Ana Sayfa > DERNEKTEN HABERLER

DİKKAT İslam'a Bulaşmış Kanser Hücreleri
Flaş Haber
10 Nisan 2013
Dinler Tarihi incelendiğinde Allahın gönderdiği vahyi için en büyük tehlike bidatler olduğu anlaşılacaktır.
Fontu Büyült Fontu Küçült 100%
Vücudun kendisindenmiş gibi görünmesi bakımından kanser hücrelerine benzetilmesi gerçekten de yerindedir. İnsanın ilk olarak aklını sonra bütün vücudunu sarar ve artık doğruyu görmek nerdeyse imkansızlaşır. Sonuçta ortaya çıkan kaba bir taassub derinlemesine bir körlüktür. Allah'ın hiç bir dedil indirmediği, bidat sahibinin ise çokça yaptığı ameller ve düşünceler onu içinden çıkılmaz bir karışıklığa sürükleyecektir. İçdünyası  karma karışık olduğu halde kendisini doğru yolda sanabilecektir. İşte böyle bir durum hakkında bilgilendirme yapmak amacıyla küçük bir çalışma sunmayı uygun gördük. 

BİD’AT
Bid’at daha önce mevcut olmayan, sonradan ortaya çıkan amel ve inançlar.
 
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabıdır, yolların en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin en şerlisi muhdes olanlardır. Dine sonradan sokulan her şey bid’attır, her bid’at dalalettir ve her dalalet ateştedir.”
Muhdes: Dinden olmayan şeyin din adına çıkarılmasıdır.
Müslim 867, Nesei 3/188
 
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Hakikat şu ki kim benden sonra terk edilmiş bir sünnetimi ihya ederse, onunla amel eden herkesin ecri kadar o kimseye sevap verilir, hem de onların sevabından hiçbir şey eksilmeden. Kim de Allah’ın ve Rasulünün rızasına uygun düşmeyen bir dalalet bid’atı icad ederse onunla amel eden insanların günahları kadar o kimseye günah yükletilir, hem de günahlarından hiç bir şey eskitilmeden.”
Tirmizi, Müslim, Ebu Davud
 
            Allah Resulu -sallallâhu aleyhi ve selem- “Her kim bir bidat çıkarırsa veya çıkarmaya niyet ederse, Allah’ın meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun” diyor.
Buhari: 4/1749 – Müslim: 6/2962
 
 
“İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenler / ortaya çıkarılanlardır.” [ Muslim, Cuma, 43.] 

“Sonradan ihdas edilen her şey bid’attir” [ Nesâi, Îdeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7] 

“Her bidat dalalettir, her dalalet de ateştedir.” [ Muslim, Cuma, 43; Ebu Davud, Sünnet, 6]

 
Aişe radıyallahu anha'dan rivayet edildiğine göre, Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez."
Müslim'in bir rivayeti şöyledir:
"Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir."
(Buhari, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18. Ayrıca bk. İbni Mace, Mukaddime 2)
 
Huzeyfe b. el-Yamân'ın rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte: "Allah bid'at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, sarfını (maddi yardımını), şehadetini kabul etmez. O, kılın yağdan çıktığı gibi İslâm'dan çıkar. " (İbn Mace, Mukaddime, 7/49).

Bidat hakkındaki bu hadislerden sonra Bidatin tarifi ve kapsamı hakkındaki açıklamaları kavramamız gerekmektedir.

Bidat ; Hz. Peygamber ve Ashâb-ı Kirâm dönemlerinde görülmeyip onunla amel edilmeyen, hattâ bir benzeri olmayan ve İslâm'dan olmadığı halde sonradan ortaya çıkan , din ile alâkalı olup bir ilâve veya eksiltme mahiyetinde olarak ibâdet kabûl edilen , göze ve akla hoş gelen dua , kuran okuma , namaz kılma , zikretme , düşünce görüş ve ameller , sünnete aykırı davranışların adet haline getirilmesidir.
 
 
Günümüz âlimlerinden olan Hayreddin Karaman da şöyle bir tarif yapmıştır: “Hz. Peygamber (s.a.s.)'den sonra ortaya çıkan, din ile alâkalı olup bir ilâve veya eksiltme mahiyetinde olan her şeydir. ”   (Hayreddin Karaman, İslâmın Işığında Günün Meseleleri, İstanbul 1982, II, 248).

İnsanları bidat konusunda en çok yanılgıya düşüren :
1. yanılgı din adına yaparken “kuran okuyor, namaz kılıyor, dua ediyorum, kötü bir şey yapmıyorum” yanılgısıdır. "Yaparsam ne olur, ne kaybederim " savunmasıyla cahil cesur olur tavrıyla hareket edilmesidir. Hâlbuki bidat zaten kötü niyetle dinden uzaklaşmak, göze çirkin gelen amellerle yapılmaz. 

2. yanılgı ise Bidat-ı hasene (güzel bidat) yanılgısıdır. Delil aldıkları ise ; Rasûlullah (s.a.v.) döneminde sekiz rekât olarak münferiden kılınan teravih namazın yirmi rekat olarak bir imamın arkasından kılınmasıdır :

Abdurrahman bin Abdi'l-Kâri(r.a.)'dan:
Bir gece Ömer'le (bir Ramazan gecesinde) mescide birlikte çıktık. İnsanlar dağınık bir şekilde namaz kılıyolardı kimisi kendi başına, kimisi de durmuş, bir grup da toplanmış onun arkasında namaz kılıyordu. Bunun üzerine Ömer dedi ki:
"Bunları b     ir okuyucunun arkasında toplasam da onun arkasında toplu halde namaz kılsalar." 

Bu işin üzerine durdu ve nihayet onları Ubeyy bin Kâ'b'ın arkasında onun imamlığında topladı. Sonra başka bir gece yine namaza çıktık, onları toplu halde adı geçen sahabinin arkasında namaz kılarken görünce : 
"Ne güzel bid'attır bu ! Ne var ki bunu kılıp da sonra gecenin son kısmında kalkıp bunu kılanların davranışları bundan daha iyidir. (Zira) cemaat (bu namazı) gecenin başında kılıyorlardı" [Malik ve Buhari] (Bu hadisi Malik [salât fî Ramadân no. 3, s. 114] ve Buhari [teravih I/3, II/252], Mâlik ani'z-Zührî an Urve b. ez-Zübeyr an Abdurrahman asl-ı senedi ile tahric ettiler)
(Muhammed Revvâs Kal'acî, Mevsuatu Fıkhı Umar b. e!Hattâb, Kuveyt 1984, s. 125). 



"Sonradan ortaya çıkan herşey bid'attir; her bid'at sapıklıktır ve her sapıklık insanı ateşe sürükler. "(Muslim, Cumua, 43; Ebû Davud, Sünnet 5; Nesâî, lydeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7).
Üstelik Rasulullah şöyle buyurmuştur :
“Sünnetime ve benden sonra raşid halifelerin sünnetine sımsıkı sarılın”.
( Tirmizî, İlim, 16; Ebu Dâvud, Sünne, 5; İbn Mâce, Mukaddime, 6) 

Hz. Ömer (r.a) bu sözü insnaları teravih namazı için topladığı zaman söylemiştir. Teravih namazı ise bid'at değil sünnetin ta kendisidir. Rasulullah’ın teravih namazı kıldığı sahih hadislerle sabittir. Yani sonradan ortaya çıkmamıştır ! Bunun delili Aişe(r.a)nin rivayet ettiği olaydır:
 
"Rasulullah (s.a.v.) Ramazanda mescitte gece bir namaz kıldı. Sahabenin çoğu da onunla birlikte o namazı kıldı. İkinci gece yine aynı namazı kıldı. Bu kez O'na tabi olarak aynı namazı kılan cemaat daha fazla oldu. Üçüncü gece Hz. Muhammed (s.a.v.) mescit'e gitmedi. Orayı dolduran cemaat onu bekledi. Rasulullah (s.a.v.) ancak sabah olunca mescide çıktı ve cemaata şöyle buyurdu:

"Sizin cemaatla teravih namazını kılmaya ne kadar arzulu olduğunuzu görüyorum. Benim çıkıp, size namazı kıldırmama engel olan bir husus da yoktu. Ancak ben size, teravih namazının farz olmasından korktuğum için çıkmadım" (Buharî, Teheccud, 57).
Ebû Hureyre (r.a)'nın naklettiği bir başka hadiste de Rasûlullah (s.a.v)'in Ramazan ayında, ashabtan bir grubu, Ubey b. Kab (r.a)'ın arkasında cemaatle namaz kılarken gördü ve "Doğru yapıyorlar, yaptıkları şey ne güzeldir" diyerek tasvip ettikleri haber verilmiştir
(Ebû Dâvud, İkâmetu's-Salâ,190)

Peygamber (s.a.v.) , teravih namazını cemaatle kılmayı terketmesinin nedenini belirtmiştir. Hz. Ömer(r.a)i se , bu gerekçenin ortadan kalktığını görünce (artık peygamber yoktu ve faraz kılınma durumu ortadan kalkmıştı) , teravih namaznın tekrar cemaatle kılınmasını başlatmıştır. O halde Ömer (r.a)ın bu uygulaması, bizzat nebi (s.a.v.)in uygulamasına dayanmaktadır.

Hz. Ömer (r.a.)in bu uygulamasının bid'at olmadığı ortaya çıktığına göre, sözünde geçen "bidat" kelimesi ne demektir?

Hz. Ömer(r.a)in bu ifadesindeki bidat kelimesiyle şer'i anlamı değil sözlük anlamı kastedilmiştir.
Sözlükte bid'at, geçmişte bir örneği olmaksızın yapılan şeydir. Teravihin cemaatle kılınması bir uygulama olarak Hz. Ebu bekir(r.a)in hilafeti döneminde ve Hz. Ömer(r.a)in hilafetini ilk dönemlerinde mevcut değildir. Bu sebeble sözlük anlamıyla bu yenilik(bidat) sayılabilir ; zira bunun geçmiş örneği yotkur.Aynı meseleye şer'i açıdan bakıldığında -,durum farklıdır, zira bu uygulama peygamber(s.a.v.) in tatbikatında mevcuttur.

Şatıbi şöyle der;
"Bu itibarla bunu bidat olarak adlandıran kişinin (ki isimlendirme konusunda bir tartışma söz konusu değildir ) bundan dolayı şer'i bidat anlamında Ömer(r.a)in sözünün ifade ettiği mana ile istidlal etmesi caiz değildir. Zira bu kelimeyi asıl amacından saptırmakla olur." (i'tisam)



Bu konuda büyük imamların sözleri şöyledir :
İbni teymiyye şöyle der; Ömer(r.a)in bu güzel uygulamayı bid'at olarak adlandırması ,tamamen sözlük olarak bir adlandırmadır, şer'i değildir.
Bunun sebebi bid'at kelimesinin ,sözlük olarak geçmiş bir örneği olmaksızın yapılan her şeyi içermesidir. Şer'i olan bid'at ise hakkında şer'i bir delil olmaksızın yapılan uygulamadır.


İbn Kesir ,bid'atlerin iki türlü olduğunu söylemiştir:

1. Bid'at kavramı bazen şer'i anlamda kullanılır. Peygamber(s.a.v.)'in; "sonradan ortaya çıkarılan her yenilik bid'attir ve her bid'at sapıklıktır" ifadesi bunun örneğidir.

2. Bid'at bazende sözlük anlamında kullanılır. Hz. Ömer(r.a)ın insanları teravih için topladığı ve onların da buna devam etmesi üzerine söylediği "bu ne güzel bid'attir" sözü de bunun örneğidir. (ibni kesir tefsiri)

İmam Ebû Hanife'ye Hz. Ömer (r.a)'ın bu hususta yaptığı uygulama sorulunca, şöyle demiştir: 
Teravih namazı hiç şüphesiz müekked bir sünnettir. Hz. Ömer, bu namazın cemaatle ve yirmi rekat kılınmasını şahsi bir ictihadı ile yapmadığı gibi, bir bid'at olarak da emretmemiştir. O, kendisinin bildiği şer'î bir esasa ve Hz. Muhammed (s.a.v.) 'in bir vasiyetine dayanarak böyle yapmıştır (et-Tahtavî, Haşiye, 334).
 

Şunu da tekrar vurgulayalım ki, Peygamberimiz “Her bid'at dalalettir. (sapıklıktır)” şeklindeki bu genel-geçer cümlesini, onu genellik niteliğinden soyutlayarak “Her bid'at dalalet (sapıklık) değildir” şeklinde tersine döndürmek, normal bir yorumlama çabasından çok, Peygamber Efendimize karşı çıkmaktır ki, buna hiç kimsenin ne yetkisi ve nede hakkı olmamalıdır.

Huzeyfe b. el-Yamân'ın rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte:
"ALLAH bid'at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, sarfını (maddi yardımını), şehadetini kabul etmez. O, kılın yağdan çıktığı gibi İslâm'dan çıkar. " 
(İbn Mace, Mukaddime, 7/49).
 

Bu ikaz karşısında müslümanların dikkatli davranacakları ve bid'atın ne olduğunu araştıracakları muhakkaktır. Abdullah b. Abbâs (r.a.)'dan rivâyet edilen bir hadiste şöyle buyrulur:
"ALLAH, bid'at sahibinin amelini, bid'atından vazgeçinceye kadar kabul etmez." 
(İbn Mâce, Mukaddime, /50).
 

Amellerinin kabul edilmeyeceğini bilen bir müslüman korkar ve neyin bid'at olup, neyin olmadığını araştırır.
Meselâ, Rasûlullah'a selam ve salât ALLAH'ın emridir. Ama Rasûlullah'ı anmak için dini törenler yapmak ve mevlit okutmak kimin emridir? Ölüleri
hayırla anmak ve onlara dua etmek sünnette vardır. Ama ölüler için mevlit okutup 7, 40, 52. geceleri tertip etmek, İslâm'ın hangi hükmüne dayanır? 

Türkiye’de bir takım çevrelerin kandil geceleri dedikleri bu gecelerde okuyup basarak dağıttıkları duaların, namazların, ibadetlerin ise aslı yoktur. Zaten hadis diye verdiklerinin kaynakları da verememişlerdir.
Peygamber (s.a.v.) 'den rivayet edilen dualardan faziletli olmaları mümkün değildir. Çünkü O'ndan rivayet edilen duaların iki ecri vardır. Birincisi; sünnete uymaktan dolayı onu yerine getirenlerin alacakları ecir, ikincisi; duaları okurken alınacak ecir. Bizlerin daima nebevi sünnetleri ezberlemesi ve onlarla dua etmesi gerekir.
Bir insanın kalkıp ta istediği an yeni yeni ibadetler icat etmesi elbette olacak şey değildir. İnsanlara ibadet koymaya ve ibadetlerinin şeklini çizmeye tek layık olan ALLAH Teala'dır.
"Yoksa, ALLAH'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır?" (Şura: 42/21)

Cenab-ı ALLAH'ın (c.c.) şu buyruğunu okuyalım:
“Onlar; hahamlarını, rahiblerini ALLAH’tan başka rabler edindiler. Meryem oğlu İsa’yı da (rab edindiler)... Oysa tek ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından yücedir.” (Tevbe:31) 

Bu ayetle ilgili olarak sahabilerden Adiy b. Hatem Peygamberimize:
“Ya Rasûlullah, onlar (yahudi ve hristiyanlar) hahamlarına ve rahiplerine tapmış değildiler ki” deyince Rasûlullah'dan aynen şu cevabı aldı: 
“Evet, onlara tapmamışlardı, ama hahamlarla rahipler haramları helâl saydılar, onlar da onlara itaat ettiler. Yine onlar helâlleri haram saydılar, onlar da kendilerine itaat ettiler.”

Buna göre kim dinde ALLAH'ın izni ile bağdaşmayan yeni bir helâl, haram, müstehab veya farz ileri sürer de biri ona itaat ederse, bu itaat eden kimse bu ayetteki “kınama”dan payını alır.

İbni Abbas (ra)’den : Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki : “...Benim ümmetimden birtakım kimseler getirilip sol tarafa ayrılacaktır. Ben “Ey Rabbim! Bunlar benim ashabımdırlar, derim. Cenabı ALLAH cc bana: “Bunların senden sonra neler yaptıklarını bilmezsin der. Ben de ALLAH’ın salih kulu İsa as’ın dediği gibi “Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim.Benim canımı alınca onları gözetleyen sen oldun. Her şeyin gözetleyicisi sensin. Onlar senin kullarındır. İstersen âzab edersin, istersen bağışlarsın. Zira izzet ve hikmet sahibi sensin(Maide:117) derim. Cenabı Hak “Sen onlardan ayrıldığın gün, onlar gerisin geri döndüler” buyurur. Bir rivayette peygamber sav’in “Benden uzak olsunlar, benden uzak olsunlar, benden uzak olsunlar, derim” ziyadesi vardır.
(Buhari-Muslim) (Hayatus Sahabe-4)

HİCRETDER




Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*
E-posta*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)
Yorum*


(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 

Diğer DERNEKTEN HABERLER Haberleri

Başlık Tarih
 
İHH'dan Teşekkür Ziyareti ve Plaket Takdimi14 Mart 2017
Darbe girişimi gecesi CIA'in gizli adamı İstanbul'daydı26 Temmuz 2016
Ayasofya Camii'sinde Kur'an-ı Kerim ziyafeti!02 Haziran 2016
Türkiye'den YPG'ye operasyon sinyali11 Şubat 2016
"Gülen Şefaat Edecek Diye Alkol Alıp Namaz Kılmıyorduk"28 Aralık 2015
Çelik: İsrail devleti ve halkı Türkiye'nin dostudur21 Aralık 2015
Suriyeli çocuklar korku ve stres altında09 Kasım 2015
Muhacirlere Yapılan Hukuksuzluklar Son Bulsun!27 Ekim 2015
Haksız Gözaltılar Sona Erdi22 Ekim 2015
'Başörtülülerden Özür Dilemem' Dedi, Salon Boşaldı17 Ekim 2015
DİYANET-SEN KREDİ HABERİNİ YAPANLAR İÇİN “FASIK“ DEDİ17 Ekim 2015
YDG-H'nin Siirt Sorumlusu Yakalandı09 Ekim 2015
İkinci yasaktan önce Cizre halkı evlerini terk etti14 Eylül 2015
PKK Saldırıları Sağlık Hizmetlerine Engel Oluyor08 Eylül 2015
Zaman Eriyor!08 Eylül 2015
Sivil Araca Bomba Koyup Tehditle Karakola Sürdüler14 Ağustos 2015
HPG Türkiye'de ki tüm terör saldırılarını üstlendi30 Temmuz 2015
Edirne İslam Gençliği'nin Basın Açıklaması22 Temmuz 2015
İhya-Der Başkanı öldürüldü09 Haziran 2015
Çad'da Su Kuyumuz açıldı02 Nisan 2014
Bayburt'ta Suriye İçin Toplanan Yardımlar Yerine Ulaştı14 Mart 2014
HİCRETDER HAKKINDA YAYILAN YANLIŞ ANLAŞILMA VE İFTİRALARA CEVAPLAR16 Aralık 2013
Bayburt Üniversitesi gençliği Bayburt Hicret-der'in düzenlediği yemekte buluştu.07 Ekim 2013
Derneğimiz İle AÖB Piknikte buluştu.30 Haziran 2013
Köse İlçesinde Kardeşlik Pekiştirildi.26 Haziran 2013
Derneğimiz Piknikte Buluştu.24 Haziran 2013
HABERLER HAKKINDA AÇIKLAMA!!07 Haziran 2013
DERNEK DERSLERİ (HİCR SURESİ Ayet 57-58-59-60)25 Nisan 2013
DERNEK DERSLERİ ( BURUC SURESİ Ayet 2)25 Nisan 2013
DERNEK DERSLERİ (HİCR SURESİ Ayet 54-55-56)17 Nisan 2013
DERNEK DERSLERİ ( BURUC SURESİ Ayet 1)17 Nisan 2013
HİCR Suresine devam ediyoruz. 09 Nisan 2013
Zonglayan, delip geçen yıldız Tarık 09 Nisan 2013
ÜYELERİMİZİN DİKKATİNE DUYURU04 Nisan 2013

En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH