÜNMEYE DAVET EDEN AYETLER09 Kasım 2015
MODA VE KOZMETİĞİN İĞRENÇ YÜZÜ!08 Kasım 2015
HANIMLAR İNTERNETTEKİ RESİMLERİNİZ KÖTÜYE KULLANILIYOR07 Kasım 2015
SALAVAT DİLENCİLERİ06 Kasım 2015
ÇOCUĞUNUZUN RESMİNİ İNTERNETE KOYMAYIN05 Kasım 2015
ŞİFA TANRILARI VE “DİLEK AĞACI”, MÜBAREKLER, TÜRBE, VS04 Kasım 2015
MODERN ÇAĞDA UNUTULAN ROL “ANNELİK”03 Kasım 2015
NAMAZ VE İNSAN03 Kasım 2015

En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH