Ana Sayfa > DERNEKTEN HABERLER

HİCRETDER HAKKINDA YAYILAN YANLIŞ ANLAŞILMA VE İFTİRALARA CEVAPLAR
Flaş Haber
16 Aralık 2013
Faaliyetlerimizi sürdürürken birtakım engellerle karşılaşmamızın normal olduğunu da biliyoruz. Asıl normal olmayan ise hiçbir engelle karşılaşmamaktır. Karşılaştığımız engeller içerisinde bizleri en çok rahatsız eden birkaç meseleyi açıklamak üzere bu yazıyı kaleme alma gereği duyduk. Böylece HİCRETDER ile ilgili yanlış bilgilendirmelerin ve önyargıların da önüne geçmeyi hedefliyoruz.
Fontu Büyült Fontu Küçült 100%

         HİCRETDER HAKKINDA YAYILAN YANLIŞ ANLAŞILMA VE İFTİRALARA CEVAPLAR

       Bilindiği üzere 1999 yılından beri Bayburt’ta İslam’ı hayata taşıma, Kur'an'ı anlama ve tedebbür etme, doğru bilgilenme ve bilgilendirme faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktayız. Faaliyetlerimizi sürdürürken birtakım engellerle karşılaşmamızın normal olduğunu da biliyoruz. Asıl normal olmayan ise hiçbir engelle karşılaşmamaktır. Karşılaştığımız engeller içerisinde bizleri en çok rahatsız eden birkaç meseleyi açıklamak üzere bu yazıyı kaleme alma gereği duyduk. Böylece HİCRETDER ile ilgili yanlış bilgilendirmelerin ve önyargıların da önüne geçmeyi hedefliyoruz.
İlkönce şunu söylemek isteriz ki böyle bir açıklamayı istemeyerek yapıyoruz. Haddi zatında bizler kendimizden bahsetme yerine ümmetin problemlerinden bahsetmeyi yeğleriz. Asıl olan budur. HİCRETDER, memleketimizde Allah'ın kitabını anlamak-anlatmak, peygamberin sünnetini yaymak-yaşamaya çalışmak, böylece dünya hayatının aldatıcılığına karşı teyakkuzda olmak, yanlış bilgilendirme ve bilgilenmenin önüne geçmek, din suiistimalcilerinin önüne geçmek, bidat ve sapkınlıklarla mücadele etmek üzere kurulmuş bir birliktelikten müteşekkildir. Bunun haricinde hakkımızda yayılan söylentilerin tümü yanlıştan ve iftiradan ibarettir.
           
        BİZLER VAHHABİ DEĞİLİZ
        Birtakım insanlar ne yazık ki büyük bir iftira atarak Vahhabi olduğumuzu ileri sürmektedirler. Böylece hadisleri inkâr ettiğimizi, Allah'ın gökte olduğunu söylediğimizi, Allah hakkında teşbih ve tecsim yaptığımızı vb. ileri sürmektedirler. 
           
       İlk olarak şunu söylemek gerekir ki Vahhabiler hadisleri inkâr etmezler. Aksine hadislere aşırı bağlılıkları ile bilinirler. Hatta Hanefi Mezhebini hadislere bağlı olmamakla suçladıkları, bundan dolayı da onlara Reyci dedikleri ilimle iştigal edenler tarafından bilinir. İftira atan bu insanların bizlere Vahhabi dedikten sonra ardından hadisleri inkâr ettiğimizi söylemesi cehaletlerinin ne düzeyde olduğunu ortaya koymaktadır. Bizleri de Vahhabileri de tanımayan bu insanların, tabilerine ve kendilerine soru soranlara “onlar Vahhabidir” demek suretiyle cevap vermelerinin, böylece iftira atmalarının elbette Allah katında bir karşılığı olacaktır.
           
           Bizler Allah'ın gökte olduğu veya olmadığı meselelerini asla konuşmayız. Kur'an'ın bu konuda verdiği bilgilerle yetinir, tevil etmeyiz. Aklımızın ermeyeceği şeylerle ilgilenmeyiz. Derslerimizde böyle ayetlerle karşılaştığımızda o konuyla ilgili söylenen şeyleri bilgilendirme anlamında konuşur, geçeriz. Böyle şeylerin konuşulması hulul ve ittihat düşüncelerinin yayılmasına bağlı olarak meşru olmakla birlikte günümüzde böyle bir tehlikenin genel anlamda var olduğunu düşünmüyoruz. Bu nedenle Hulul ve İttihatin önünü kapatacak şekilde gerekli bilgilendirmeler ve uyarılar yapıldıktan sonra meseleyi bitiririz. Bu bilgilendirmeler de Ehli Sünnet Alimlerinin görüşlerinden ibarettir.
           
          Bizleri Teşbih ve Tecsimle suçlayanlar büyük bir iftira atmaktadırlar. Bundan dolayı hakkımızı onlara helal etmeyeceğiz. Yeri geldiğinde teşbih ve tecsimle mücadele eden bizlerin böyle bir iftiraya maruz kalması  gerçekten üzüntü vericidir.

          BİZ TEKFİRCİ DEĞİLİZ
          Günümüz problemlerinden biri de bazı sebepler öne sürerek başka Müslümanları tekfir etme hastalığıdır. Bizler kendisini İslama nispet eden hiç kimse için “Kafir” demediğimiz gibi böyle diyenlerle de mücadele ederiz.
Bizler hariciler gibi günah işleyeni kâfir bilmeyiz. Allahın Resulüne (S.A.V.) uymak maksadı ile içtihat ederek yanlış bir tevile ulaşanı tekfir etmeyiz. Bizler Mutezilenin iddiaa ettiği gibi “günahkarlar şefaatten mahrumdur” demeyiz. Cehmiyye gibi kendisi ile ihtilaf edeni kâfir bilmeyiz. Fakat Mürcie gibi her türlü küfür faaliyetine rağmen o kişiyi mümin görmeyiz. Bunu da meslek edinmeyiz. Bütün bunlardan Allah'a sığınırız.

          Bizler ancak Ehlisünnetin mümin gördüğüne mümin, kâfir gördüğüne kâfir diyebiliriz. Eğer kişi sözü ile veya fiili ile küfrü gerektirecek şekilde hareket ederse ona sadece söylediği sözün veya yaptığı işin küfür olduğunu söyleriz. Ayrıca şimdiye kadar açıktan küfrü gerektirecek yani bile bile açık bir nassı açıkça inkâr eden şahıslardan başka kimse için kâfir lafzı tarafımızdan sadır olmamıştır. Durum böyle olmasına rağmen bizler için “onlar tekfircilerdir” sözü iftiradan başka bir şey değildir. Bu hususta iftira atanların Allah'tan korkması gerekir.    

         BİZLER HADİSLERİ İNKÂR ETMİYORUZ
         Bizlere atılan iftiralardan birisi de hadisleri inkar ettiğimize dairdir. Bundan Allah'a sığınırız. Bizler hadisleri inkâr etmiyoruz. Aksine onlara iman ediyoruz. Hiçbir hadis hakkında söz söyleme kudretini kendimizde bulmayız. Bu hususta tamamen Hadis Alimlerine tabiyiz. Zaten kimsenin başka bir tavrı olabileceğini de düşünmüyoruz. Çünkü Hadis İlmi bizi fazlasıyla aşan bir ilimdir. Ayrıca hadisler tedvin edilmiş, kısımlandırılmış ve ümmete muhaddisler tarafından sunulmuştur. Mesele bitmiştir. Hadisler hakkında söylenecekler söylenmiştir. Bir muhaddisin sahih dediği hiçbir hadise uydurma demeyiz. Bununla birlikte muhaddislerin uydurma dediği hadislere ise uydurmadır, deriz. Zaten bu uydurma hadisleri reddettiğimiz için cahil birtakım kimseler bizlere hadis inkârcısı demektedirler. Halbuki o hadisi bizden önce birçok hadis alimi inkar etmiştir. Bizde zaten onlara dayanarak o hadisin uydurma olduğunu söyleriz. Ne yazık ki, halk arasında hadis olarak meşhur olmuş fakat aslında uydurma olan bazı sözler hakkındaki söylemlerimiz kötü niyetli kişiler tarafından propaganda malzemesi haline getirilmiştir.
   
         Günümüzde bazı kimselerin hadisler hakkında ileri geri konuşması, onları din sahasının dışına çıkarmaya çalışmaları, böylece kabir azabı, kader, nüzulü İsa vb. meseleleri tahrif etmeleri tarafımızdan kabul edilecek bir şey değildir. Bununla birlikte bu konular bizim gündemimizde olan asli konular da değildir. Birtakım mutaassıpların her gün ele aldığı, böylece bir başkasına bu konular üzerinden “sapık” yaftası ile yaftaladığı gibi meselelere yaklaşmayız. Yani işimizi gücümüzü bırakıp da lüzumsuz tartışmalara girmeyiz.Haddi zatında bizler müstakil anlamda hadisle uğraşmayız. Bir dönemler hariç müstakil hadis dersleri yapmayız. Bu bizim eksikliğimizdendir. İnşaallah ileride olur. Bizlerin hadisle ilişkisi mevzuumuz olan ayetler hakkında varid olanlardan ibarettir.

          BİZ TARİKAT DÜŞMANI DEĞİL BATILIN DÜŞMANIYIZ
Biz tarikat düşmanı değiliz. Müslümanların birbirlerini sevmeleri, onlarla hem hal olmaları, böylece cemaat ruhunu canlandırmaları, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeleri, bir yerde toplanmaları, bir minvalden hareket etmeleri, ortak paydalarda buluşmaları normal olmakla birlikte yapılması gereken şeylerdir. Bütün bunları yaparken takva bakımından üstün olduğunu düşündükleri bir şahsı örnek almalarında onu sevmelerinde, ondan nasihat dinlemelerinde, onun etrafında kenetlenmelerinde, nihayetinde bir cemaat olmalarında elbette bir sakınca yoktur. Bizler böyle cemaatlerin dostlarından başka bir şey değiliz.Fakat bu muhabbette diğer müminleri ayırırlarsa, onlardan uzak kalırlarsa, birbirlerine hak ve sabır yerine batıl saçmalıklar vaaz ederlerse, toplandıkları yeri kutsallaştırırlarsa, bir minvalden hareket yerine kendilerine has bir takım bidat ritüellerle meşgul olurlarsa, böylece cemaat ruhunu grupçuluğa döndürürlerse, bir de bunları yaparken örnek aldıkları şahsa Allah'a ait bazı sıfatlar verirlerse, ondan dinledikleri her şeyi mutlak doğru olarak görürlerse durum o zaman değişir. Bizler böyle toplulukların dostları olamayız. Böyleleri ile ilmen mücadele etmek her Müslümanın görevidir.
Bidat ve bu tür sapıklıklarla mücadele eden her Müslüman'a Vahhabi damgasını vurmak cehaletten başka bir şey değildir.

          BİZLER SÜNNET NAMAZLARI KILARIZ
Halk arasında bizler için olumsuz propaganda yaparak “onlar sünnet namazları kılmazlar” şeklinde iftira atanlara hakkımızı helal etmeyeceğiz. Bizler Hanefi Mezhebinin sünnet olarak sınıflandırdığı namazları aynen Bayburtlular gibi kılarız. Çünkü Hanefiyiz ve de Bayburtluyuz. Ayrıca Hanefi Mezhebinin ibadetlerle ilgili içtihatlarının fazlasıyla tatmin edici olduğunu da biliriz. Şeklen İmam Azam ve onun talebelerinin hadislerden tertipledikleri şekilde namazlarımızı kılarız. Önceleri dernek binasında tertiplediğimiz derslerde Hanefi Mezhebinin ibadetlerle ilgili içtihatlarını delilleri ile birlikte işledik. Her zaman bu doğrultuda hareket ettik. Böyle bir açıklamayı yapmaya mecbur kalışımızın sebebi aksi türden nitelemelere engel olmak içindir. Yoksa kimin hangi mezhebe göre hareket ettiği aslında kimseyi ilgilendirmemelidir.

        Denek binasında fıkıhla ilgili yukarda bahsedilen derslerden başka bir ders yapılmamaktadır. Kendi içimizde dahi hiç kimseye "namazını şöyle kıl, elini şuradan bağla, parmağını şöyle işaret et” türünden telkinler yapılmaz. Bizler böyle şeylerin dinde furuat olduğunu biliri ve bu meseleleri önemsemeyiz. Bu meseleler kendi içinde önemli olabilir. Fakat asıl yapılması gereken çalışmaların önüne geçirilmesinin usul açısından bir hata olduğunu düşünürüz. Dini böyle teferruatlara boğmak bizce Allah Resulünün (S.A.V.) genel sünnetine de aykırıdır. Sünnet adına bu tür teferruatı öne çıkarıp, dinde bunların da asıl olduğunu düşünen kimselerle organik anlamda bir bağımız olmadığı gibi kendilerine saygı duyarız. Çalışmalarını küçümsemeyiz.   
 
        NAMAZ SONRASI TESBİHLER
        Ne yazık ki her konuştuğumuz kişiden “sizler namaz sonrası tespih çekmeyi bidat görüyormuşsunuz” gibi cümleleri duymaktan bıktık.  Bizler biliyoruz ki namaz sonrası tesbihatı sünnettir. Bu hususta (Buhari, Müslim, Tirmizi ve Nesai) de bulunan hadis açıktır. Bundan dolayı gücümüz nispetinde bu sünneti işlemeye çalışırız. Fakat bu tesbihatın camilerimizde müezzinin komutları ile yaptırılması bir bidattir. Komutlarla işlenen bu uygulama teşvik olunan bu tesbihatı bir ritüel haline getirmektedir. Komut aralarına sıkıştırılmaya çalışılan bu tespihlerin nihayetinde manasından ve ruhundan kopuk bir uygulamaya kurban edilmesi tarafımızca hoş görülmemektedir. Bu tespihler herkesin tek başına yapması gereken tespihlerdir ki zaten sahabe de, tabiin de bunu böyle yapmışlardır. Ayrıca tüm mezhepler de bunu böyle yapılmasına hükmetmişlerdir. Bizler de öyle yapıyoruz. Osmanlının son zamanlarında ortaya çıkan bu uygulama doğru değildir.
Camide uyulması gereken bir kişi vardır o da imamdır. İmama da sadece malum namazlarda uyulur. Bizler cemaat olarak müezzine de onun komutlarına da uymakla emrolunmadık. Şimdi doğru nedir? Sahabeye, tabiine ve tüm mezheplere uymak mı? Yoksa onlara uymamak mı? Biz doğrunun onlara uymak olduğunu düşünüyoruz.Belki de Müezzinlere iş çıkartmak adına icat olunan bu uygulama artık bu kardeşlerimizin ses güzelliklerini sergiledikleri birer zaman dilimi haline dönüştü. Allah'ın mescitlerinde böyle uygulamalar hoş görülmemelidir.Bizler dernek çerçevesinde yaptığımız derslerde bunları konuşmayız. Fakat özel olarak bu meseleleri arkadaşlarımız öğrenmiştir. Olayın HİCRETDER'le doğrudan bir ilişkisi yoktur. HİCRETDER'de böyle telkinler yapılmaz. Bu durumu ilk kez umuma has olarak burada zikrettik. Bu da üstte bahsettiğimiz sebepten ötürü olmuştur. 

         HİÇBİR GRUP, CEMAAT VEYA DOKTRİN İLE BAĞLANTIMIZ YOKTUR
        Günümüzde Müslümanları sınıflandırma hastalığı fazlasıyla yaygınlaşmıştır. İslami bir çalışma içerisinde olan herkes bir grup, cemaat veya doktrinle bağlantılı zannedilmektedir. Derneğimizin bunların hiç birisiyle organik bir bağı yoktur. Sadece bir ismimiz vardır o da Müslüman' dır. Bundan başka hiçbir sıfat, isim bizimle ilgili olamaz. Bütün Müslümanların bu türden sıfatlandırmalardan uzak durması gerekir. Kendisinin başka bir sıfatla anılmasına sebebiyet veren her türlü topluluktan uzak durması ayrıca faydasınadır.

        Herhangi bir meselede herhangi bir grup, cemaat ve doktrinle aynı kanaatte olmamız bizleri o gruba dahil etmez. O meselede aynı kanaatte olmamızın sebebi onların o mevzuda isabet ettiğini düşünmemizden ibarettir. Belki başka bir meselede onlardan ayrılırız. Çünkü bu defa onların o mevzuda isabet etmediğini düşünürüz. Bizler doğruluğuna inandığımız bir şeyin kimin ağzından çıktığına bakmayız. Onu alırız. Yanlışlığına inandığımız bir şeyin de kimin ağzından çıktığı bizim için önemli değildir. Bir mesele hakkında doğruluğuna ve yanlışlığına kanaat getirmemizde Kuran, Sahih Sünnet temeldir. Bunlar da açıkça belirtilmemiş bir şey hakkında Muhakkik Alimlerimizin o mevzu hakkındaki değerlendirmelerine tabiizdir. Olayın fıkhi bir boyutu varsa memleketimizde ihtilafın önüne geçmek için Hanefi Mezhebinin içtihatları bizim için asıldır. Bizler hiçbir konuda şahsi hüküm vermeyiz. Böyle bilgimiz olmadığı gibi imkânlarımız da yoktur. Haddimizi biliriz. Bütün bunlara rağmen hatadan muaf kimse yoktur. Eğer tercihlerimizde hata etmişsek Allah'tan bağışlanma dileriz. Zaten başka da yapacak bir şey yoktur.  
 
        ALİMLERLE OLAN İLİŞKİMİZ
        Bizler alimlerimizi sever, sayar ve överiz. Onlar hakkında konuşurken edep sınırını aşmayız. Çünkü onlar bu dinin bizlere kadar ulaşmasında Allah'ın sebeplerindendir. Bu nedenle bizler onların eserlerini okur, inceler çok nadiren yapsak da kitaplarını dernekte ders olarak işleriz. Hiçbir alim TEKBAŞINA dernek çalışmalarımızda bağlayıcı değildir. Bununla birlikte her alim ve görüşlerinin dernek çalışmalarında bağlayıcılığı vardır. Derneğimiz asla alimler hususunda mutaassıp değildir.
Genelde alimlerle olan ilişkimiz müfessirlerden ibarettir. Bizler başka sahalarla imkânsızlıklar nedeniyle ilgilenemiyoruz. Ulaşabildiğimiz yaklaşık 30-35 tefsirden faydalanırız. Bu tefsirler içinde Farettin Razi olduğu gibi Zemahşeri de vardır. Ruhul Beyan olduğu gibi Fizilal de vardır. Bu tefsirleri örnek olarak vermemizin sebebi bir birlerine TEMELDE muarız olmalarındandır. Biz bunların tümünden faydalanırız.

        Günümüzde alim olarak bilinen meşhur olmuş veya olmamış kişilerden de faydalanmayı ihmal etmeyiz. Bu hususta taraflı davranmayıp sözün doğrusunu almaya gayret gösteririz. Yanlış olduğunu düşündüğümüz görüşleri hakkında edep çerçevesinde kanaatlerimizi bildiririz. Bundan çekinmeyiz.Fakat bizim alim olarak nitelendirdiğimiz kişiler usulden beri, delilden uzak, hissi bir takım terakkilerle meselelere yaklaşan, Allah hakkında bilinmeyen şeyleri gündeme getiren, işi edebiyata dökmüş, şiir, keşif, rüya, cifir, ebcet, zuhurat, keramet, menkıbe türü şeylerle açıklamaya çalışan mutaassıp insanlar değildir. Böylelerini alim sınıfından saymayız. Sözleri katımızda delil olmaz. Çok meşhur olup olmamaları da bizi ilgilendirmez. Yanlışlarını eleştirmekten çekinmeyiz. Bu hususta Allah'tan başka kimseden korkmayız. Başkalarının onlar hakkında övücü konuşmaları da bizi ilgilendirmez. Fakat onlar hakkında da edep sınırını aşmayız. Nihayetinde Rabbimiz ihtilaf edilen şeyler hakkında din gününde hükmünü verecektir.
 
        BİZ TEFSİR DEĞİL, TEDEBBÜR YAPIYORUZ.
        Kavram kargaşasının bolca yapıldığı bu günlerde bazıları bu kargaşadan faydalanarak veya bilmeyerek “onlar kim oluyor da tefsir yapıyorlar, bu büyük bir iştir.” şeklinde serzenişlerde bulunuyorlar. Bu serzenişi meseleyi bilmeden yapan kardeşlerimizi anlıyoruz ve onlardan dolayı alınmıyoruz. Çünkü onlar ya tefsir kavramına kendilerine öğretildiği gibi bakıyorlar ya da tefsir kavramını bilmiyorlar. Tefsir kavramı ile ilgili teferruatlı bir açıklamaya bu yazıda gerek görmüyoruz. Çünkü maksadımız bu değil. Fakat tefsirin yapılmış, bitmiş bir şey olduğunu söylemek istiyoruz.
Tefsir hakkında kısaca bir tanım yapacaksak “bir ayet üzerinde o ayetin anlamına tesir eden bütün faktörleri hesaba katarak usulüne uygun bir şekilde açıklama yapmaktır.”deriz ki bu iş Taberi, Kurtubi ve İbni Kesir ile bitmiş bir iştir. Nerdeyse Kuran'daki tüm ayetlerin tefsiri yapılmıştır. Geriye bir şey kalmamıştır. Bizler de derslerimizde sadece tefsir adına müfessirlerden nakletmekten başka bir şey yapmayız. Bahsettiğimiz gibi zaten bize yapacak bir şeyde kalmamıştır. Bir ayetteki kelimeler bütün boyutları ile açıklanmıştır. O kelimenin o ayette bulunmasına dair açıklamalar yapılmıştır. Ayetin nüzulü ile ilgili meseleler zaten tefsirlerde mevcuttur. Siyak –sibak, muhkem – müteşabih, müphem-mübeyyen, gibi birçok mesele tefsirlerde küçük ihtilaflarla birlikte anlatılmıştır. Bizler bütün bu meselelerde müfessirlere tabi oluruz. Fakat Kuran'ın tedebbürü bitmemiştir. Kıyamete kadar da bitmeyecektir. Her çağda, her mekânda, her hadisede, her yenilikte Kuran'ın sözü vardır ve yenidir. Hiçbir olay Kuran'ın ulaşamayacağı bir tonlamayla zuhur edemez. Hiçbir yenilik kuranın tesirinden bağımsız bir şekilde var olamaz. Belki bu nedenle Kur'an kendisini “MUHDES” olarak isimlendirir. Kur'an tedebbür anlamında hiçbir beşerin aklında bitmez. En aliminden en cahiline insanlar onun bu yönü karşısında acziyetini itiraf etmeye mecburdurlar. Bütün müfessirler Kur'an'ın bu yönü karşısında aciz kalmışlardır ve hayretlerini saklayamamışlardır.

        Tüm insanlar Kur'an tarafından tefsire değil tedebbüre davet edilmiştir. Biz de bu davete elimizden geldiği kadar icabet etmeye çalışıyoruz. Kur'an'daki cennetle ilgili bir ayetten dolayı sevinmek, cehennemle ilgili bir ayetten dolayı kaygılanmak, kevni bir ayet ile düşünmek, kıssalardan hisse almak, bir infak ayeti ile infak etmek, bir peygamberin sıkıntısı ile sıkıntıya düşmek, devamlı vurgulanan tevhit ayetleri ile ayarlanmak vs. birçok konuyu anlamak için hiçbir bilgiye ihtiyaç yoktur. Kuran öğüt almaya, akletmeye, tefekkür etmeye, fehmetmeye, tedebbür etmeye tüm insanlığı davet ettiği halde bunları kötü görenden daha çirkin kimse olamaz. Genelde din suiistimalcileri ve bir takım mutaassıp kafalılar kuranın fert tarafından anlaşılmaz bir kitap olduğunu aksi birçok ayete rağmen öne sürerler. Böylece Allah'a iftira atarlar. Bunların bu söylevle bir takım menfaatler elde etmeyi hedefledikleri veya foyalarının ortaya çıkmasından korktukları ortadadır. Bu nedenle Kur'an hakkında ileri geri konuşurlar.

        Bizler İslam adına toplanılmış bir yerde Kur'an'ın olmamasını kınıyoruz. Kur'an'dan başka bir çok kitapların okunduğu fakat kuranın okunup anlaşılmadığı bir meclis gurupların meclisi olabilir.Artık bu konuda Müslümanların duyarlı olmaları ve cemaatlerini, liderlerini, imamlarını Kur'an'la ilgilenmeye zorlamaları gerekmektedir.

        ŞEFAATİ İNKAR ETMİYORUZ
       
        Şefaat meselesi ile ilgili Kur'an'da birçok ayet vardır. Şefaatin tümünün Allah'a ait olduğunu bildiren ayetler olduğu gibi, o gün şefaatin olmadığını bildiren ayetler vardır. Bu ayetlere dayanarak kıyam gününde şefaatin olmadığını söylemek hatadır. Çünkü şefaatle ilgili istisnanın yapıldığı ayetlerde Kur'an'da mevcuttur. Eğer bu meselede istisna varsa bilerek bunu görmemek bu ayetleri inkâr etmek anlamındadır. Ayrıca Müminlere şefaat edileceğine dair sahih hadisler de bulunmaktadır. Buna binaen bizlerin şefaati inkâr etmesi söz konusu olamaz. Bizler böyle bir şey yapmayız. Allah'tan korkarız.  Eğer durumu bütüncül ele alacak olursak sınıflandırmaya muhtaç kalırız. Bu sınıflandırma ise şöyledir. Şefaatin tümü Allah kontrolünde olacaktır. Kâfir ve müşriklere şefaat olmayacaktır. Müminlere şefaat söz konusudur. Ehli sünnetin tümü bu kanaattedir. Doğrusu da budur.

        Garantili şefaat anlayışı Kur'an'a terstir. Zaten şefaatle ilgili ayetlerin tümü bu anlayışı yıkmak içindir. Mekke müşriklerinin şefaatle ilgili inançları da böyledir. Bizler şefaati değil bu tür şefaat algısını reddediyoruz. Hakkımızda şefaati inkâr ettiğimiz türünden yayılan söylentilerin tümü yalandır.   
  
        SİYASET ve POLİTİKA ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
        Derneğimizin hiçbir siyasi parti ile ilişkisi yoktur. Allah'ın izni ile de olmayacaktır. Hiç kimse politik anlamda siyaset yapmaz. İnsanlar hiçbir şekilde politik anlamda yönlendirilmez. Fakat bu dünya meselelerine ve ülkemizle ilgili meselelere gözlerini kapatmak anlamında değildir. Bizler dünyada gelişen olayları gücümüz nispetinde anlamaya çalışırız. Mısır, Suriye, Filistin, Myanmar, Irak ve diğer ülkelerde Müslümanların gündemini, sorunlarını, sevinçlerini, üzüntülerini ve bunların sebeplerini gücümüz nispetinde anlamaya çalışırız. Tabi ki bu işi profesyonel anlamda yapamayız. Fakat asla duyarsız da kalamayız.Ayriyeten ülkemizde gelişen siyasi olaylarla ilgili değerlendirmeler tabiî ki yapmaktayız. Gözümüzü dünyaya kapatamayacağımız gibi ülkemize de kapatamayız. Fakat bu değerlendirmeler bir Bayburt kahvesinde yapılan değerlendirmeler ve sohbetler gibidir. Sistematik değildir. Asla derslerde yapılmaz.

        DERNEK GELİRLERİ
        Dernek faaliyetlerini yürütmek için dernek dışından hiçbir yardım kabul etmediğimiz gibi yıllardır derslerimize katılan arkadaşlarımızdan bile parasal yardım (bizlere bu konuda ısrar etmelerine rağmen)  almayız. Bizler 2007 tarihinden beri kendi içimizde toplamda birkaç kişinin verdiği aylık miktarlala giderlerimizi karşılarız. Bu kişilerden dahi para istenmez. Eğer o ayki maddi imkanları uygunsa kimsenin onlardan herhangi birşey talep etmemesine rağmen ellerinden geldiği kadar yardım ederler. Yok eğer uygun değilse ondan da hiçbir şekilde para talep edilmez. Eksikler diğerleri tarafından tamamlanır. Bundan hiç kimsenin haberi olmaz. Para ile ilgili meseleler asla dernek binamızda açıktan konuşulmaz. Gerek memleketimizden gerekse başka illerden birçok insan bizlere parasal yardım yapmak istemiştir. Fakat asla kabul edilmemiştir.Bu duruş bizim en önemli prensiplerimizdendir.


        Dernek çerçevesinde infak adı altında para toplanmaz. Kim nereye infak edecekse kendi özelinde istediği yere eder. İnfakını derneğe dahi yapmaz. Para karşılığında hiçbir eğitim verilmez. Zekat, Kurban derisi vs. toplanmaz. Basılı hiçbir yayın para karşılığında satılmaz. Paralı-parasız Kur'an hariç hiçbir kitap dağıtımı yapılmaz. Derneğimiz tarafından hiçbir camiye, mescide, insanların çok bulundukları mekânlara kitap konulmaz. Sadece masrafını kendimizin karşıladığı yaklaşık 500 adet Kur'an dağıtımı yapılmıştır. Bu dağıtımda da kimseden para istenmemiş ve alınmamıştır.  Deneğimizde sadaka kutusu vb. şeyler bulundurulmaz. Son yıllarda Bayburt esnaflarında görülen sadaka kutularının hiç birisi derneğimize ait olmadığı gibi olmayacaktır da. Bizler gücümüz nispetinde çalışır, gücümüzün yetmediği faaliyetlere girişmeyiz. Suiistimali çok olan bu alanlara asla girmeyiz. Bununla birlikte bu tür faaliyetler yapan dernekleri, cemaatleri, bu faaliyetlerinden ötürü yadırgamayız.

       2007 yılından beri sadece Afrika’da su kuyusu açtırmak maksadıyla dernek içinde bir kampanya düzenlenmiştir. Kampanya sonucunda da ÇAD’da HİCRETDER adı ile bir su kuyusu açılmıştır. Başka ortak hareket edilen hiçbir parasal faaliyet yürütülmemiştir. Dernekte parasal ilişkiler sadece şahsidir ve asgaridir. Hiç kimse için yardım kampanyası vs. düzenlenmez.

         Durumun böyle olmasına rağmen hakkımızda can yakıcı dedikoduların dolaşması bizleri gerçekten üzmektedir. Bu dedikodular sadece iftiradır. Allah katında sorumluluğu vardır.   

        SONUÇ OLARAK;
        Kerhen yaptığımız bu açıklamalardan sonra bizler hakkında söylediklerimizden başka şeyler söyleyen insanları iyi niyetli kimseler olarak görmüyoruz. Bizler kendimizi anlattığımız gibiyiz. Hakkımızda bundan başka şeyler söyleyen kimseler sadece yalancı, iftiracı veyahut bilmiyor olabilir. Eğer bu kişi bilmiyorsa hakkımızı helal ederiz. Fakat yalancı ve iftiracılara hakkımızı helal etmiyoruz. Allaha havale ediyoruz. Vesselam
                                                                                                                                                                             
                                                                                                                                                                      BAYBURT

                                                                                                                                                                HİCRET DERNEĞİ   



Diğer DERNEKTEN HABERLER Haberleri

Başlık Tarih
 
İHH'dan Teşekkür Ziyareti ve Plaket Takdimi14 Mart 2017
Darbe girişimi gecesi CIA'in gizli adamı İstanbul'daydı26 Temmuz 2016
Ayasofya Camii'sinde Kur'an-ı Kerim ziyafeti!02 Haziran 2016
Türkiye'den YPG'ye operasyon sinyali11 Şubat 2016
"Gülen Şefaat Edecek Diye Alkol Alıp Namaz Kılmıyorduk"28 Aralık 2015
Çelik: İsrail devleti ve halkı Türkiye'nin dostudur21 Aralık 2015
Suriyeli çocuklar korku ve stres altında09 Kasım 2015
Muhacirlere Yapılan Hukuksuzluklar Son Bulsun!27 Ekim 2015
Haksız Gözaltılar Sona Erdi22 Ekim 2015
'Başörtülülerden Özür Dilemem' Dedi, Salon Boşaldı17 Ekim 2015
DİYANET-SEN KREDİ HABERİNİ YAPANLAR İÇİN “FASIK“ DEDİ17 Ekim 2015
YDG-H'nin Siirt Sorumlusu Yakalandı09 Ekim 2015
İkinci yasaktan önce Cizre halkı evlerini terk etti14 Eylül 2015
PKK Saldırıları Sağlık Hizmetlerine Engel Oluyor08 Eylül 2015
Zaman Eriyor!08 Eylül 2015
Sivil Araca Bomba Koyup Tehditle Karakola Sürdüler14 Ağustos 2015
HPG Türkiye'de ki tüm terör saldırılarını üstlendi30 Temmuz 2015
Edirne İslam Gençliği'nin Basın Açıklaması22 Temmuz 2015
İhya-Der Başkanı öldürüldü09 Haziran 2015
Çad'da Su Kuyumuz açıldı02 Nisan 2014
Bayburt'ta Suriye İçin Toplanan Yardımlar Yerine Ulaştı14 Mart 2014
Bayburt Üniversitesi gençliği Bayburt Hicret-der'in düzenlediği yemekte buluştu.07 Ekim 2013
Derneğimiz İle AÖB Piknikte buluştu.30 Haziran 2013
Köse İlçesinde Kardeşlik Pekiştirildi.26 Haziran 2013
Derneğimiz Piknikte Buluştu.24 Haziran 2013
HABERLER HAKKINDA AÇIKLAMA!!07 Haziran 2013
DERNEK DERSLERİ (HİCR SURESİ Ayet 57-58-59-60)25 Nisan 2013
DERNEK DERSLERİ ( BURUC SURESİ Ayet 2)25 Nisan 2013
DERNEK DERSLERİ (HİCR SURESİ Ayet 54-55-56)17 Nisan 2013
DERNEK DERSLERİ ( BURUC SURESİ Ayet 1)17 Nisan 2013
DİKKAT İslam'a Bulaşmış Kanser Hücreleri10 Nisan 2013
HİCR Suresine devam ediyoruz. 09 Nisan 2013
Zonglayan, delip geçen yıldız Tarık 09 Nisan 2013
ÜYELERİMİZİN DİKKATİNE DUYURU04 Nisan 2013

En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH