Ana Sayfa > YORUM-ANALİZ-RÖPORTAJ

Islahatçı Bir Kur'an Şairi Olarak Mehmet Akif Ersoy
28 Aralık 2015
Bu haber 1120 kez okundu
Ümmeti ırkçılık gibi sapkınlıklardan kurtulmaya ve müstevli küfür güçlerine karşı topyekün mücadeleye davet eden bir şairdir Akif.
Fontu Büyült Fontu Küçült 100%

Vefatının 75. yılında çeşitli etkinliklerle anılan ıslahatçı şair Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle anıyor ve Şuayip Mekeç'in 20 yıl önce Haksöz'de yazdığı makaleyi sizlerle paylaşıyoruz:

Mehmet Akif ve Düşündürdükleri
 
Şuayip Mekeç / Haksöz
 
"Ey Allah'ın dinine iman ederler! icabet ediniz: Allah'a, Allah'ın davetine, Allah'ın Rasulüne, o muhterem Rasulün davetine, evet onların sizin için sırf hayat olan davetine, Allah'ın, Rasulünün sizin hakkınızda sırf hayat olacak bir çok emri var. Onları ifa ederseniz gerek bugünkü fani hayatınızda, gerek yarınki ebedi hayatınızda mesut olur, rahatla, saadetle yaşarsınız. Sonra bilmiş olunuz ki, Cenab-ı Hak, insanın kalbi ile kendi arasına girer, yani mahlukunun bütün sırlarına muttali olur. Şunu da biliniz ki yine döneceğiniz yer Allahu Zül-Celal'dir. O musibetten, o fitneden, o felaketten sakınınız. O bela, o felaket hiç bir zaman içinizden yalnız suçlu olanlara gelmez, belki umumunuzu birden istila eder. Bir de gözlerinizi açınız, iyi biliniz ki Allah 'in azabı şiddetlidir, dehşet vericidir." (8/Enfal, 24-25) [1]

Ayetler, Akif tarafından açıklamalı meal şeklinde sunulmuştur. Bayezid Kürsüsü'nden yaptığı vaazına bu ayetlerle başlayan Akif, müslümanların o dönem içinde bulundukları içler acısı duruma -şimdi de farklı duygulara sahip olmanın mümkün olmadığı gibi- İttihad-ı İslam ya da Pan-İslamizmin kaçınılmaz olduğunu, bunun aksinde yaşanılan hayatın "İslami" olamayacağını, adeta bu durumun ölü durumundaki beden hükmünü giyeceğini vurguluyordu.

mehmet-akif-ersoy.jpg

Irkı, dili, muhiti, adetleri, kısaca her şeyi bir diğerine zıt olan bu kadar milleti müslümanlığın kardeş yaptığını söyleyen Akif, ümmeti acilen milliyetçilik, ırkçılık gibi sapkınlıklardan kurtulup İslami ümmet olma yolunda çabalar göstermeye ve müstevli küfür güçlerine karşı topyekün mücadeleye davet eder. Son zamanlarda müslümanlar arasında yaygınlaşma imkanı bulan emperyalist emellere hizmet eden bu nevi cahili unsurlar yüzünden ümmet parça parça olmuş, küfür cephesi bu işten karlı çıkmıştı. Sonuç; küfrün hesapları doğrultusunda kurulan hizmetçi-işbirlikçi rejimler yani hep tıkız kalmaya mahkum bir geleceği tercih etme kararlılığının acı manzarası. Arnavut, Kürt, Çerkez, Boşnak, Arap, Türk, Laz... oluşuyla övünen ve birbirine karşı durmanın adına "özgürlük mücadelesi" adını veren yeni akımların türemesi hadisenin özünü, vehametin boyutunu göstermektedir.

"Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk,
Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabirinden kalk!
Diriler koşmadı imdadına, sen bari yetiş...
Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova...
Sen misin, yoksa hayalin mi vefasız Kosova!
Yoksa yanlış mı? Hayır, söyleme, bildim... Bildim!
Basacak mıydı, fakat, göğsüne Sırb'ın çarığı?
Serilip yerlere binlerce şehidin sarığı,
Silecek miydi en alçak neferin çizmesini?
Dürtecek miydi geçen, leş gibi her limesini?
Ya şu üç parçalı bayrak dikilirken tepene,
Niye indirmedi, kim çıktı bu halkın önüne?
(Safahat, "Hakkın Sesleri", s. 204, ist.-1973)

Ümmeti güçsüz kılan, dertlerine duyarsız, yaşanan zulme seyirci yapan hep bu cahili mubtezelliğe duçar olma değil miydi? Devleti yöneten saltanat çevrelerinin ve halkın adeta anlaşmışlarcasına derin bir sessizlik ve hızlı bir çözülmüşlüğü yaşadığı acı gerçeğinin faturası tek tek kendisine çıkartılıyor ve ardından devletlerini, mallarını, namuslarını, dinlerini kısaca tüm değerlerini götürüyordu! Hızlı bir şekilde, hem de acımasızca... İşte Akif bu ortamın insanıydı... Ne hazindir ki o gün vaki Sırp vahşetinin bu günde, daha yoğun ve kelimelerle ifade edilemeyecek boyutlarda cereyan etmesi karşısında dünya Müslümanları, içinde bir kaç duyarlı muvahhid Allah erinin dışında kayda değer ne yapıyorlar ki? Yakın geçmişte yaşanan bu trajik olayların belleklere kazınmış izleri bile henüz silinmemişken yaşadığımız benzer vakıalar karşısında ümmet,daha ne zamana kadar seyirci kalacak!...

Akif, İslam ümmetinin her yönüyle hızlı bir çöküntüyü yaşadığı, geleneksel otoritenin yerini güçsüzlüğe, çaresizliğe terk ettiği bir dönemde dünyaya geldi ve yetişti. O günün İslam coğrafyasında yaşayanlar, Batılı değer yargılarından etkilenerek, Batılılarca ortaya atılmış kavramları ve kimlik tanımlamalarını tartışmaya ve bu sınırlarda düşünmeye başlamışlardı. O güne kadar yaşatılan görece dini değerler ve beşeri ölçülerden geçilip, etnik unsurlar ve batıcı aymazların iddia ettikleri yaşam tarzları savunulmaya ve hayata uyarlanmaya çalışılıyordu.

Bunlar olup biterken, tevarüs ettiği telakkileri ve yönetim kalıplarını kısmen de olsa koruma mücadelesi veren Osmanlı Devleti, bu durumuyla mevcut konjonktürden doğrudan etkilenir durumdaydı. Devletin otoriter gücü, içte kesif çalkantılar ve dışarıdan etkiyen fiili müdahaleler karşısında iyice güç kaybediyordu. Devlet erkanıyla teba arasındaki görece bağ hemen hemen kopma aşamasına gelmişti. Bu hali zorunlu kılan belli etkenleri özetlemek gerekirse kısaca şunlar söylenebilir:

Halkın sesi olma misyonuna sahip münevver (!) çevrelerde devletin geleneksel gücünü yıpratacak düşünceler tartışılıyor, üzerinde fikirler ileri sürülüyor ve bunlar neşriyata dökülüp hızla yaygınlaştırıyordu. Bu tarz oluşumlara hazırlıksız yakalanan Osmanlı devlet adamları ve o güne kadar kayıtsızlığıyla ünlenmiş ulemanın tepkisi, teamüle binaen olayları fıkhen yargılama yani kısa yoldan tekfir etme şeklinde gerçekleşiyordu. Zaten nakilciliğin ve taklitçiliğin kutsandığı, muhkem ve sahih doğruları referans alan aklın öncelenmesinin afaroz edildiği bu nevi yanlışlarla malul çevrelerden sonuçta biçare kalışlarını resmeden tavırlarından başka bir manzara da sudur edemezdi.

"Mehmet Akif'in yetiştiği, yaşadığı ortam, bu taklitçilik dünyasının başkentiydi işte. Bir yandan ülkeye kalıplar, hazır lokmalar halinde düşünce ithali yapılıyor, bir yandan Osmanlı padişahı, soyunun ve İslam'ın son tahtını (Osmanlı tahtı İslam tahtıyla özdeş sayılıyordu hala) koruyabilmenin telaşını yaşıyordu. Osmanlının has halkı Türkler ise, beri yandan ülkedeki yüzlerce yıllık egemenliklerinin doğurduğu gevşeklikle, nasıl olsa Allah'ın başlarına bir sahip göndereceğine son derece mü'min olarak ya mahalle kahvesinde domino patlatıyor ya da Kandilli'de, Kuzguncuk'ta pembe sabahların seyrine çıkıyordu."[2]

Hemen hemen İslami duyarlılıklarını kaybetmiş basiretsiz aydınlar da, batıdan, Tanzimat'la birlikte ithal edilen özgürlük ve hür düşünce modasına kapılıyor, halkı, fildişi kulelerinden Batı'nın aydınlığına ve yol göstericiliğine davet ettikleri nutuklarını atıyorlardı. Zira onlara göre ülkeyi kurtaracak yegane çözüm, batılı efendilerinin kanatları altına sığınmak ve onlara teslim olmakla mümkün olabilirdi, işte Osmanlı hükümranlığındaki topraklar üzerinde cereyan eden hengamenin özeti buydu.

Söz konusu iklimde, özetlemeye çalıştığımız ruh halinin ve somut yansımalarının dışında, muvahhid tutumlarıyla Kur'ani kimlik ve kişilik arayışlarını bireysel alanlarda sürdüren ve durumun ciddiyetini kavrayabilenler de yok değildi. Sorunları sosyal, siyasi ve kültürel boyutlarıyla kökünden kavrayabilen, geçmişten o güne intikal eden çözülmüşlüğü derinlemesine sorgulayıp bir an önce çözümler bulmak için gayret sarfeden bu kimselerin çabalarının ne kadar anlamlı ve yerinde bir davranış olduğu anlamak pek zor olmasa gerek!

Mehmet Akif çocukluğunda babasıyla camiye gitmiş, Kur'an okumayı öğrenmiş, İslami hayatın ilk birikim ve deneyimlerini babası ve yakın çevresindeki atmosferde elde etmişti. O dönemlerinde bile öne çıkan kişisel yeteneğiyle duygularını terennüm ettiği şiir ve denemeler yazmıştı.

Akif'te şiir, klasik divan şiirlerindeki aruz vezni ve nazım türüyle benzeşir. Ancak Akif'in şiirleri, seçtiği konular ve kullandığı sade dil açısından bu tarzın dışında kalır.

Onun şiiri kimi zaman vaaz üslubunu taşır. Hatta hikaye, dini kıssa, fıkra gibi anlatım türlerini aynen şiire uyarlar. Ayet ve hadislere olduğu gibi yer verir. Buradan biz Akif'in sanat yapmaktan ziyade vermek istediği mesaja ne kadar önem verdiğini çıkarıyoruz. Yedi kitaptan oluşan Safahat'ı incelendiğinde bu sonuca varmamız mümkün olacaktır. Akif eylemiyle, her yönden ilgilendiği hususlarla hayatı bütüncül olarak kavrayabilen ışığıyla çevresini aydınlatan bir İslam neferidir. Kendisini erişkin ve hayata karşı sorumlu hissetmeye başladığı çağlarda eskiden yazıp çizdiklerini bırakarak daha içerikli ve davet dolu çalışmalara yönelmiştir.

Akif'in kişiliğindeki bu ciddiyet, onun kararlılığını, tebliğde takip etiği yöntemini kullandığı üslubunu ve sanat alanındaki ustalığını delillendirebileceğimiz en önemli yanını oluşturur.

"Feiza azemete fetevekkel Alallahi: Bir kerre de azmettin mi, artık Allah'a dayan..."Kur'an-ı Kerim.
"-Allah'a dayanmak mı? Asırlarca dayandık!
Düştükse bu hüsrana, onun nârına yandık!
Yetmez mi çocukluktaki efsaneye hürmet!
Hâlâ mı reşîd olmadı, hâlâ mı bu ümmet?
Dersen ki; ufuklarda bir aydınlık uyansın;
Maziye ateş vermeli, baştan başa yansın!
Şaşkınlık olur köhne telakkileri ihya;
Şeydâyı terakkî terakki, koşuyor, baksana dünya.
Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır;
Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır!
-Allah'a değil taptığın evhama dayandın;
Yandınsa eğer, hakk-ı sarîhindi ki yandın.
Mefluç ederek azmini bir felc-i iradî, '
Yattın, kötürümler gibi, yattın mu-temâdî!..."
(Safahat, "Gölgeler", S.469, ist.-1973)

İşte kaygı dolu bir ses! Akif'in o zamanı haber veren duygu dolu, keder dolu çağrısı.

Tarihin bu kesitinde diğer çağrı sahipleri arasında, Müslümanlara, önlerinde kapkara günlerin beklediğini göstermeye çalışan ve bu duruma varılmaması için, ilkin dimağlarındaki düşünce savrulmasının önüne geçecek tek çarenin ancak Kur'an'ın kılavuzluğuna teslim olmakla mümkün olabileceğini (ömrü boyunca) vurgulayan Cemaleddin Afgani tarihe kazınan bir çaba ve inancın temsilcisi olarak karşımızda beliriyordu. O, İslam ümmetinin malum hastalıkların enkazı altında görülmemiş bir zaaf ve yitirilen güven duygusuyla iyice ezildiğine, tavırların fena halde bozulduğuna ve düşmanla girilen mücadelede ruhsal bir çöküntünün hakim olduğuna dikkatleri çekiyordu. Afgani'ye göre kalkış noktası, İslam ümmetine yeniden sağlıklı bir akide kazandırmak, inancı amelle bütünleştirerek ümmetin benliğine sarsılmayacak bir imanı ve ruhları devrimci bir düşünceyi aşılamanın zorunluluğunu benimsemek olmalıydı.

Sözlerine, yazılarına, davranışlarına kısaca bir göz atarsak, Afgani'nin ümmetin bu hastalığını, tedavi etmek, tesirlerini azaltmak ve kaybolan asli değerlerin yerine ve asıl düşünce ve davranışların yeniden dirilmesi için hep çabaladığını, bu yola hayatını vakfettiğini görürüz.

Bu aşamada o, her türlü ırkçı ve bölgeci söylemleri bir tarafa itmiş, aklına bile getirmemiştir. Çünkü savunduğu ilke ve stratejinin belli bir bölgeyi değil, tüm İslam coğrafyasını ilgilendirdiğini savunuyordu. Bu yüzden O, ümmeti hep ıslahatçı ve vahdete dayalı tavırlara çağırmıştır. Bu iki ana umde Afgani'de, kişiliğinin, hayatının ve savunageldiği evrensel söyleminin özünü teşkil eden bir uyum içinde var olagelmiştir. Şayet müslümanlar top yekün bu süreci başlatabilirlerse, Allahu Teala'nın müminlere vadettiği ilahi zafer bir gün tüm coğrafyanın kaderini belirleyecektir. Durum bundan ibaretti. Ardından İran, Türkiye ve Mısır'da hala ayakta duran tahtlara ateşler saçılacak, uşaklık ve böbürlenmeden başka bir şey bilmeyen bu karton taht sahipleri birbiri ardına devrilecekti. Afgani'nin tutuşturduğu ateş onun hassasiyetini paylaşan bir kaç özveri sahibi erdemli kişiyi buluyor; Mısır'da Abduh, Türkiye'de Akif gibi ıslahatçı müminlere ışık tutuyordu:

"-Şimdi Asım, edebiyatı bırak, bir tarafa;
Daha ciddî işimiz var, geçelim başka lafa.
Galiba söylediğim yoktu? Evet hiç yoktu:
Mısır'ın en muhteşem üstadı Muhammed Abduh,
Konuşurken neye dairse Cemaleddin'le;
Der ki tilmizine Afganlı:
"Muhammed Dinle!
İnkılab istiyorum, başka değil, hem çabucak.
Önce bizler düşüp İslam'ı da kaldırmazsak,
Nazariyyat ile bir şeyler olur zannetme!...
O berâhîni de artık yetişir, dinletme!
Çünkü muhtac-ı tezahür değil isti'dâdın...
"-Şüphe yok, hakk-ı semûhîleri var üstadın...
Gidelim bir yere, hatta şu bizim Sûdan'a;
Yeni bir medrese te'sis edelim Urbana.
Daha üçbeş de faziletli mücahid bulalım,
Nesli tehzîb ile, i'lâ ile meşgul olalım,
Çıkarıp gönderelim, hâsılı, şeyhim, yer yer
Oradan alem-i İslama Cemaled-din'ler."
"-Bu, fakat, yirmiyıl ister ki kolay görmüyorum..
Yirmi günlük işe bak sen!" "-Kulunuz ma'zurum..."
(Safahat, "Asım" s. 440-441, İst.-1973.)

Afgani'ye olan derin saygısını ve başlattığı çizgiyle olan irtibatını birçok dize ve söylevlerinde dile getiren Akif, inandığı geleceğe ulaştıracak bu sürecin başladığına olan inancından aldığı güçle yoğun bir çalışma temposuna girmişti. İstanbul'da Bayezid, Süleymaniye; Anadolu'da Bursa Ulu Camii, Kastamonu Nasrullah Cami'inde vaazlar veriyor, halkla diyalogunu artırıyordu. Akif, hayatı boyunca formasyonundaki tüm sanatsal verileri kullanabilen birisi olmuştur, İslam'ı kaynağından öğrenme kolaylığını sağlayan Arapça'yı bilmesi, edebiyata dair başarılarının alt yapısını teşkil eden Farsça'ya vukufiyeti, Batının kültürel ve siyasi geçmişini tanıyabilecek mükemmel Fransızca'sı, onun çok yönlü kişiliğinin arka planını oluşturan etkenler arasındaydı.

Onun yetiştiği, eser verdiği yıllar, Türkiye'de yeni kitle haberleşme araçlarının yaygınlaşmaya başladığı, bu paralelde yeni haberleşme tekniklerinin çokça kullanılmaya başlandığı dönemlerdir. Basın hayatına geçiş yarım asrı aşmasına rağmen, gazete ve dergiler her bakımdan "tercüme haberleşme" tarzından kurtulamamışlardır. Haber ve yorum açısından Batı basınından nakillerin yoğunluğu sürerken içteki yazım türlerinin içerikleri de bu minvalde hiç de hoş olmayan tavırlar içinde sürüp gidiyordu. Gerek gazete ve gerekse diğer matbuat alanlarında baskın olan, batıcı mentalitenin benimsenmiş olması yüzündün bu faaliyetlerle meşgul basın çevrelerinin iddiaları da ancak kendi taraftarları arasında benimseniyordu. Bu vasatta Akif ve arkadaşlarının dergiciliği kayda değer bir farklılığın altını çiziyordu. Öncülüğünü üstlendiği dergi faaliyetinde Akif, her zaman arkadaşlarına, dergiciliklerinin halka İslami düşüncenin ulaştırılması yolunda bir misyon aracı olduğunu, bu yüzden sade bir dil ve anlaşılır ifadelerle mevzuların anlatılması gerektiğini hatırlatıyordu. Zira onun nezdinde aslolan, hedefe varmak ve bunun mücadelesini vermektir. O, sanatı, hep halka ulaşmada bir araç olarak görmüştür.

"Bana sor sevgili kaari', sana ben söyleyeyim,
Ne hüvviyette şu karşında duran eş'ârım;
Bir yığın söz ki, samimiyeti ancak hüneri;
Ne tasannu' bilirim, çünkü, ne san'atkârım."
(Safahat, "Birinci Kitap", s.3, İst.-1973)

Sırat-ı Müstakim" adını koydukları dergilerine Akif; Eşref Edip, Ahmet Naim, Manastırlı İsmail Hakkı, Musa Kazım, Bereketzade, Mardinli-zade, Tahirülmevlevi, Halim Sabit gibi arkadaşlarıyla başlamıştır. Dergide dini, felsefi, edebi, hukuğa dair konular üzerine inceleme-araştırma ve makale türünden çalışmaları yaygınlaşmaya başlarlar. Bu sıralar Akif, bazen, Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Ferid Vecdi, Taha Hüseyin gibi şahısların eserlerinden de gerekli gördüğü yazıların tercemesiyle de meşgul olmaktadır. Dünyada yaşayan diğer Müslümanların içinde bulunduğu durumları ilgilendiren haberlere yer verilmiştir.

Akif'in genellikle üzerinde çalıştığı konular Kur'an ve Rasulullah'ın hayatından uygun gördüğü anlatım ve yaşantı örneklerini açıklamak yönünde yoğunluk taşımaktadır. Etkinlik alanında dergiciliğin dışında camilerde düzenlediği programlarına da önem vermiştir. Camilere, muhataplarını bu mekanlarda bulabildiği için ayrı önem veren Akif, gayet beliğ üslubuyla düşüncelerini ve özlemini cemaate aktarıyor, daha sonra bunları dergide kaleme alıyordu.

Onun nezdinde dergi bir okuldur. Bu okulda gençlerin eğitim ve öğretimleri amaçlanmıştır. Bu ortamda, mücadele çizgisinin dışında kalan bazı aydın-elit olma zaafıyla ma'lul şahısların da saflara çekilmesi hedeflenir. Bilgi gerekli olanı sunulmalı, dil en sade şekliyle kullanılmalıdır. Gereksizce lafı uzatmak, sanat icra etmek adına süslü ifadeler, karışık anlatımlar fayda değil, zarar verecektir. Zira salt bilgi ve edebiyat türleri, İslam'ı kitlelere ulaştırmak ve onu anlaşılır kılmak için yalnızca bir araçtan ibarettir.

Akif bir çok kişi üzerinde etkili olmuş, onlara birikimlerini sağlamada katkıda bulunmuştur. "Sıratı Müstakim" dergisi bir süre sonra isim değişikliği ve kısmen yayın kadrosundaki değişikliklerle "Sebilür Reşad" adıyla devam edecektir. "Sebilür Reşad"da isimlerine rastladığımız o dönemin gençlerinden Şemseddin Günaltay, Rıza Doğrul, Hüsnü Açıkgöz, Hasan Basri Çantay, Eşref Edip yine Süleyman Nazif, Akif'in kendilerinde etkili olduğu şahıslar arasındadırlar. Fakat şunu da belirtmekte fayda var: Bu şahıslardan bazılarının algıladıkları hayat, sadece İslam ve ümmetin, sinsi emperyalizmin ve işbirlikçi yerel yönetimlerin yönettikleri sindirici veya yok edici faaliyetlerine sahne olduğunu idrak eden bir zaviyeden değil de, özendirici, sükseli, lüks bir hayatı ardından getirecek; gerici rejimlerin yerine demokratik-laik huzur dolu(!) bir dönemin cazibesiyle tanıtılmaya ve beğendirilmeye uğraşıldığı yeni moda rüzgarların estirildiği bir zamana rastlar. Gençler, Batı'da yetişmiş ve Batı alemini övmekle bitiremeyen şapşalların, İstanbul muhitinde icra eyledikleri alafranga yaşantının etkisine kolayca girebilmektedirler. Akif gibi has insanların söyledikleriyle vakit Gidermeye ne gerek var! Oysa şimdi hayattan zevk alma zamanı değil midir?

Biyografilerinden de öğrendiğimize göre bu gençlerin bazılarının estirilen bu havadan kısmen etkilendikleri görülecektir. Bu gençlerden bazıları dinlerinin reforma, modern değer yargılarına ihtiyacı olduğuna inanmaya başlarlar. Öyle ki bazı şahıslarca modern kalıplara uydurulmaya çalışılacak, demokrasi ve laikliğin İslami olduğu savunulacaktır. İşte Akif'in korktuğu şey, onun irtihalinden sonra bu şahısların mentalitelerine ilham verecektir: Batı'dan batıcı aymazlığıyla faydalanma yanılgısı!

Bu zaafın bir diğer sebebi de geçmişten intikal eden bireycilik, salt bireysel başarı, hırsa tamah etme ve başkalarını aşmayı başararak ulufeye hak kazanma, ekabirin arasında yer alma hastalığına muzdarip olan bu ricali, ıslahatçılıktan alıkoyan saiğin önüne geçilememiş olunmasıdır. Gerçekte bu zevat Akif'ten bilgi ve deneyim itibarıyla faydalanmış ama birikimlerini başkalarının zemininde kullanmıştır. Burada Akif'in talihsizliğinin arka planını irdeleyecek olursak, Onun da yetersiz kaldığı ya da fark edemediği bir gerçek var ki, o da her mücadele sürecinde gerekli eğitim ve öğretimi sağlayacak ve fertleri başarılı kılacak; bilgi düzeyini sistemli bir sekile dönüştürüp, yönü belirlenmiş eksende planlı ve programlı öncü kadroyu temin etmek ve güçlükler karşısında yılmayan, tükenmeyen bir güç ve umudu gönüllere yerleştirmenin bilhassa gerçekleştirmenin zorunluluğunu kavramaktır. Fakat kendisi de öğrendiği ve tecrübe ettiği oranda zaman içinde olgunlaşan Akif için bu bilince erişmesinin kolay olmadığını teslim etmek gerekiyor.

1908 II. Meşrutiyet hareketinden sonra bir taraftan bir çok resmi görevlerde bulunan, diğer yandan da İslam davasının bir neferi olarak dergi çıkaran, vaazlar veren, yazdığı şiirlerle genç gönülleri ateşlemeye gayret eden Akif, l. Dünya Savaşı'nın kaybedilmesinin ve ardından memleketin yer yer işgal edilmeye başlanılmasından sonra faaliyetlerinin merkezi olan İstanbul'u terkederek Anadolu'ya geçti ve hiç eksilmeyen azmi ile Ankara'da öbeklenen Milli Mücadele saflarında halisane çalışmaya koyuldu. TBMM'ne Burdur Milletvekili olarak katıldı. Meclisin kendisine verdiği görevleri yerine getirmek için il il dolaştı. Konya'da bir isyanın bastırılmasına katıldı. Sonra Kastamonu'ya geçti, halkı irşad etmeye çabaladı. Sebilür-reşad dergisini bir müddet Kastamonu'da yayınladı. Ankara'ya dönüp Taceddin dergahına yerleşti. Bu sırada yazdığı şiir İstiklal Marşı olarak kabul edildi.

Ancak Akif, Hasan Basri, Hüseyin Avni ve birçok arkadaşıyla birlikte sürdürdüğü bu çabasına karşılık Ankara'da yeni kurulmakta olan düzenin, üst kademelerde bulunan yöneticilerce hiç de arzu edilmeyen bir sürece sokulduğunu, Milli Mücadele'nin başındaki amaçlardan saptığını görüyordu. Bu istenmeyen duruma engel olmak için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı. Nihayet yeni cumhuriyet idarecileri, ülkenin ve toplumun İslamiyet'le bağlarını kesmeye, tamamen koparmaya dönük faaliyetlere giriştiler. Akif ve arkadaşları ne yazık ki köşelerine çekilmekten başka yapacak bir şey bulamadılar. Kimi evine kapandı, kimi de Akif gibi soluğu Mısır'da aldı:

Mâmûre-i dünyâyı dolaştıysa da, yer yer,
Sen san, "Hadi sen, kumda biraz oyna!" demişler.
Yahu! Sorunuz bir: bakalım takati var mı?
Kaynarken adam oynamak ister mi? Sarar mı?
(Safahat, "Gölgeler", s. 498, İstanbul-1973)

Burdur Milletvekili olarak katıldığı, Kur'an tilaveti ve dualarla açılan birinci meclis, Akif'e bir Kur'an-ı Kerim meali hazırlama görevi vermişti, ilk önceleri bu işe dört elle sarılan ve bütün dikkati ve birikimiyle çalışmaya koyulan Akif, daha sonra bu işten vazgeçmiş ve "muvaffak olamayacağı" gerekçesini öne sürmüştü. Cumhuriyet hükümeti tarafından Kur'an yerine ibadette kullanılmasının istenebileceği zannıyla, yaptığı meali teslim etmek istemedi. 1936 yılında hastalanınca yakılması kaydı ile Camiü'l-Ezher alimlerinden Yozgatlı ihsan Efendi'ye emanet etti. Nitekim Akif'in endişelerinde ne kadar haklı olduğu, onun ölümünden sonra Türkiye'de yaşanan Türkçe ezan ve mealle namaz kılma olaylarıyla ortaya çıkmıştır.

Gerçekten Akif'in yaşadığı o dönemin zor şartları altında henüz düşünsel netliklerini sağlayamamış ve beraberliklerini temin edemediklerinden ötürü sağa sola savrulan bir avuç müslümanın içinde bulundukları durum hiç de kolayca aşılabilecek bir durum değildir. Memleketin içindeki sorunlar artarken, diğer emperyalist egemen güçlerin yönelttikleri baskılar sonucunda adeta boğulup giden Akif ve arkadaşları kadar, daha bir çok ıslahatçı müslümanın çığlığına, üzerlerine ölü toprağı serpilmişcesine uyuyan halk hiç bir zaman kulak vermedi. Eğer vermiş olsaydı, sonuç hiç bir zaman böyle olmayacaktı. Öyle anlar gelip çatar ki, Akif biçaredir. Ama o ümidini, coşkuyla söylediği sözlerini, tükenmeyen uzun soluğunu hiç bir an tüketmedi. Çünkü o duyarlı bir kimliğe ve kişilik yapısına sahipti. O müslümandı. İnandığı şeyler, savunduğu düşünce, ilhamını yalnızca Kur'an'dan aldığı için o hep hareketi, canlılığı, mücadeleyi tercih etti. Son nefesine kadar da her konuda tüm yönleriyle bu halini sürdürdü. Okuduğunu, öğrendiğini hayatında görmeyi amaçlamış, Müslümanları İslam'ın evrensel mücadele alanına çekmeye çalışmıştı. Düşüncesini, ahlakını vahyi esaslar üzerine kurmaya çalışan Akif, yalnız kaldığında bile duygularını yazarak bir şeyler' yapmayı istemişti. Kavradığı kadar, öğrendiği kadar yaşamında sürdürdüğü çabalarıyla muvahhid ve Kur'ani düşünceye sahip geleneğin takipçisi olma yolunda idi. Allah müminlerden razı olsun.

***

Notlar:

1. M. Akif, "Hutbe ve mevâiz. Bayezid Kürsüsünden vaaz", Sebilür Reşad, IX. Sayı, Sayfa: 230, 29 Safer 1331.

2. "Panİslamist ve Öncü M. Akif, Kelime. Sayı: 9, Sayfa 13.

KAYNAK: HAKSÖZ DERGİSİ, Sayı: 21, Aralık 1992



Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*
E-posta*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)
Yorum*


(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 

Diğer YORUM-ANALİZ-RÖPORTAJ Haberleri

Başlık Tarih
 
İslam yolunun, kralları değil kuralları vardır25 Eylül 2017
BİR TARTIŞMANIN SÖYLEM ÇÖZÜMLEMESİ VE KADİM SORU: TARTIŞMAYI KİM KAZANDI? 12 Ağustos 2017
Haccı Protesto Etmek; Allah'ı Protesto Etmektir!24 Haziran 2017
Yetkililerini Rabb edinenler14 Mart 2017
Kur'an'ı anlamanın yolu, onun hükümlerini yaşamaktan geçer13 Mart 2017
"Kutlu doğum" ne zaman?08 Ocak 2017
Yetkililerini Rabb edinenler08 Ocak 2017
Nazar Boncukları (Günümüzün Putları)05 Aralık 2016
Kur’an da Selamlaşma04 Aralık 2016
Türbe Ziyaretleri ve İsteklerin Yerine Gelmesi…03 Aralık 2016
İlah(lar)ımız…02 Aralık 2016
Boş, Lüzumsuz, Anlamsız Sözlerden Yüz Çevirmek…01 Aralık 2016
Türbeperestler…30 Kasım 2016
Farkında Olmadan Şeytanı Dost Edinmek…29 Kasım 2016
Sünneti Doğru Anlamak28 Kasım 2016
İNANDIK, BİTTİ Mİ?28 Kasım 2016
İlahî Kelam O’nu (s.a.v) Anlatıyor21 Kasım 2016
Allah’a Dini Öğretmek mi; Dini Allah’tan Öğrenmek mi?20 Kasım 2016
Muhteşem Bir Ahlak19 Kasım 2016
Ahlak kahramanları03 Kasım 2016
Dini, Hurâfeler Yığını Haline Getirmek, Yozlaştırmak; Tahrif Çabasıdır18 Kasım 2016
Taklit ve Taklitçilik17 Kasım 2016
Bid’at; Anlam ve Mâhiyeti16 Kasım 2016
Çeşitli Hurâfe ve Bâtıl İnanışlara Örnekler15 Kasım 2016
Muska ve Muskacılık14 Kasım 2016
Bazı Yanlış Kabuller13 Kasım 2016
Gaybdan Haber Vermeye Bağlı Hurâfeler12 Kasım 2016
Günlerle İlgili Hurâfeler11 Kasım 2016
Ölüler ve Kabirlerle/Türbelerle İlgili Hurâfeler10 Kasım 2016
Hurâfe-Atalar Dini İlişkisi09 Kasım 2016
Hurâfe; Anlam ve Mâhiyeti08 Kasım 2016
Atalar Kültü07 Kasım 2016
Atalar Kültü; Sosyal Çevre ve Geleneğin Putlaştırılması06 Kasım 2016
Kur'ân-ı Kerim'de Atalar Yolu İle İlgili Âyetler05 Kasım 2016
Atalar Yolu, Her Dönemdeki Câhiliyyenin Temel Dinidir04 Kasım 2016
Atalar Yolu; Anlam ve Mâhiyeti03 Kasım 2016
Yozlaştırılan Din21 Ekim 2016
Hakkın Dini Ile Halkın Dini.....20 Ekim 2016
Allah’ın Dini Mi, Toplumun Dini Mi?19 Ekim 2016
Heykel Karşısında Saygı Duruşu Ve Atalar Dini18 Ekim 2016
Şamanizm'den gelen Türk adetleri17 Ekim 2016
ÖLMÜŞ İNSANLARDAN YARDIM İSTENİR Mİ?13 Ekim 2016
Cennet Satan Şeyhler ve Papazlar12 Ekim 2016
PEYGAMBERİMİZİ DOĞRU ANLAMAK12 Ekim 2016
EYVAH KEŞKE FALANI DOST EDİNMESEYDİM!11 Ekim 2016
KURAN NASIL TERK EDİLİR?10 Ekim 2016
KURAN ALFABESİ Mİ, AHLAKI MI?09 Ekim 2016
TASAVVUFUN İSLAM’A VERDİĞİ ZARARLAR NELERDİR?08 Ekim 2016
TASAVVUF KİTAPLARINDAKİ UYDURMA HADİSLER07 Ekim 2016
ŞEYH MURİDİ KURTARABİLİR Mİ?06 Ekim 2016
TASAVVUF BU MUDUR?05 Ekim 2016
SÜNNETİ DOĞRU ANLAMAK04 Ekim 2016
HIRKA-İ ŞERİF HURAFESİ03 Ekim 2016
CEVŞEN HURAFESİ02 Ekim 2016
FİLANIN YÜZÜ-SUYU HÜRMETİNE DİYE DUA EDİLİR Mİ?01 Ekim 2016
TÖVBE ALMA VE GÜNAH ÇIKARMAK00 0000
SALAVAT KAMPANYALARI DÜZENLEMEK DOĞRU MU?30 Eylül 2016
KIL TAPINMACILIĞI29 Eylül 2016
CÂMİLERDEKİ BİD’ATLER VE CÂMİLERİN YENİDEN İHYÂYA İHTİYACI28 Eylül 2016
AĞAÇ TAŞ VB. ŞEYLERDEN MEDET UMMAK!27 Eylül 2016
TÜRBE ZİYARETLERİ VE İSTEKLERİN YERİNE GELMESİ!27 Eylül 2016
ŞİFA TANRILARI VE “DİLEK AĞACI”, MÜBAREKLER, TÜRBE, VS26 Eylül 2016
BİD’AT, HURAFE ve XURAFELER26 Eylül 2016
HZ. MUHAMMED VE KUR’AN YERİNE MEVLÂNÂ VE MESNEVÎ19 Eylül 2016
Yusuf Kaplan’dan ‘Kemalist tehlike’ uyarısı: 15 Temmuz’un 2. ve 3. dalgaları geliyor!19 Eylül 2016
TEKKELİ DARBENİN TEOLOJİK-SİYASİ ZİHİN KODLARI23 Ağustos 2016
Cumhuriyet Aydını/Yarım Porsiyon Aydınlık ve Millî İrade23 Ağustos 2016
MEVLÂNÂ’NIN ALLAH DOSTU BİR EVLİYÂ ZANNEDİLMESİ18 Ağustos 2016
Darbe Bildirisinin İdeolojik Dayanağı Atatürkçülük18 Ağustos 2016
MEVLANA’NIN AYKIRI GÖRÜŞLERİ16 Ağustos 2016
Laik Eğitim Olsaymış Darbe Olmazmış!16 Ağustos 2016
HANGİ MEVLANA, GERÇEK MEVLANA?15 Ağustos 2016
Türkiye’de Din Profesyonel Meczupların Elinde12 Ağustos 2016
MEVLANA’NIN GERÇEK YÜZÜ!12 Ağustos 2016
Ve-l Cematten “The Cemaate” Fetullah Gülen Hareketi12 Ağustos 2016
MEHDİ İNANCININ İSLAM’DA OLMADIĞINA DAİR BİLGİLER11 Ağustos 2016
BİR SÖMÜRÜ NESNESİ OLARAK: MEHDİ VE HZ. İSA KONUSU11 Ağustos 2016
ALLAH TARAFINDAN YAZDIRILDIĞI İDDİA EDİLEN KİTAPLAR!11 Ağustos 2016
Emin Güneş: Artık Bu ülkede Allah'tan başkasının adı yüceltilmemeli, Allah'tan başka büyükler tanınmamalıdır08 Ağustos 2016
Demokrasi dininin vurgusu giderek pekişiyor; Laik, batıcı, Kemalist, ırkçı bir yapı...'08 Ağustos 2016
Siz de uyanın: Kürtler, Aleviler, solcular, tarikatlar...05 Ağustos 2016
Sadece FETÖ'cü Değil, Kemalist Darbecilere de Karşı Çıkmalıyız!02 Ağustos 2016
Neden Batı İslam Dünyasında Darbelere Sempati Duyuyor?02 Ağustos 2016
“Dünya, Halep'e Kör ve Sağır"02 Ağustos 2016
Yusuf Kaplan: Fosilleşmiş, kaskatı, militan bir laiklik ve Kemalizm ideolojisi pompalanıyor01 Ağustos 2016
GENÇLER!! Hangi Fethullah Gülen'in gerçek olduğunu biliyor musunuz?29 Temmuz 2016
KUR'AN'IN HAYATI DİZAYN ETMESİ13 Temmuz 2016
HZ. PEYGAMBER’İN MESAJINI DOĞRU ANLAMAK12 Temmuz 2016
DUANIZ OLMASA12 Temmuz 2016
Kemalist Devrimlerin Maksadı Halkı İslam’dan Koparmaktı11 Temmuz 2016
Namaz kanserden koruyor11 Temmuz 2016
İslam'a en büyük zararı onlar verdi11 Temmuz 2016
Sabetayistler rahatsız, İHH'yı hedefe koyacaklar30 Haziran 2016
Genel Özellikleri ile Ramazan-ı Şerif24 Haziran 2016
Hem Müslüman hem "Tüketim çılgını"(!) 23 Haziran 2016
İhsan Süreyya Sırma: Gençler, Barcelona futbol takımını tanıdığı kadar peygamberini ve onun sahabesini tanımıyor23 Haziran 2016
İslami Şahsiyetin,Etkisizleştirilen Yapıtaşları22 Haziran 2016
RAMAZAN ve MÜSLÜMANLAR…22 Haziran 2016
Dine Karşı Din ve İslam’ın Tahrifi21 Haziran 2016
Ramazan'ın Festivalleştirilmesine Karşı Çıkalım14 Haziran 2016
Dava ve Müslümanların Parayla İmtihanı14 Haziran 2016
Akif Emre: Siyonistlerin yeni haritası Kudüs'ün Yahudileştirilmesi stratejisinin artık resmi olarak ilanıdır14 Haziran 2016
RAMAZAN AYINI KUR'ANİ BİR İNKILABIN BAŞLANGICI KILMALIYIZ10 Haziran 2016
RAMAZAN AYI VE BİR FARKINDALIĞI ŞAHİTLİĞE DÖNÜŞTÜRME ZORUNLULUĞUMUZ10 Haziran 2016
Her Eylem, Bir İbadettir -Bilincini Kuşanmak-10 Haziran 2016
Peygamberimiz ve Gençlik…08 Haziran 2016
Ramazan İbadeti08 Haziran 2016
Ramazanda Bunları Tekrar Hatırlayalım08 Haziran 2016
Ramazan yıllık manevi bakım mevsimdir08 Haziran 2016
Kurşun Yemek Orucu Bozar mı?08 Haziran 2016
Ramazan Niçin Zam Ayı Oldu?06 Haziran 2016
Modern Kadınına Ağır Gelen Rabbani Ölçü: Kocaya İtaat02 Haziran 2016
'Tesettür bir kimliğin dışa vurumudur'02 Haziran 2016
'14 senelik Ak Parti iktidarında ‘Atatürkçülük’ söyleminin azalması umulurdu; ancak bu işin önde gideni oldular!'02 Haziran 2016
TÜRKİYE’DE ATALAR DİNİ (Müslümanlık)27 Mayıs 2016
Ramazanla İmar Olmak24 Mayıs 2016
KÜFRÜN İSLAM'A KARŞI BİRLİĞİ24 Mayıs 2016
DEFİLETÜ’L TİCARET CİNAYETÜ’L TESETTÜR23 Mayıs 2016
19 Mayıs Bayramı”nın Hikâyesi ve Bitmeyen Faşizm20 Mayıs 2016
Çıplaklık18 Mayıs 2016
"Emperyalizm Müslümanları birbirine düşürdü; Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın korunması bir başına Filistinlilere bırakıldı"18 Mayıs 2016
Şenlikoğlu: Renklerde İslam bir renk sınırı getirmemiştir 17 Mayıs 2016
Haksal’dan ‘İsrail’le ortaklık’ yazısı: İran’ı, Hamas’ı, Hizbullah’ı bitiririz, İHH da kuzu kuzu oturur sesini çıkar(a)maz!13 Mayıs 2016
KUR’AN’IN MODEL İNSAN TİPİ: MÜ’MİNLER12 Mayıs 2016
KADİM ŞİRK FELSEFESİ: TASAVVUF10 Mayıs 2016
''Ergenekon yoktu(r)' demek 28 Şubat süreci yaşanmadı-yalandı demekle eş anlamlı olmaz mı?'06 Mayıs 2016
'Türkiye’nin Onayı ile İsrail NATO’da'06 Mayıs 2016
Dersim katliamı emrini Mustafa Kemal mi verdi?06 Mayıs 2016
"Müslüman mıyız, Ehl-i Sünnet mi?"02 Mayıs 2016
'28 Şubat döneminde tutuklanan, zindanlardaki Müslümanları unutmak Gayretullah’a dokunur'02 Mayıs 2016
Laiklik, “tasma”! Özgürlükse, ayartıcı maskesi!29 Nisan 2016
'Resmi bayramlarda eşli danslarla, açık saçık kıyafetlerle çocuklara ahlaksızlık aşılanıyor'29 Nisan 2016
Ali Haydar Haksal: Sanırım ‘paralel’den sonra sıra, çıkar furyasına kapılmayan, derdi ve ideolojisi olan İslamcılarda!28 Nisan 2016
Laiklik: Tartışmak Yasak Benimsemek Mecburi28 Nisan 2016
Peygamberimizin İdrarı Değil İdrakı Şifadır27 Nisan 2016
Müslüman ve laiklik bir arada olur mu? 27 Nisan 2016
İTAAT VE İSYAN YOLUYLA DÜŞÜLEN ŞİRK26 Nisan 2016
“Kutlu Doğum“ Vesilesiyle Peygamberimiz Anlatılacaksa Bu Pasta Kesilerek Değil, Putları Kaldırarak Olmalıdır'25 Nisan 2016
Böyle Buyurdu Kutsal Devlet:Peygamber Kutlaması Bitti,Yerine Atatürk Versek25 Nisan 2016
Ergenekon Çuvalı: Herkes İçeri, Herkes Dışarı!22 Nisan 2016
Akif Emre: Dünya sistemine entegre olmaya razı olanların ahlak ve toplumsal çözülmeden şikâyet etmeye hakları olamaz22 Nisan 2016
Şehadeti'nin 20. Yıl dönümünde Cevher Dudayev'i Rahmetle Anıyoruz..22 Nisan 2016
23 NİSAN HÜZÜN DOLUYOR İNSAN21 Nisan 2016
'Müslümanlar asli bilgilerinden beslenmek yerine, kendilerine empoze edilene itibar ediyorlar'21 Nisan 2016
"Dün ‘Kâbe işgal altında’ diyenler bugün Türkiye ve Suud’un birlikte İslam dünyasını birleştireceğinden söz ediyor"21 Nisan 2016
Cuma Namazı ve Allah’ı Kandırmaya Çalışmak ?22 Nisan 2016
Mü’min’lerin Kur’an da geçen 15 özelliği21 Nisan 2016
Kur’an Müslümanların Hayatlarının Neresinde ?20 Nisan 2016
GÜNÜMÜZ MÜSLÜMAN TİPLERİ20 Nisan 2016
YALANLARIMIZ/ALDANIŞIMIZ19 Nisan 2016
Malı Temizleyen ve artıran ibadet ZEKÂT!19 Nisan 2016
Peygambersiz Din Olur Mu?19 Nisan 2016
NEREDESİN VE NEREYE GİDİYORSUN EY MÜSLÜMAN?18 Nisan 2016
SİZİN DİNİNİZ SİZE, BENİM DİNİM BANA15 Nisan 2016
İslam Ordusu uyduruk bir örgüt15 Nisan 2016
Peygamberimizin Kıyafeti mi Karakteri mi?15 Nisan 2016
Halimize bakılırsa önce Vahyin doğumunu kutlamak gerekmez mi?14 Nisan 2016
Bir Oryantalist Daha!!08 Nisan 2016
"Çocukların genetiğiyle oynanıyor" 06 Nisan 2016
Birikim ekseninden adil bölüşüme 05 Nisan 2016
Abdurrahman Arslan: 30 sene önce Müslümanlar siyasal, sosyal ve dini olanı ayrıştırmazdı, şimdi ayrıştırıyorlar05 Nisan 2016
Akın: Diplomanın bu denli kutsandığı bir dönemde, gençlerin Sezai Karakoç, Cemil Meriç gibi isimleri bilmeleri ne mümkün!05 Nisan 2016
Faruk Beşer: Moda ve gösteriş tarzındaki tesettür modernliğin ve dünyevileşmenin bir tezahürüdür01 Nisan 2016
Televizyonlar üzerinden nesil İslam'dan uzaklaştırılıyor29 Mart 2016
Alpat: Tesettür örtüden ibaret değildir25 Mart 2016
Allah Rasulünü Nasıl Sevmeliyiz?23 Mart 2016
Hz.Peygamber’in (sas) Yahudilerle Mücadelesi21 Mart 2016
Yusuf Kaplan: Türkiye'de genç kuşakların İslâm'la ilişkisi sıfırlanmak üzere!21 Mart 2016
Kemalist Mitolojinin Çanakkale’yi İstilası21 Mart 2016
Hz. Peygamber'in Davasında Ashabın Misyonu18 Mart 2016
'Kürtler için izzet İslam'dadır'18 Mart 2016
Kudüs el birliğiyle alınır18 Mart 2016
İslamı Hayata Taşımada Peygamber Örnekliği17 Mart 2016
O’NU TANIYOR MUYUZ?04 Mart 2016
İSLAMI HAYATA TAŞIMADA PEYGAMBER ÖRNEKLİĞİ04 Mart 2016
FAİZDEN UZAK DURUN!02 Mart 2016
'Cezaevlerinde Kardeşlerimiz Var'01 Mart 2016
Culani: “Bu, Allah ve Resulü’nün Bize Vaadidir!” 01 Mart 2016
YALANI HAYATIMIZDAN ÇIKARMAYA NE DERSİNİZ?29 Şubat 2016
DÜNYA HAYATI BİR İMTİHAN YERİDİR!26 Şubat 2016
'Müslüman laik olmaz, olmak zorunda bırakılamaz'23 Şubat 2016
Ümmeti Kuşatan Fitne Ateşine Düşmeyelim!16 Şubat 2016
Hayatını imanına şahit kılan bir şehid: Hasan el Benna... 15 Şubat 2016
Bayır Bucak bir Kobani olamadı14 Şubat 2016
Obama’nın Temsilcisinin Ardından Gülen Medyası da Kobani’de!08 Şubat 2016
Kur’ân’ın Anlattığı Peygamber05 Şubat 2016
Peygamberimizi Sevmek04 Şubat 2016
CENNET İKRAMI03 Şubat 2016
NAMAZ KILMAMAK - BİR KÖTÜLÜK DEĞİL, BİN KÖTÜLÜKTÜR !02 Şubat 2016
NAMAZA KOŞMAK01 Şubat 2016
SAHABE'NİN NAMAZI29 Ocak 2016
İman Sıdk, Küfür Yalandır!29 Ocak 2016
Flash İddia!! Gaffar Okan’ın ‘İşkence’ Mağdurları Anlatıyor29 Ocak 2016
NAMAZ KILMAYI SEVİYOR MUYUZ?28 Ocak 2016
'İslamofobiyi üretenler ikinci aşamaya geçmek istiyor' 28 Ocak 2016
ANNE - BABA VE NAMAZ26 Ocak 2016
PKK itirafçısı: Örgütün birinci misyonu İslam'ı yok etmek26 Ocak 2016
NAMAZ İÇİN AĞLANIR MI?25 Ocak 2016
Nusra 'Terör Örgütü' mü?25 Ocak 2016
NAMAZ ANNE KUCAĞIDIR22 Ocak 2016
NAMAZ BİR TEVHİD EYLEMİDİR21 Ocak 2016
Şenlikoğlu: Kadını pavyon kadınına dönüştürüyorlar 21 Ocak 2016
Başörtülüler "Hem örtülüyüm hem modernim" imajı oluşturmaya çalışıyor11 Ocak 2016
Bir tarafta gökdelenlerin yükseldiği, diğer tarafta açlığın olduğu bir sistemin ebediyen sürmesi mümkün değil11 Ocak 2016
"Laikçiler Atakta"11 Ocak 2016
Mezhep ateşinin fitilini Rand Corporation yaktı07 Ocak 2016
Silah satmak için mezhep savaşı!06 Ocak 2016
Mezhep Çatışması Filmini Daha Önce Görmedik mi?06 Ocak 2016
Özyönetim Değil, Kürt Halkına Boyun Eğdirmek İstiyorlar28 Aralık 2015
'Mehmet Akif'e Müslüman olduğu için değer vermediler'28 Aralık 2015
"ODTÜ Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği"27 Aralık 2015
"Ümmet Şuuru Nerede Kaldı?"27 Aralık 2015
Menemen’in Yalan Tarihi ve Şeyh Esad Erbili24 Aralık 2015
Selvi: PKK'ya verilen yeni görev...21 Aralık 2015
Esed'e Razı, İsrail'e Mecbur Edebilirler mi?21 Aralık 2015
"Rusya'nın Selameti, Putin'in Zaferi İçin Okunan Hutbeler"14 Aralık 2015
Ey 'Hendeklerden ve Barikatlardan Bildiren' Adam!04 Aralık 2015
PKK Artık Deşifre Olmuştur…03 Aralık 2015
HDP Pişkinliği ya da Hırsızın Hiç mi Suçu Yok?01 Aralık 2015
Ulustan Ümmet’e Yürüyebilmek…25 Kasım 2015
KÜRESEL TERÖRÜN (KAFİRLERİN) HEDEF ALDIĞI DİN: İSLAM 24 Kasım 2015
“HAYATI” KUR’AN’LA ŞEKİLLENDİRMEK Mİ? MUHAFAZAKARLIK’ MI? 30 Kasım 2015
“VAHYİN LİDER’LİĞİNE MUHTACIZ”29 Kasım 2015
RABBİMİZİN LAYIK GÖRDÜĞÜ İLE ANILMAK28 Kasım 2015
“SAĞLAM DİN, LAÇKALAŞMIŞ DİN(Lİ)DARLAR”!27 Kasım 2015
“ŞEHADET/ŞEHİDLİK RAST GELE BİR KAVRAM DEĞİLDİR.”26 Kasım 2015
MODERN ÇAĞLARIN ŞİRKİ25 Kasım 2015
KULLUK MU İDEOLOJİ Mİ?24 Kasım 2015
Bir Mühendislik Projesi Olarak Gülenizm24 Kasım 2015
"Dini İbni Arabi ya da Mevlana Üzerinden Öğrenmek"23 Kasım 2015
Atatürk Kur'an'la ve Peygamberle nasıl alay etti! (Belge)11 Kasım 2015
Kur’an’da “Muhacirler” Lafzı05 Kasım 2015
Irkçılık kanserinin ilacı Malcolm X'in mektubunda05 Kasım 2015
KUR’AN VE TOPLUM ARASINDAKİ DUVARLAR !20 Kasım 2015
İNSANLARDA İLGİ ÇEKME HASTALIĞININ NEDENİ…19 Kasım 2015
İNANÇ SÖMÜRÜSÜNDE SON NOKTA…18 Kasım 2015
GENÇLERE TAVSİYELER17 Kasım 2015
TİŞÖRT YAZILARI ve KÜLTÜR YOZLAŞMASI16 Kasım 2015
MODERN MÜSLÜMAN KADIN15 Kasım 2015
MÜSLÜMAN, PARA ve İKTİDAR14 Kasım 2015
BAŞÖRTÜSÜNÜN DESENLERİ: HİCAP, TEVAZÜ ve RIZA13 Kasım 2015
DİN PAZARINDA “TESBİHAT”12 Kasım 2015
SAHİ! BU DİN KİMİN?11 Kasım 2015
SOSYAL MEDYA KÖLELİĞİ10 Kasım 2015
İNSANLARI DÜŞÜNMEYE DAVET EDEN AYETLER09 Kasım 2015
MODA VE KOZMETİĞİN İĞRENÇ YÜZÜ!08 Kasım 2015
HANIMLAR İNTERNETTEKİ RESİMLERİNİZ KÖTÜYE KULLANILIYOR07 Kasım 2015
SALAVAT DİLENCİLERİ06 Kasım 2015
ÇOCUĞUNUZUN RESMİNİ İNTERNETE KOYMAYIN05 Kasım 2015
ŞİFA TANRILARI VE “DİLEK AĞACI”, MÜBAREKLER, TÜRBE, VS04 Kasım 2015

En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH