Ana Sayfa > YORUM-ANALİZ-RÖPORTAJ

HANGİ MEVLANA, GERÇEK MEVLANA?
15 Ağustos 2016
“Hakkında yazılan ve çizilenler o kadar farklı ki, Mevlânâ kimilerince “Ehl-i Sünnete mensup bir âlim” kimilerince “Hak aşığı bir şâir, kimilerince “Bir peygamber, kimilerince de “ Vahdet-i vücutçu bir kâfir” Reel gerçekte de her yıl 17 Aralıkta “Devlet Büyüklerinin de resmî katılımlarıyla anılan bir Mutasavvıf. Yazı dizimize başlık olarak seçtiğimiz üzere “Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ?”.
Fontu Büyült Fontu Küçült 100%

Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ ? (1)

Mevlânâ[1] ve Mevlevilik Türkiye‘de öteden beri ilgi gören bir konu olmakla beraber özellikle son yıllarda
bir mutasavvıfın ve bir tarikatın ismi olmaktan öte anlamlar kazanarak, kadın veya erkek, dindar ya da değil, toplumun farklı kesimleri tarafından çeşitli düzeylerde görünür ve bilinir hale gelmiştir. 2007 yılının UNESCO tarafından Mevlânâ Yılı ilan edilmesiyle gerek Mevlânâ Celâleddin Rûmî’ye ait eserlerin orijinal ve sadeleştirilmiş metinleri, Mesnevi’den hikâyeler, Mevlânâ’dan öğütler tarzında kitaplar ve gerekse Mevlânâ ve Mevlevilik ekseninde yazılmış kurgusal ve kurgusal olmayan anlatı deneme, roman, hikaye, gezi ve benzeri türlerdeki kitaplar yaygınlık kazanmıştır. Hatta o kadar ki bu kitaplar aylarca çok satan kitaplar reyonlarında liste başı olmuşlar ve Türkçe dışındaki dillerdeki baskılarıyla diğer ülkelerde de yoğun ilgi görmüşlerdir. Türk sinemasında da doğrudan Mevlânâ ve Mevlevîliğe ilişkin veya tematik olarak bu konulara değinen bazı filmler çekilmiştir. [2]

Fakat UNESCO Mevlânâ’nın “ben O’nun yolunun toprağıyım” dediği İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Muhammed (sav) adına hiçbir şey yapmamıştır. Böyle olunca, bu tür organize faaliyetlere olumlu bir gözle bakmanın safdillik olacağı kanaati insanı sarıp sarmalıyor. “Acaba bunun altında ne gibi fikirler var?”diye insan merak etmekten ya da araştırmaktan kendini alamıyor.

Hakkında yazılan ve çizilenler o kadar farklı ki, Mevlânâ kimilerince  “Ehl-i Sünnete mensup bir âlim”[3], kimilerince “Hak aşığı bir şâir”[4], kimilerince “Bir peygamber”[5], kimilerince de “ Vahdet-i vücutçu bir kâfir”[6]Reel gerçekte de her yıl 17 Aralıkta “Devlet Büyüklerinin de resmî katılımlarıyla anılan bir Mutasavvıf.[7]

Yazı dizimize başlık olarak seçtiğimiz üzere “Hangi Mevlânâ, Gerçek Mevlânâ?”. Okuduğunuz bu araştırma bu soruya cevap aramanın bir çabası…

Mevlânâ hakkında konuşmanın/yazmanın zor olduğu mâlum. Türkiye toplumunun genel anlayışında araştırmadan sevme ve düşman olma gibi nahoş bir yaklaşım vardır. Bu toplum dinini sever ama mahiyetini bilmez, Mevlânâ’yı sever ama onunda eserlerini okumaz. Ama unutulmamalıdır ki, İslam her şeyin üstündedir ve hiçbir şeye feda edilemez. İslam Yüce Allah’ın insanlığa rahmeti ve saadetidir. Hak ve adalet hiçbir ekol veya kişi için feda edilemez ve gizlenemez. Birtakım kişileri veya uygulamaları savunmak yahut kurtarmak gayretiyle İslam öğretilerinin tevillerle yamuklaştırılması yahut göz ardı edilmesi kesinlikle doğru değildir. İbn el-Cevzi’nin dediği gibi: “Hakta tarafgirlik olmaz. Söylenenler doğru değilse, o zaman böyle şeylerden, o mezhepten ve kim olursa olsun o kişiden sakındırmış oluruz. Allah biliyor ki, hata edenin hatasını söylemekten maksadımız, şeriatı tenzih etmek ve onu yabancı şeylerden korumaktır. Yoksa söyleyen ve işleyenle bizim bir İşimiz yoktur. Bununla ancak ilim emanetini yerine getiriyoruz. Âlimler de hata edenin kusurunu açığa çıkarmak için değil, hakkı ortaya koymak için birbirlerinin hatalarını gösteriyorlar.‘Kendisiyle teberrük edilen falan zahide nasıl cevap verilir veya sözü nasıl reddedilir?’, diyecek cahillerin sözüne itibar edilmez. Çünkü bağlılık şeriatın getirdiklerine olur, şahıslara değil. Adam cennet ehli veya evliyadan olabilir. Onun derecesi hatasının gösterilmesine engel olmaz. Bir şahsın yüceltilmesine bakıp ondan sadır olana delil ile bakmayan kimse, Hz. İsa’nın kendisini görmeyip onun elinde meydana gelen mucizelere bakan ve bundan da onu tanrılaştıran kimse gibidir. Hâlbuki Hz. İsa’ya bakıp yeme-içme ile yaşayan bir insan olduğunu görseydi, ona sadece layık olduğu değeri verirdi (insan sayardı).”[8]

dengeli-bir-ask-u-heyecan-insani-hz-mevlana-1

    MEVLÂNÂ’NIN HAYATI[9]

6 Rebîülevvel 604’te (30 Eylül 1207) Horasan’ın Belh şehrinde dünyaya geldi. Mevlânâ, Mesnevî’nin girişinde adını Muhammed b. Muhammed b. Hüseyin el-Belhî diye kaydetmiştir. Lakabı Celâleddin’dir. “Efendimiz” anlamındaki “Mevlânâ” unvanı onu yüceltmek maksadıyla söylenmiştir. “Sultan” mânasına gelen Farsça “hudâvendigâr” unvanı da kendisine babası tarafından verilmiştir. Ayrıca doğduğu şehre nisbetle “Belhî” olarak anıldığı gibi hayatını geçirdiği Anadolu’ya nisbetle “Rûmî, Mevlânâ-i Rûm, Mevlânâ-i Rûmî” ve müderrisliği sebebiyle “Molla Hünkâr, Mollâ-yı Rûm” gibi unvanlarla da zikredilmektedir.

Mevlânâ’nın babası Bahâeddin Veled, Belh’e yerleşmiş bir ulemâ ailesine mensuptu ve “Sultânü’l-Ulemâ”unvanıyla tanınmıştı. Risâle-i Sipehsâlâr’da[10] Bahâeddin Veled’in Hz. Ebû Bekir soyundan geldiği belirtilmektedir. Eflâkî[11]’ye göre Bahâeddin Veled’in annesi Hârizmşahlar hânedanından Alâeddin Muhammed Hârizmşah’ın kızıdır. Yine Eflâkî’ye göre,  Yunan felsefesini benimsedikleri için Fahreddin er-Râzî ve Zeyn-i Kîşî gibi âlimlerle onların görüşlerine uyan Hârizmşah Alâeddin Muhammed’i vaazlarında ağır şekilde eleştiren Bahâeddin Veled’in, yöneticiler ve ulemâ ile arasının açılmasını fırsat bilen karşıtları onun siyasî gaye güttüğünü, taraftarlarıyla isyan hazırlığı içinde bulunduğunu ileri sürmüşler, bunun üzerine Hârizmşah Alâeddin Muhammed,  ondan ülkeyi terketmesini istemiş, o da ailesiyle birlikte Belh’ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Mevlânâ bu sırada beş yaşındadır.

Mevlânâ’nın babası müridleri ve ailesiyle birlikte yol üzerinde bulunan şehirlerde bir müddet konaklayıp sonunda Bağdat’a ulaşmış, orada Şehâbeddin es-Sühreverdî tarafından karşılanmış, Bağdat’tan Kûfe yoluyla Hicaz’a gitmek üzere iken Moğollar’ın Belh’i işgal ettiği haberini almıştır. Bahâeddin Veled Hicaz’dan dönerken Şam’a uğramış, sonra sırasıyla Malatya, Sivas, Erzincan, Akşehir ve Lârende’ye (Karaman) uğramış, burada da adına yaptırılan medresede en az yedi yıl müderrislik yapmış, ardından Sultan Alâeddin Keykubad’ın daveti üzerine Konya’ya yerleşmiştir.

Mevlânâ on yedi veya on sekiz yaşında iken Lârende’de Semerkantlı âlim Şerefeddin Lâlâ’nın kızı Gevher Hatun’la evlenmiştir. Bu evliliğinden Sultan Veled (Bahaeddin Muhammed) ve Alâeddin Muhammed adlarında iki oğlu olan Mevlânâ’nın, eşi öldükten sonra evlendiği Gerâ/Kirâ Hatun’dan da Muzaffereddin Emir Alim adında oğlu, Meleke Hatun adında kızı olmuştur.

Bahâeddin Veled, 18 Rebîülâhir 628 (23 Şubat 1231) tarihinde vefat etti. Bu sırada yirmi dört yaşında olan Mevlânâ babasının yerine geçip müderrislik yapmaya başladı. Ertesi yıl Mevlânâ’nın çocukluğu sırasında terbiyesiyle meşgul olan, Bahâeddin Veled’in müridlerinden Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî şeyhini ziyaret etmek için Konya’ya geldi, ancak burada şeyhin öldüğünü öğrendi. Mevlânâ, Seyyid Burhâneddin’e mürid olup dokuz yıl ona hizmet etmiştir. Mevlânâ Halep’te Hallâviyye Medresesi’nde aynı zamanda şehrin yöneticisi olan Kemâleddin İbnü’l-Adîm’den ders almıştır. Ardından Şam’a geçerek Mukaddemiyye Medresesi’ne yerleşen Mevlânâ Şam’da dört yıl ikamet etmiştir

Mevlânâ, Seyyid Burhâneddin’in vefatından beş yıl sonra Konya’da Şems-i Tebrîzî ile karşılaştı. Dönemin pirleri tarafından “Tebrizli Kâmil” olarak isimlendirilen ve birçok yer dolaştığı için “Şems-i Perende” (uçan Şems) diye anılan bu zat ilk önce Tebriz’de Şeyh Ebû Bekr-i Selebâf’ın hizmetinde bulunmuş, ardından birçok mutasavvıfla sohbet etmişti. Eflâkî, Şems’in Konya’ya 26 Cemâziyelâhir 642 (29 Kasım 1244) tarihinde geldiğini söyler.

Mevlânâ, Şems-i Tebrîzî ile karşılaştıktan sonra halkla tamamen alâkasını kesmiş, medresedeki derslerini ve müridleri irşad işini bir yana bırakıp bütün zamanını Şems ile sohbet ederek geçirmeye başlamış, bu durum müridlerin şeyhlerini kendilerinden ayıran, kim olduğunu bilmedikleri Şems’e karşı kin beslemelerine sebep olmuştur. Mevlânâ’nın vaazlarından mahrum kalan halk arasında da çeşitli dedikoduların yayılması üzerine Şems ansızın şehri terketmiştir. Şems Konya’da on altı ay kadar kalmıştır.

Bir müddet Şam’da kalan Şems tekrar Konya’ya dönmüş ve bu arada Şems, Mevlânâ’nın evlâtlığı Kimyâ Hatun’la evlenmiştir. Müridler ve halk tekrar dedikodu yapmaya başlayınca Şems, bir gün ansızın kayıplara karıştı. Şems-i Tebrîzî’nin bu ikinci kayboluşunun 645 (1247) yılında olduğu belirtilmektedir. Mevlânâ bir müddet sonra Şems’i bulmak umuduyla Şam’a gitmiş, ancak bulamadan geri dönmüş, birkaç yıl sonra tekrar gitmiş, aylarca aradığı halde yine bulamamıştır.

Mevlânâ bu defa Selâhaddîn-i Zerkûb ile sohbet etmeye başladı. Selâhaddin’in cahil olduğunu ve şeyhlik için ehil sayılmadığını söyleyen bir kısım müridler daha da ileriye gidip onu gizlice öldürerek bir yere gömmeyi planladılarsa da suikast önlendi. Mevlânâ, Selâhaddîn-i Zerkûb’un kızı Fatma Hatun’u oğlu Sultan Veled’e alarak aralarında akrabalık bağı oluşturdu. Selâhaddîn-i Zerkûb on yıl sonra vefat edince Mevlânâ, hilâfet makamına müridlerinden İbn Ahî Türk diye de tanınan Urmiyeli Hüsâmeddin Çelebi’yi geçirdi. Meŝnevî’nin ortaya çıkması Hüsâmeddin Çelebi’nin teşvikiyle olmuştur.

Mevlânâ, Hüsâmeddin Çelebi’nin hilâfet makamına geçişinden 10 yıl sonra rahatsızlanarak 5 Cemâziyelâhir 672 (17 Aralık 1273) tarihinde vefat etti. I. Alâeddin’in hediye ettiği, Konya kalesi doğusunda ve şehir dışındaki bahçeye defnedilmiştir.

fft64_mf1855739

   MEVLÂNÂ’NIN İSLÂM VE TASAVVUF DÜŞÜNCESİ

13. Asır Anadolu’sunda yaşamış etkili bir düşünür olan Mevlânâ, esas itibariyle felsefî tasavvuf düşüncesinin kurucu atalarından sayılmaktadır. Bu nedenle de kendisi, yalnızca yaşadığı muhit itibariyle değil, genel olarak Müslüman halkın din anlayışının şekillenmesinde öncü kabul edilen bir sûfî’dir.[12]Öyle ki günümüz İslâm algısı üzerinde yapılacak olan bir araştırma, bu gerçeği gözler önüne serecektir kanaatindeyiz. Zira Anadolu İslam’ı denilen din algısı, bütünüyle olmasa da, büyük bir oranda sûfî eğilimden etkilenmiş, hatta daha gelişim basamaklarında bu algının etkisinde kalmıştır denilebilir.

Mevlânâ, 9. yüzyıldan itibaren mutasavvıfların yetiştiği ve özellikle Melâmeti[13] tasavvufun belli merkezlerinden birini teşkil eden büyük kültür ve bilim merkezinde doğup, beş yaşına kadar orada kalmış, ancak tasavvuf fikirlerini Anadolu’da geliştirmiştir. Anadolu’da o dönemde başta Endülüs ve Kuzey Afrika kaynaklı Muhyiddin İbnul-Arabi[14]; Mısır, Suriye ve Irak kaynaklı Sühreverdilik, Vefailik, Kalenderilik; Orta Asya ve İran, özellikle de Horasan kaynaklı Kübrevilik, Yesevilik ve Haydarilik gibi tarikat şeklinde teşkilatlanmış tasavvuf akımları yaygın bir etkiye sahip durumdaydılar. İçinde bulunduğu çevre, İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik, Zerdüştlük ve tasavvuf gibi dini mekanizmaları tanımasına yardım etti. Moğolların ve Haçlıların meydana getirdiği korku ve güvensizlik ortamında insanların psikolojik durumlarını gözlemledi.

13.yüzyılda Anadolu’da Selçuklu Devletinin sağlamaya çalıştığı otorite, bir anlamda çeşitli tasavvuf akımlarının buraya yönelme gerekçelerinden birini oluşturmuştur. Anadolu’da medreseler gelişip de kendi ihtiyaçlarını karşılayıncaya kadar, din bilgini, kadı ve ulema ihtiyacı başta İran ve Horasan olmak üzere diğer İslam ülkelerinden karşılanmıştı. Bu durum Anadolu’da şekillenen Müslüman Türk hayatı üzerinde derin etkiler doğurmuştur. Bu dönemde Kalenderi, Haydari ve Vefailerin konar-göçer Türkmen aşiretleri arasındaki faaliyetleri, İslam öncesi inanç motifleriyle zenginleştirilmiş bir çeşit halk tasavvufunun temelleri atılırken, özellikle şehir merkezinde kökleşmiş mistik sembolizme felsefi boyut getiren Vahdet-i Vücut düşüncesi de gündelik hayata giriyordu.

İlk planda yüzeysel bir şekilde İslamlaşan ve geleneksel inanç ve adetlerine sıkı bir biçimde bağlı olup, hoşgörünün temel karakteristiğini oluşturduğu Anadolu’daki Türk din hayatı, önce Fars yorumundaki Müslümanlığın özellikle şehirlerde ağır basmaya başladığı ve sufiliğin hâkim bir gelişme gösterdiği bir duruma yönelmiş; kelam, fıkıh ve Sünni tasavvufun ağırlıklı olduğu medrese çizgisi bu durumun zaman içinde şekillenmesine imkân vermiştir.

İşte böyle bir ortamda iyi bir dinî eğitim alan Mevlânâ, âlim babasının ölümünden sonra müderrisliğe başlamış ve evvel-emirde Ehl-i Sünnet fikirlerini savunan bir âlim olarak tanınmıştır. Mukaddime de belirttiğimiz “Ehl-i Sünnete mensup bir âlim” olması bu dönemini ifade eder. O’nun “Ehl-i Sünnete mensup bir âlim” olduğunu savunanlar daima şu beyitini dillendirirler[15] : “Yaşadığım sürece Kur’an’ın çırağıyım. Seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım. Buna uymayan bir söz benden nakledilirse. Rahatsızım bu sözden, ben bu sözden uzağım.”[16]

Ama keşke Mevlânâ bu çizgide kalabilseydi. Mevlânâ ve Mevlevilik araştırmacılarının da hassaten belirttikleri gibi, Mevlânâ’nın iki ana dönemi var: Şems-i Tebrizi ile tanışması öncesi ve Şems-i Tebrizi sonrası dönemi.

Günümüzde “Mevlânâ” denilince fikrine başvurulanların başında gelen Cemalnur Sargut[17]’a göre: “Mevlânâ maddi ve manevi açıdan son derece bilgili; fizik, kimya, biyoloji, psikoloji konusunda muazzam derinlikte bilgilere sahip biri. Bu arada İslam’ın beklediği fıkıh, astronomi, kelam, Kuran gibi konularda da o dönemin en bilgili kişisi. Şems’le karşılaşmasaydı da tüm eserleriyle dünyaya tesir edecekti ama Mevlânâ olmayacaktı. Allah’ı ilimle bilmek seviyesinde olacaktı ki; bu Hz. Musa’nın seviyesidir. Mevlânâ, Şems’le karşılaşmasa; Musa olarak kalacaktı, İsalığa geçip, Muhammediliğe tekâmül edemeyecekti.”[18]

Ve bizzat Mevlânâ’ya göre Şems: “Din şeyhidir, âlemler rabbinin manalar denizi. Can deryasıdır; yerler, gökler, bütün varlık, o coşup köpüren, o akıp yenilenen denize nispetle adeta çer-çöptür.[…] O can deryası, o manalar denizi, ateş ota ne yaparsa varlıklara onun yapar. Hepsini siler süpürür, yok eder, kendi kalır.”[19]

Peki, Mevlânâ’nın hayatını bu kadar değiştiren, muhiblerince Mevlânâ’yı Mevlânâ eden-bize göre ise Mevlânâ’yı yoldan çıkaran- Şems-i Tebrizi kimdir? Bu suale cevap arayalım:

582 (1186) yılı civarında Tebriz’de doğdu. Adı Muhammed’dir. Daha çok Şemseddin, Şemsü’l-hak ve’d-dîn, Şems, Şems-i Tebrîzî lakaplarıyla anılır. Maķâlât-ı Şems-i Tebrîzî’de ve ondan naklen Menâkıbü’l-ârifîn’de Şems’in çocukluk ve gençlik yıllarında gizemli bir hayat sürdüğü, yüksek mânevî kabiliyetlere sahip olduğu, çokça riyâzette bulunduğu, semâ yaptığı, çeşitli müşahedelere mazhar kılındığı, medrese eğitiminden uzak durduğu zikredilir.[20]

Tebriz yakınlarındaki bir tekkede şeyhlik yapan, geçimini sepet örerek sağlayan, müridlerine hırka giydirmeyen, fütüvvet ve melâmet ehli sûfîlerden olan Selebâf’a on dört yıl hizmet eden Şems, çeşitli memleketlere seferler yaptı. Kaynaklarda Şems; “Kara keçe giyip kendini halktan gizleyen, daima mücahede halinde bulunan, tâcir kıyafetiyle devamlı seyahat eden, medrese ve tekkelerden ziyade kervansaraylarda konaklayan, içinde bir şey olmadığı halde kaldığı hücrenin kapısını sağlam bir kilitle kilitleyen, sırlarla dolu, şalvar uçkuru örerek geçimini sağlayan bir derviştir.”[21]

Şems’in Tebriz’de Selebâf’ın yanından ayrıldıktan sonra Bağdat, Dımaşk(Şam), Halep, Kayseri, Aksaray, Sivas, Erzurum ve Erzincan’a gittiği bilinmektedir. Selçuklu Tarihi uzmanı Mikail Bayram, Erzurum-Erzincan üzerinden Anadolu’ya giren Şems’in Konya’ya gitmeden önce Moğollarla irtibat kurduğunu, Konya’ya Moğollar tarafından gönderildiğini, Mevlânâ ile Moğollar arasındaki ilişkiyi O’nun sağladığını delilleriyle ifade etmektedir.[22]

Mikâil Bayram, Şems’in içkiye düşkün[23] bir Cevlekî[24] şeyhi olduğunu, Ebû Bekr-i Niksârî’yi bu yolda halife tayin ettiğini, Cevlekıyye’nin kurucusu Şeyh Cemâleddîn-i Sâvî ve arkadaşları ile daha önceden irtibatı bulunduğu için Konya’dan ilk ayrılışında Dımaşk’taki Cevlekîler’in yanına gittiğini de ifade etmiştir.[25]

Tarihçi Ahmet Yaşar Ocak da, Şems’i vahdet-i vücûd[26] neşvesine sahip, Fahreddîn-i Irâkî ve Evhadüddîn-i Kirmânî ile birlikte yüksek zümre Kalenderîliğinin Anadolu’daki başlıca mümessillerinden sayar.[27]Eflaki’nin naklettiği şu rivayet Şems-i Tebrîzî’nin sapkın vahdet-i vücûd düşüncesini açık bir biçimde ifade etmektedir:  “Mevlana Şems-i Tebrizi’nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems Hazretlerine kızıp Meram Bağları tarafına gitti. Mevlânâ hazretleri Medresenin kadınlarına işaretle: “Haydi gidin, Kimya Hatun’u buraya getirin. Mevlana Şemseddin’in gönlü ona çok bağlıdır” buyurdu. Bunun üzerine kadınlardan bir grup, onu aramaya hazırlandıkları sırada Mevlânâ, Şems’in yanına girdi. Şems, şahane bir çadırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu. Mevlânâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramaya hazırlanan kadınları da henüz gitmemişlerdi. Mevlânâ dışarı çıktı. Bu karı- kocanın oynaşmalarına mani olmamak için Medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems: “İçeri Gel!” diye bağırdı. Mevlânâ içeri girdiği vakit, Şems’den başkasını göremedi. Bunun sırrını sordu ve “Kimya nereye gitti?” dedi. Mevlana Şems: Yüce Allah bizi o kadar sever ki, istediğimiz şekilde yanımıza gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi.” buyurdu. İşte Beyazid-i Bistami’nin de hali böyle idi. Allah ona daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü.”[28]

Bir şiirinde de: “Ben kâfirim sen Müslümansın. Müslüman kâfirin içinde amma âlemde kâfir hani? Göster de secde edeyim ona. Sen, ben kâfirim de seni öpeyim. Bunlar şu âlemde beni tanımıyorlar peki öyleyse kime tapıyorlar?”[29] diyerek sapkın hulul ve vahdet-i vücûd inancı üzere olduğu âşikar olan Şems-i Tebrizi, tabir-i caizse Mevlânâ’yı da yoldan çıkarmış, kendi sapık inançlarının davetçisi yapmıştır.

Yukarıda değindiğimiz gibi, Mevlânâ Şems ile tanışmadan önce, babasındaki gibi ilim, zühd ve takva yönü ağır basan bir sûfî iken, “tasavvufi manada âşık” olduğu Şems’le altı ay bir hücrede halvette kalmış ve ona ne olmuşsa bu halvetten sonra olmuştur. Şems ile tanıştıktan sonra aşk sarhoşu olarak semâya başlamıştır. Şems ona bugünkü şekliyle dönerek semâ yapmayı öğretmiştir. Mevlana özellikle Şems Konya’dan kaçıp Şam’a gittiğinde kendisini büsbütün semâya kaptırmıştır. Kitabî ilimlere düşman olan Şems, Mevlânâ’yı kendisine deliler gibi âşık etmeyi bilmiştir.

İşte Mevlânâ’nın Şems sonrası, vahdet-i vücûd inancı içeren şiirlerinden bir demet: “Enel-hak kadehiyle bir yudumcuk içen sızdı Tanrılık şarabından. Şişelerle, küplerle içtim ben, sızmadım, ben, sultanların aradığı sultan.”, “Ben hacetler kıblesiyim. Gönlün kıblesiyim ben. Ben Cuma mescidi değilim, insanlık mescidiyim ben.”, “Gönlü sâf sûfiyim ben; benim tekkem âlem, medresem dünya benim. Değilim abalı sûfilerden.”,“İster münacat eri ol sen, Meyhane rindi istersen; bundan sanki ne çıkar? Yok Cumartesiymiş, yok Cumaymış, bence ne fark var?”[30]

Önümüzdeki sayıda-inşallah- Mevlânâ ile özdeşleşen Aşk Edebiyatını irdeleyecek, Semâ ve musıkî konularını ele alacağız. Selâm ve duâ ile…

 


[1]“Mevlânâ” lakabı Celâleddin Rûmî’ye Konya da henüz ders vermekle meşgul olduğu dönemde “efendimiz” veya “hazret” mânâlarına gelen, ilim adamları için bir unvan gibi kullanılan bir hitap olup, zamanla yalnız ona has ve en meşhur ismi olmuştur. Biz de yazı dizisi boyunca kısaca bu ismi ile anacağız.

[2] Doğrudan Mevlevîliğe ilişkin çekilmiş olan ve aynı zamanda tarihî bir film olan Dinle Neyden(2008) adlı filmini örnek verebiliriz. Kelebek(2009) ve New York‘ta Beş Minare(2010) adlı sinema filmleri de Mevlevî kültürü yoğun oranda yansıtmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan tanıtım filmlerinde de başlıca temalardan birinin semâ, semâzen ve benzeri mevlevî sembolleri olduğunu görmekteyiz. Özellikle 2000‘li yılların ikinci yarısından itibaren yaygınlaşan bu tarz filmler, renkli semâzen kıyafetleri, kadın semâzenler, semâ ve dans karışımı figürlerle daha da ilgi çekici ve turistik bir görsel temsile dönüştürülmekte ve ülkenin dış dünyaya tanıtımında önemli vitrin(!) olarak kullanılmaktadır. Geniş bilgi için bakınız: Adem Bölükbaşı, Türkiye’de Bir Popüler Kültür Alanı Olarak Tasavvuf:  Mevlânâ Ve Mevlevilik Örneği, Basılmamış Y.L.Tezi,  s.107-114,İstanbul,2011

[3] http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3028



Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*
E-posta*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)
Yorum*


(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 

Diğer YORUM-ANALİZ-RÖPORTAJ Haberleri

Başlık Tarih
 
Yetkililerini Rabb edinenler14 Mart 2017
Kur'an'ı anlamanın yolu, onun hükümlerini yaşamaktan geçer13 Mart 2017
"Kutlu doğum" ne zaman?08 Ocak 2017
Yetkililerini Rabb edinenler08 Ocak 2017
Nazar Boncukları (Günümüzün Putları)05 Aralık 2016
Kur’an da Selamlaşma04 Aralık 2016
Türbe Ziyaretleri ve İsteklerin Yerine Gelmesi…03 Aralık 2016
İlah(lar)ımız…02 Aralık 2016
Boş, Lüzumsuz, Anlamsız Sözlerden Yüz Çevirmek…01 Aralık 2016
Türbeperestler…30 Kasım 2016
Farkında Olmadan Şeytanı Dost Edinmek…29 Kasım 2016
Sünneti Doğru Anlamak28 Kasım 2016
İNANDIK, BİTTİ Mİ?28 Kasım 2016
İlahî Kelam O’nu (s.a.v) Anlatıyor21 Kasım 2016
Allah’a Dini Öğretmek mi; Dini Allah’tan Öğrenmek mi?20 Kasım 2016
Muhteşem Bir Ahlak19 Kasım 2016
Ahlak kahramanları03 Kasım 2016
Dini, Hurâfeler Yığını Haline Getirmek, Yozlaştırmak; Tahrif Çabasıdır18 Kasım 2016
Taklit ve Taklitçilik17 Kasım 2016
Bid’at; Anlam ve Mâhiyeti16 Kasım 2016
Çeşitli Hurâfe ve Bâtıl İnanışlara Örnekler15 Kasım 2016
Muska ve Muskacılık14 Kasım 2016
Bazı Yanlış Kabuller13 Kasım 2016
Gaybdan Haber Vermeye Bağlı Hurâfeler12 Kasım 2016
Günlerle İlgili Hurâfeler11 Kasım 2016
Ölüler ve Kabirlerle/Türbelerle İlgili Hurâfeler10 Kasım 2016
Hurâfe-Atalar Dini İlişkisi09 Kasım 2016
Hurâfe; Anlam ve Mâhiyeti08 Kasım 2016
Atalar Kültü07 Kasım 2016
Atalar Kültü; Sosyal Çevre ve Geleneğin Putlaştırılması06 Kasım 2016
Kur'ân-ı Kerim'de Atalar Yolu İle İlgili Âyetler05 Kasım 2016
Atalar Yolu, Her Dönemdeki Câhiliyyenin Temel Dinidir04 Kasım 2016
Atalar Yolu; Anlam ve Mâhiyeti03 Kasım 2016
Yozlaştırılan Din21 Ekim 2016
Hakkın Dini Ile Halkın Dini.....20 Ekim 2016
Allah’ın Dini Mi, Toplumun Dini Mi?19 Ekim 2016
Heykel Karşısında Saygı Duruşu Ve Atalar Dini18 Ekim 2016
Şamanizm'den gelen Türk adetleri17 Ekim 2016
ÖLMÜŞ İNSANLARDAN YARDIM İSTENİR Mİ?13 Ekim 2016
Cennet Satan Şeyhler ve Papazlar12 Ekim 2016
PEYGAMBERİMİZİ DOĞRU ANLAMAK12 Ekim 2016
EYVAH KEŞKE FALANI DOST EDİNMESEYDİM!11 Ekim 2016
KURAN NASIL TERK EDİLİR?10 Ekim 2016
KURAN ALFABESİ Mİ, AHLAKI MI?09 Ekim 2016
TASAVVUFUN İSLAM’A VERDİĞİ ZARARLAR NELERDİR?08 Ekim 2016
TASAVVUF KİTAPLARINDAKİ UYDURMA HADİSLER07 Ekim 2016
ŞEYH MURİDİ KURTARABİLİR Mİ?06 Ekim 2016
TASAVVUF BU MUDUR?05 Ekim 2016
SÜNNETİ DOĞRU ANLAMAK04 Ekim 2016
HIRKA-İ ŞERİF HURAFESİ03 Ekim 2016
CEVŞEN HURAFESİ02 Ekim 2016
FİLANIN YÜZÜ-SUYU HÜRMETİNE DİYE DUA EDİLİR Mİ?01 Ekim 2016
TÖVBE ALMA VE GÜNAH ÇIKARMAK00 0000
SALAVAT KAMPANYALARI DÜZENLEMEK DOĞRU MU?30 Eylül 2016
KIL TAPINMACILIĞI29 Eylül 2016
CÂMİLERDEKİ BİD’ATLER VE CÂMİLERİN YENİDEN İHYÂYA İHTİYACI28 Eylül 2016
AĞAÇ TAŞ VB. ŞEYLERDEN MEDET UMMAK!27 Eylül 2016
TÜRBE ZİYARETLERİ VE İSTEKLERİN YERİNE GELMESİ!27 Eylül 2016
ŞİFA TANRILARI VE “DİLEK AĞACI”, MÜBAREKLER, TÜRBE, VS26 Eylül 2016
BİD’AT, HURAFE ve XURAFELER26 Eylül 2016
HZ. MUHAMMED VE KUR’AN YERİNE MEVLÂNÂ VE MESNEVÎ19 Eylül 2016
Yusuf Kaplan’dan ‘Kemalist tehlike’ uyarısı: 15 Temmuz’un 2. ve 3. dalgaları geliyor!19 Eylül 2016
TEKKELİ DARBENİN TEOLOJİK-SİYASİ ZİHİN KODLARI23 Ağustos 2016
Cumhuriyet Aydını/Yarım Porsiyon Aydınlık ve Millî İrade23 Ağustos 2016
MEVLÂNÂ’NIN ALLAH DOSTU BİR EVLİYÂ ZANNEDİLMESİ18 Ağustos 2016
Darbe Bildirisinin İdeolojik Dayanağı Atatürkçülük18 Ağustos 2016
MEVLANA’NIN AYKIRI GÖRÜŞLERİ16 Ağustos 2016
Laik Eğitim Olsaymış Darbe Olmazmış!16 Ağustos 2016
Türkiye’de Din Profesyonel Meczupların Elinde12 Ağustos 2016
MEVLANA’NIN GERÇEK YÜZÜ!12 Ağustos 2016
Ve-l Cematten “The Cemaate” Fetullah Gülen Hareketi12 Ağustos 2016
MEHDİ İNANCININ İSLAM’DA OLMADIĞINA DAİR BİLGİLER11 Ağustos 2016
BİR SÖMÜRÜ NESNESİ OLARAK: MEHDİ VE HZ. İSA KONUSU11 Ağustos 2016
ALLAH TARAFINDAN YAZDIRILDIĞI İDDİA EDİLEN KİTAPLAR!11 Ağustos 2016
Emin Güneş: Artık Bu ülkede Allah'tan başkasının adı yüceltilmemeli, Allah'tan başka büyükler tanınmamalıdır08 Ağustos 2016
Demokrasi dininin vurgusu giderek pekişiyor; Laik, batıcı, Kemalist, ırkçı bir yapı...'08 Ağustos 2016
Siz de uyanın: Kürtler, Aleviler, solcular, tarikatlar...05 Ağustos 2016
Sadece FETÖ'cü Değil, Kemalist Darbecilere de Karşı Çıkmalıyız!02 Ağustos 2016
Neden Batı İslam Dünyasında Darbelere Sempati Duyuyor?02 Ağustos 2016
“Dünya, Halep'e Kör ve Sağır"02 Ağustos 2016
Yusuf Kaplan: Fosilleşmiş, kaskatı, militan bir laiklik ve Kemalizm ideolojisi pompalanıyor01 Ağustos 2016
GENÇLER!! Hangi Fethullah Gülen'in gerçek olduğunu biliyor musunuz?29 Temmuz 2016
KUR'AN'IN HAYATI DİZAYN ETMESİ13 Temmuz 2016
HZ. PEYGAMBER’İN MESAJINI DOĞRU ANLAMAK12 Temmuz 2016
DUANIZ OLMASA12 Temmuz 2016
Kemalist Devrimlerin Maksadı Halkı İslam’dan Koparmaktı11 Temmuz 2016
Namaz kanserden koruyor11 Temmuz 2016
İslam'a en büyük zararı onlar verdi11 Temmuz 2016
Sabetayistler rahatsız, İHH'yı hedefe koyacaklar30 Haziran 2016
Genel Özellikleri ile Ramazan-ı Şerif24 Haziran 2016
Hem Müslüman hem "Tüketim çılgını"(!) 23 Haziran 2016
İhsan Süreyya Sırma: Gençler, Barcelona futbol takımını tanıdığı kadar peygamberini ve onun sahabesini tanımıyor23 Haziran 2016
İslami Şahsiyetin,Etkisizleştirilen Yapıtaşları22 Haziran 2016
RAMAZAN ve MÜSLÜMANLAR…22 Haziran 2016
Dine Karşı Din ve İslam’ın Tahrifi21 Haziran 2016
Ramazan'ın Festivalleştirilmesine Karşı Çıkalım14 Haziran 2016
Dava ve Müslümanların Parayla İmtihanı14 Haziran 2016
Akif Emre: Siyonistlerin yeni haritası Kudüs'ün Yahudileştirilmesi stratejisinin artık resmi olarak ilanıdır14 Haziran 2016
RAMAZAN AYINI KUR'ANİ BİR İNKILABIN BAŞLANGICI KILMALIYIZ10 Haziran 2016
RAMAZAN AYI VE BİR FARKINDALIĞI ŞAHİTLİĞE DÖNÜŞTÜRME ZORUNLULUĞUMUZ10 Haziran 2016
Her Eylem, Bir İbadettir -Bilincini Kuşanmak-10 Haziran 2016
Peygamberimiz ve Gençlik…08 Haziran 2016
Ramazan İbadeti08 Haziran 2016
Ramazanda Bunları Tekrar Hatırlayalım08 Haziran 2016
Ramazan yıllık manevi bakım mevsimdir08 Haziran 2016
Kurşun Yemek Orucu Bozar mı?08 Haziran 2016
Ramazan Niçin Zam Ayı Oldu?06 Haziran 2016
Modern Kadınına Ağır Gelen Rabbani Ölçü: Kocaya İtaat02 Haziran 2016
'Tesettür bir kimliğin dışa vurumudur'02 Haziran 2016
'14 senelik Ak Parti iktidarında ‘Atatürkçülük’ söyleminin azalması umulurdu; ancak bu işin önde gideni oldular!'02 Haziran 2016
TÜRKİYE’DE ATALAR DİNİ (Müslümanlık)27 Mayıs 2016
Ramazanla İmar Olmak24 Mayıs 2016
KÜFRÜN İSLAM'A KARŞI BİRLİĞİ24 Mayıs 2016
DEFİLETÜ’L TİCARET CİNAYETÜ’L TESETTÜR23 Mayıs 2016
19 Mayıs Bayramı”nın Hikâyesi ve Bitmeyen Faşizm20 Mayıs 2016
Çıplaklık18 Mayıs 2016
"Emperyalizm Müslümanları birbirine düşürdü; Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın korunması bir başına Filistinlilere bırakıldı"18 Mayıs 2016
Şenlikoğlu: Renklerde İslam bir renk sınırı getirmemiştir 17 Mayıs 2016
Haksal’dan ‘İsrail’le ortaklık’ yazısı: İran’ı, Hamas’ı, Hizbullah’ı bitiririz, İHH da kuzu kuzu oturur sesini çıkar(a)maz!13 Mayıs 2016
KUR’AN’IN MODEL İNSAN TİPİ: MÜ’MİNLER12 Mayıs 2016
KADİM ŞİRK FELSEFESİ: TASAVVUF10 Mayıs 2016
''Ergenekon yoktu(r)' demek 28 Şubat süreci yaşanmadı-yalandı demekle eş anlamlı olmaz mı?'06 Mayıs 2016
'Türkiye’nin Onayı ile İsrail NATO’da'06 Mayıs 2016
Dersim katliamı emrini Mustafa Kemal mi verdi?06 Mayıs 2016
"Müslüman mıyız, Ehl-i Sünnet mi?"02 Mayıs 2016
'28 Şubat döneminde tutuklanan, zindanlardaki Müslümanları unutmak Gayretullah’a dokunur'02 Mayıs 2016
Laiklik, “tasma”! Özgürlükse, ayartıcı maskesi!29 Nisan 2016
'Resmi bayramlarda eşli danslarla, açık saçık kıyafetlerle çocuklara ahlaksızlık aşılanıyor'29 Nisan 2016
Ali Haydar Haksal: Sanırım ‘paralel’den sonra sıra, çıkar furyasına kapılmayan, derdi ve ideolojisi olan İslamcılarda!28 Nisan 2016
Laiklik: Tartışmak Yasak Benimsemek Mecburi28 Nisan 2016
Peygamberimizin İdrarı Değil İdrakı Şifadır27 Nisan 2016
Müslüman ve laiklik bir arada olur mu? 27 Nisan 2016
İTAAT VE İSYAN YOLUYLA DÜŞÜLEN ŞİRK26 Nisan 2016
“Kutlu Doğum“ Vesilesiyle Peygamberimiz Anlatılacaksa Bu Pasta Kesilerek Değil, Putları Kaldırarak Olmalıdır'25 Nisan 2016
Böyle Buyurdu Kutsal Devlet:Peygamber Kutlaması Bitti,Yerine Atatürk Versek25 Nisan 2016
Ergenekon Çuvalı: Herkes İçeri, Herkes Dışarı!22 Nisan 2016
Akif Emre: Dünya sistemine entegre olmaya razı olanların ahlak ve toplumsal çözülmeden şikâyet etmeye hakları olamaz22 Nisan 2016
Şehadeti'nin 20. Yıl dönümünde Cevher Dudayev'i Rahmetle Anıyoruz..22 Nisan 2016
23 NİSAN HÜZÜN DOLUYOR İNSAN21 Nisan 2016
'Müslümanlar asli bilgilerinden beslenmek yerine, kendilerine empoze edilene itibar ediyorlar'21 Nisan 2016
"Dün ‘Kâbe işgal altında’ diyenler bugün Türkiye ve Suud’un birlikte İslam dünyasını birleştireceğinden söz ediyor"21 Nisan 2016
Cuma Namazı ve Allah’ı Kandırmaya Çalışmak ?22 Nisan 2016
Mü’min’lerin Kur’an da geçen 15 özelliği21 Nisan 2016
Kur’an Müslümanların Hayatlarının Neresinde ?20 Nisan 2016
GÜNÜMÜZ MÜSLÜMAN TİPLERİ20 Nisan 2016
YALANLARIMIZ/ALDANIŞIMIZ19 Nisan 2016
Malı Temizleyen ve artıran ibadet ZEKÂT!19 Nisan 2016
Peygambersiz Din Olur Mu?19 Nisan 2016
NEREDESİN VE NEREYE GİDİYORSUN EY MÜSLÜMAN?18 Nisan 2016
SİZİN DİNİNİZ SİZE, BENİM DİNİM BANA15 Nisan 2016
İslam Ordusu uyduruk bir örgüt15 Nisan 2016
Peygamberimizin Kıyafeti mi Karakteri mi?15 Nisan 2016
Halimize bakılırsa önce Vahyin doğumunu kutlamak gerekmez mi?14 Nisan 2016
Bir Oryantalist Daha!!08 Nisan 2016
"Çocukların genetiğiyle oynanıyor" 06 Nisan 2016
Birikim ekseninden adil bölüşüme 05 Nisan 2016
Abdurrahman Arslan: 30 sene önce Müslümanlar siyasal, sosyal ve dini olanı ayrıştırmazdı, şimdi ayrıştırıyorlar05 Nisan 2016
Akın: Diplomanın bu denli kutsandığı bir dönemde, gençlerin Sezai Karakoç, Cemil Meriç gibi isimleri bilmeleri ne mümkün!05 Nisan 2016
Faruk Beşer: Moda ve gösteriş tarzındaki tesettür modernliğin ve dünyevileşmenin bir tezahürüdür01 Nisan 2016
Televizyonlar üzerinden nesil İslam'dan uzaklaştırılıyor29 Mart 2016
Alpat: Tesettür örtüden ibaret değildir25 Mart 2016
Allah Rasulünü Nasıl Sevmeliyiz?23 Mart 2016
Hz.Peygamber’in (sas) Yahudilerle Mücadelesi21 Mart 2016
Yusuf Kaplan: Türkiye'de genç kuşakların İslâm'la ilişkisi sıfırlanmak üzere!21 Mart 2016
Kemalist Mitolojinin Çanakkale’yi İstilası21 Mart 2016
Hz. Peygamber'in Davasında Ashabın Misyonu18 Mart 2016
'Kürtler için izzet İslam'dadır'18 Mart 2016
Kudüs el birliğiyle alınır18 Mart 2016
İslamı Hayata Taşımada Peygamber Örnekliği17 Mart 2016
O’NU TANIYOR MUYUZ?04 Mart 2016
İSLAMI HAYATA TAŞIMADA PEYGAMBER ÖRNEKLİĞİ04 Mart 2016
FAİZDEN UZAK DURUN!02 Mart 2016
'Cezaevlerinde Kardeşlerimiz Var'01 Mart 2016
Culani: “Bu, Allah ve Resulü’nün Bize Vaadidir!” 01 Mart 2016
YALANI HAYATIMIZDAN ÇIKARMAYA NE DERSİNİZ?29 Şubat 2016
DÜNYA HAYATI BİR İMTİHAN YERİDİR!26 Şubat 2016
'Müslüman laik olmaz, olmak zorunda bırakılamaz'23 Şubat 2016
Ümmeti Kuşatan Fitne Ateşine Düşmeyelim!16 Şubat 2016
Hayatını imanına şahit kılan bir şehid: Hasan el Benna... 15 Şubat 2016
Bayır Bucak bir Kobani olamadı14 Şubat 2016
Obama’nın Temsilcisinin Ardından Gülen Medyası da Kobani’de!08 Şubat 2016
Kur’ân’ın Anlattığı Peygamber05 Şubat 2016
Peygamberimizi Sevmek04 Şubat 2016
CENNET İKRAMI03 Şubat 2016
NAMAZ KILMAMAK - BİR KÖTÜLÜK DEĞİL, BİN KÖTÜLÜKTÜR !02 Şubat 2016
NAMAZA KOŞMAK01 Şubat 2016
SAHABE'NİN NAMAZI29 Ocak 2016
İman Sıdk, Küfür Yalandır!29 Ocak 2016
Flash İddia!! Gaffar Okan’ın ‘İşkence’ Mağdurları Anlatıyor29 Ocak 2016
NAMAZ KILMAYI SEVİYOR MUYUZ?28 Ocak 2016
'İslamofobiyi üretenler ikinci aşamaya geçmek istiyor' 28 Ocak 2016
ANNE - BABA VE NAMAZ26 Ocak 2016
PKK itirafçısı: Örgütün birinci misyonu İslam'ı yok etmek26 Ocak 2016
NAMAZ İÇİN AĞLANIR MI?25 Ocak 2016
Nusra 'Terör Örgütü' mü?25 Ocak 2016
NAMAZ ANNE KUCAĞIDIR22 Ocak 2016
NAMAZ BİR TEVHİD EYLEMİDİR21 Ocak 2016
Şenlikoğlu: Kadını pavyon kadınına dönüştürüyorlar 21 Ocak 2016
Başörtülüler "Hem örtülüyüm hem modernim" imajı oluşturmaya çalışıyor11 Ocak 2016
Bir tarafta gökdelenlerin yükseldiği, diğer tarafta açlığın olduğu bir sistemin ebediyen sürmesi mümkün değil11 Ocak 2016
"Laikçiler Atakta"11 Ocak 2016
Mezhep ateşinin fitilini Rand Corporation yaktı07 Ocak 2016
Silah satmak için mezhep savaşı!06 Ocak 2016
Mezhep Çatışması Filmini Daha Önce Görmedik mi?06 Ocak 2016
Özyönetim Değil, Kürt Halkına Boyun Eğdirmek İstiyorlar28 Aralık 2015
Islahatçı Bir Kur'an Şairi Olarak Mehmet Akif Ersoy28 Aralık 2015
'Mehmet Akif'e Müslüman olduğu için değer vermediler'28 Aralık 2015
"ODTÜ Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği"27 Aralık 2015
"Ümmet Şuuru Nerede Kaldı?"27 Aralık 2015
Menemen’in Yalan Tarihi ve Şeyh Esad Erbili24 Aralık 2015
Selvi: PKK'ya verilen yeni görev...21 Aralık 2015
Esed'e Razı, İsrail'e Mecbur Edebilirler mi?21 Aralık 2015
"Rusya'nın Selameti, Putin'in Zaferi İçin Okunan Hutbeler"14 Aralık 2015
Ey 'Hendeklerden ve Barikatlardan Bildiren' Adam!04 Aralık 2015
PKK Artık Deşifre Olmuştur…03 Aralık 2015
HDP Pişkinliği ya da Hırsızın Hiç mi Suçu Yok?01 Aralık 2015
Ulustan Ümmet’e Yürüyebilmek…25 Kasım 2015
KÜRESEL TERÖRÜN (KAFİRLERİN) HEDEF ALDIĞI DİN: İSLAM 24 Kasım 2015
“HAYATI” KUR’AN’LA ŞEKİLLENDİRMEK Mİ? MUHAFAZAKARLIK’ MI? 30 Kasım 2015
“VAHYİN LİDER’LİĞİNE MUHTACIZ”29 Kasım 2015
RABBİMİZİN LAYIK GÖRDÜĞÜ İLE ANILMAK28 Kasım 2015
“SAĞLAM DİN, LAÇKALAŞMIŞ DİN(Lİ)DARLAR”!27 Kasım 2015
“ŞEHADET/ŞEHİDLİK RAST GELE BİR KAVRAM DEĞİLDİR.”26 Kasım 2015
MODERN ÇAĞLARIN ŞİRKİ25 Kasım 2015
KULLUK MU İDEOLOJİ Mİ?24 Kasım 2015
Bir Mühendislik Projesi Olarak Gülenizm24 Kasım 2015
"Dini İbni Arabi ya da Mevlana Üzerinden Öğrenmek"23 Kasım 2015
Atatürk Kur'an'la ve Peygamberle nasıl alay etti! (Belge)11 Kasım 2015
Kur’an’da “Muhacirler” Lafzı05 Kasım 2015
Irkçılık kanserinin ilacı Malcolm X'in mektubunda05 Kasım 2015
KUR’AN VE TOPLUM ARASINDAKİ DUVARLAR !20 Kasım 2015
İNSANLARDA İLGİ ÇEKME HASTALIĞININ NEDENİ…19 Kasım 2015
İNANÇ SÖMÜRÜSÜNDE SON NOKTA…18 Kasım 2015
GENÇLERE TAVSİYELER17 Kasım 2015
TİŞÖRT YAZILARI ve KÜLTÜR YOZLAŞMASI16 Kasım 2015
MODERN MÜSLÜMAN KADIN15 Kasım 2015
MÜSLÜMAN, PARA ve İKTİDAR14 Kasım 2015
BAŞÖRTÜSÜNÜN DESENLERİ: HİCAP, TEVAZÜ ve RIZA13 Kasım 2015
DİN PAZARINDA “TESBİHAT”12 Kasım 2015
SAHİ! BU DİN KİMİN?11 Kasım 2015
SOSYAL MEDYA KÖLELİĞİ10 Kasım 2015
İNSANLARI DÜŞÜNMEYE DAVET EDEN AYETLER09 Kasım 2015
MODA VE KOZMETİĞİN İĞRENÇ YÜZÜ!08 Kasım 2015
HANIMLAR İNTERNETTEKİ RESİMLERİNİZ KÖTÜYE KULLANILIYOR07 Kasım 2015
SALAVAT DİLENCİLERİ06 Kasım 2015
ÇOCUĞUNUZUN RESMİNİ İNTERNETE KOYMAYIN05 Kasım 2015
ŞİFA TANRILARI VE “DİLEK AĞACI”, MÜBAREKLER, TÜRBE, VS04 Kasım 2015
MODERN ÇAĞDA UNUTULAN ROL “ANNELİK”03 Kasım 2015
NAMAZ VE İNSAN03 Kasım 2015
Çeçen lideri Müslim Şişani:'Ruslar gücünü ve sahayı sınıyor'23 Ekim 2015

En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
PHS