Ana Sayfa > YORUM-ANALİZ-RÖPORTAJ

19 Mayıs Bayramı”nın Hikâyesi ve Bitmeyen Faşizm
20 Mayıs 2016
19 Mayıs, 23 Nisan vb. kutlamalar başta olmak üzere 1930’lar zihniyetinin tüm umdeleri, hem gençlik hem de daha geniş toplum kesimleri tarafından sorgulanmalıdır.
Fontu Büyült Fontu Küçült 100%

Haksöz Dergisi arşivinden sizler için bugün Bahadır Kurbanoğlu'nun "19 Mayıs Bayramı"nın hikayesini anlatan yazısını seçtik. İlginize sunuyoruz:

 

“19 Mayıs Bayramı”nın Hikâyesi ve Bitmeyen Faşizm

Bahadır Kurbanoğlu / Haksöz Dergisi / Sayı: 266 / Mayıs 2013

Her yıl olduğu gibi bu yıl da “19 Mayıs” tartışmalarının gündeme damgasını vuracağı günler gelip çattı. 

Her yıl, 19 Mayıs günü “Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak Türkiye'nin dört bir yanında stadyumlarda yapılan spor gösterileri ve törenlerle kutlanmaktaydı. Üzerinde “Gençlikten Atatürk Sevgisiyle Cumhurbaşkanına” yazan ve “Sevgi Bayrağı” olarak adlandırılan dev bir bayrak Kurtuluş Yolu’ndaki Tütün İskelesi’nden karaya çıkarılarak Samsun valisine verilirdi. Daha sonra bayrak, Cumhurbaşkanına sunulmak üzere genç atletlere teslim edilirdi. Samsun’dan yola çıkarılarak Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir ve Kırıkkale'den sonra, 19 Mayıs törenlerinde, Ankara'da Cumhurbaşkanına sunulurdu.

Geçen yıl itibariyle Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayınladığı genelgeyle, stadyum gösterilerinin sadece Ankara’da olacağı, diğer illerde eğitimin aksamaması, velilerin ve öğrencilerin sıkıntılı durumlar yaşamaması adına sadece okullarda kutlanacağı bildirilmişti. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ve Eğitim-İş gibi dernek ve sendikaların yürütmenin durdurulmasına ilişkin açtıkları davaların sonucunda, Danıştay genelgenin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiş, ilgili bakanlıksa bunun bir hukuk garabeti olduğunu dile getirmişti. Bakan Dinçer’e göre “…1980 yılından bu zamana kadar yönetmeliğin gereği olmayan pek çok iş ve uygulama aslında 19 Mayıs törenlerine dâhil edilmişti…” Yani bugüne dek yapılan ek törenlerin zaten yönetmelikte yer almadığı ve kendilerinin yönetmeliğin uygulanmasını normalleştirmeye çalıştıklarını vurgulamıştı.

Dinçer; “Yukarıdan, otoriter bir tarzda bayram kutlama şekillerinin, toplumun benimsemesine engel sonuçlar doğurduğunu” vurguladıktan sonra “Bu yüzden şunu söylemekte yarar görüyorum, şimdi yönetmelik değişecek, yönetmelik için gerekli hazırlıklar yapılıyor, biliyorsunuz, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı makamı kutlama şekilleriyle alakalı ortak bir çalışma yürütüyordu. O çalışma neticelendi. Onunla ilgili yeni bir yönetmelik çıkacak. Bu kez biz sadece 19 Mayıs’ı değil, 23 Nisan’ı, 30 Ağustos’u ve 29 Ekim’i kutlama yöntemini hep birlikte yeniden düzenleyeceğiz” ifadelerini kullanmıştı.

Son söz olarak da şunları vurgulamıştı: “Buradan bu davayı açan arkadaşlarıma da küçük bir mesajım var. Onlar davayı açarken, ‘biz bu bayramı coşkuyla kutlama hakkına sahibiz’ diyorlardı. Evet, bu ülkede yaşayan herkes bu bayramı coşkuyla kutlama hakkına sahiptir ama o kutlama yöntemiyle alakalı süreçleri belirleme hakkı da bu ülkenin hükümetine aittir.”

Tabiidir ki kamuoyunda yoğun bir tartışma ortamı oluşmuştu. Kemalist kesimler Milli Eğitim Bakanlığın’ın genelgesini “karşı devrim” söylemleriyle nitelerken, Bakanlığın ‘eğitimin aksamaması’ savunusunu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın öğrencilere yönelik yarıyıl tatili içerisinde başlattığı Umre ziyareti uygulamasıyla karşılaştırmışlardı. Milli bayram-dini bayram karşılaştırmalarını, Kemalist kesimlerin Atatürk cumhuriyetinin elden gittiğini, Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği bayramın diğerleri gibi sönükleştirilmeye ve unutturulmaya çalışıldığı söylemlerini dillendirdiği bir tartışma süreci yaşanmıştı.

Bahsi geçen uygulamayı savunan cenah da; bu bayramların biçim ve içeriğinin, Mussolini’nin İtalya’sında, Hitler’in Almanya’sında, Stalin’in Rusya’sında, Mao’nun Çin’inde kaldığı, hatta bugün bu şablonu sürdüren tek ülkenin Kuzey Kore olduğu ve bu uygulamaların faşist yönetim tarzlarından kalan uygulamalar olduğunu savunmuştu.

Mesela Taraf Gazetesi konuyu manşetten “Kuzey Korecilik oynamaya son”, “19 Mayıs stad faşizmi bitti” başlıklarıyla işlemişti. Haber spotunda “Cumhuriyet’in bir kulesi daha yıkıldı. Milli Eğitim Bakanlığı, 19 Mayıslarda stadlarda sergilenen ve artık sadece Kuzey Kore’de kalan faşizan törenleri kaldırdı. Ankara hariç. Gençler artık o rükuş kıyafetleri giymeyecek, kartonlarla Atatürk yazmayacak, kule oluşturmayacak” ifadeleri yer almıştı.

Bu yıl ise başkentte 19 Mayıs Stadyumu'nda binlerce öğrencinin katıldığı gösterilerin yapılmayacağı kamuoyuna yansıdı. Ankara Valiliği, gündüz Ankara Arena Kapalı Spor Salonu'nda ve Gençlik Parkı'nda tüm vatandaşların katılacağı bir gösteri ve şenlik hazırlığı yaptığını bildirdi. Bu da yeni yönetmelikle birlikte, Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve devlet protokolünün katıldığı 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı resmi törenleri tarihe mi karışıyor sorusunu beraberinde getirdi. Bunun yerine Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç tarafından, günün anlam ve önemini belirten mesajını medya aracılığıyla duyuracağı ve her 19 Mayıs'ta sergilenen Samsun'dan getirilen bayrak ve toprağın teslimi gibi uygulamalar da yapılmayacağı bildirildi.

“19 Mayıs” Ne Zamandan Beri Bayram?

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki; 19 Mayıs, 12 Eylül askeri darbesine kadar“Spor ve Gençlik Bayramı” idi. 12 Eylül sonrasında, aynı zamanda “Atatürk’ü Anma Günü” olarak da kutlanmaya başlandı.

Yani 12 Eylül darbecileri, içeriğinde Atatürk’ün bolca anılmasına, ona yönelik her türlü tazimin gerçekleştirilmesine rağmen, bu bayramın ismini dönemsel olarak ihtiyaç duydukları bir politik tutumla “Atatürk’ü Anma” ibaresiyle pekiştirme kararı almışlardı. Resmi ideolojiye bağlılığı her alanda ve toplumun her katmanında yeniden pekiştirme arzusu, bu ideolojik katkıyı beraberinde getirmişti.

1981 yılında çıkarılan 2429 sayılı kanun ile bayramın ismi “19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” oldu. Dönemin darbecileri “Ben 19 Mayıs’ta doğdum” diyen Atatürk’e duyulan büyük saygının ifadesi olarak açıklamışlardı bu kanunun sebebini. İşte Samsun’dan başlayan ve Ankara’da son bulan “19 Mayıs Koşusu” da o tarihten itibaren yapılmıştı.

Tarihsel olarak bakıldığında da bu bayram günü, Atatürk’ün, Anadolu’da milli mücadeleyi başlatmak üzere 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak bastığı günün yıldönümü olarak; 20 Haziran 1938 tarih ve 3466 sayılı kanunla milli bayram olarak kabul edilmişti.

Neden 1938’e Kadar Beklenildi?

“Böyle önemli bir günü bayram ilan etmek için neden 1938’e kadar beklenildi?” sorusunun kısa cevabı, dönemin Kemalistlerinin de bu günün önemini idrak etmekte bir parça zorlanmalarıdır denebilir! Aslında Nuriye Akman’ın 1995 yılında Cemal Kutay ve İsmet Bozdağ ile gerçekleştirdiği röportajlar dizisi olmasaydı, bizler de bunu öğrenmekte gecikecek ya da zorlanacaktık, denebilir.

O röportajda Nuriye Akman, İsmet Bozdağ’a şöyle soruyor:

-Sayın Bozdağ, 19 Mayıs milli mücadele tarihinde çok önemli bir gün. İlk ne zaman kutlandı?

- Yıl 1936. Günlerden 19 Mayıs. Atatürk Dolmabahçe’de, yanında Şükrü Kaya, Ruşen Eşref, Kılıç Ali, Salih Bozok, Mehmet Seydan, Nuri Conker var, konuşuyorlar. Birdenbire Atatürk soruyor: ‘Bugün günlerden ne?’

Diyorlar ‘Salı, Çarşamba’ neyse.

Ayın kaçı?  -19’u.

Aylardan ne? -Mayıs.

‘Ne oldu bugün söyleyin bakalım?' diyor.

Düşünüyorlar, 19 Mayıs’ta ne oldu?

Nuriye Akman şaşırıyor. “Bilmiyorlar mı? Nasıl olur?” diyor.

Bozdağ devam ediyor: “Nasıl bileceksin canım. O zamana kadar 19 Mayıs’ın lafı yok. Onun için soruyor Atatürk. Şimdi bunlar arıyorlar. ‘İzmir'in işgalinin 3'üncü günü’ diyorlar. ‘Ankara mitingi yapılmıştı’ diyorlar. Atatürk ‘değil’ diyor.

‘İsmet Paşa'nın Lozan'dan Gazi'ye çektiği telgraf’ diyorlar.

‘Hayır, o 1923'te, Mayıs'ta değil’ diyorlar. ‘Haliç Konferansı’ diyorlar.

‘İngilizlerle Irak meselesi üzerinde konuşmuştuk’ diyorlar.

Akman da bu kez gazeteci merakıyla, ‘Kim anlatıyor bunu size?’ diye araya giriyor.

İsmet Bozdağ yanıtlıyor:

Şükrü Kaya anlattı. ‘Terakkiperver Fırka’nın kapatılması da bu aylarda olmuştu’ diyorlar. Atatürk, ‘Bırakın yahu bunları’ diyor. ‘Öyle bir şeydir ki bu, ülkenin kurtuluşudur’. Yine bulamıyorlar. En sonra Şükrü Kaya hatırlıyor, ‘Bu sizin İstanbul'dan ayrıldığınız gün mü?’ deyince ‘Yaklaştın’ diyor, ‘Samsun’a çıktığımız gün’. Sonra, ‘Asıl yapacağınız bayram bu’ diyor. Ertesi sene 19 Mayıs’ta Şükrü Kaya’nın tertibiyle 19 Mayıs Bayramı kutlanıyor.”

Nuriye Akman bu kez röportaj yapmakta olduğu diğer tarihçi Cemal Kutay’a dönüyor.

Aralarındaki konuşma aynen şöyle: “Sayın Kutay, Atatürk, bunca yıl neden bekledi 19 Mayıs’ı bayram yapmak için?”

Kutay: “19 Mayıs, 23 Nisan1 Hakimiyeti Milliye Bayramı’nın felsefesi içinde ele alındı. Biz Atatürk’ün gazetesi Hakimiyeti Milliye’de 23 Nisan literatürünü yaparken, bunun başlangıç gününün 19 Mayıs olduğunu söylemekle yetiniyorduk. Ayrıca kutlanması hatıra gelmemişti.2

19 Mayıs’ın ayrıca bayram olarak kutlanması kararı bence Atatürk’ün hastalığının acı bir gerçek olarak ortaya çıkması ile ilgilidir.

Artık ömrünün kısa olduğu kabul edilince O’nun hayatında önemli olan günler daha derinden anılmaya başlandı.”3

Afet İnan da, bu tarihi 1937 olarak hatırlar. Hatta “İtalya ve Almanya’da sivil ve askeri resmi geçitler rağbette idi” diye de resmi geçitlerin ve törenlerin ilham kaynaklarına da işaret eder. İnan, Atatürk’ün kısa süreliğine de olsa katıldığı 19 Mayıs resmi geçidi ve spor törenlerinin tenkit edildiği, sönük ve yetersiz bulunduğunu da aktarır. (A.İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, 1968)

Selim Sırrı Tarcan, Jimnastik, Gençlik, Bayram ve Yükselen Faşizm

Aslında 19 Mayısları doğuran ve içeriğini oluşturan şartlar, dönemin pozitivist modernleşmeci ve mukallit unsurları irdelenmeden tam olarak anlaşılamaz. Bu bağlamda tüm ilhamını Batı’dan alan yeni bir rejimin şekillendiği bu dönemde tarihten, dilden, dinden, halktan, gençlikten, spordan, bedenden, zihinden, sağlıktan, akıldan, bilimden vs. bahsettiğiniz her dem, aslında aynı zamanda rejimden, onun sacayaklarından, onun neyi nasıl inşa etme arzusu taşıdığından bahsediyorsunuz demektir. Yani sadece, masumane bir şekilde “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” gibi nötralize edilmiş ve sağlık sektörünün ilgi alanına giriyormuş gibi görünen bir husustan değil, ferdin içinde fena bulduğu örgütlü sağlam bir yapıdan, üst bir akıldan, bir yeniden yaratılış ve yapılanmadan, arzu edilen istikamete yöneltilmiş yepyeni bir nesilden söz ediyorsunuz demektir. Bu yeni ve biricik bir deneme değildir. Çevrenizde misalleri çoktur. Sizin bunları alıp adapte etme adına gösterdiğiniz çaba, bu “ortak vücuda”, “ulus”a eklemlenmenin samimi bir göstergesidir. Bunu da, Batı’ya gitmiş olan ya da Batı’daki örnekleri buralara getirebilme başarısını göstermiş olan fertler gerçekleştirecektir. Tıpkı ismini spor bültenlerinde sık duyduğumuz Selim Sırrı Tarcan’ın, sadece bir kapalı spor salonunun ismi değil, beden eğitimi, jimnastik, folklor ve sporun tüm dallarının “ulus inşası” ve modernleşme için kullanımının ideologu ve uygulayıcısı olduğu gerçeğindeki gibi.

Daha 1890’lı yılların sonundan itibaren beden eğitimi, jimnastik gibi, Batı’da gelişen spor dallarını Osmanlı’ya taşıyan Galatasaray Sultanisi mezunu Tarcan, İsveç’te iki yıllık bir eğitimin ardından Osmanlı’ya dönmüş ve İttihat Terakki döneminde (1910) Terbiye-i Bedeniye Müfettişi olmuştu. Savaş yıllarında ertelenen ve cumhuriyet dönemiyle yeniden gündeme gelen (Türkiye’de ilk beden eğitimi gösterisi Selim Sırrı’nın organizesiyle 12 Mayıs 1916’da erkek öğretmen okulu öğrencileri tarafından yapılmış, daha sonra erkek öğretmen okulu öğrencileri her yıl ve genellikle Mayıs ayı içerisinde bu gösterileri tekrarlamayı bir gelenek haline getirmişlerdir) “Jimnastik Şenlikleri”, “Mektepliler Bayramı”, “İdman Bayramı”,“Jimnastik Bayramı” adı altında devam eden bu gösteriler zamanla bütün okullara yayılmış, Milli Eğitim Bakanlığı 1927’den sonra bu gösterilerin düzenlenmesini üzerine alarak her yıl Mayıs ayının üçüncü haftasında Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bu gösteriler yapılmaya başlanmıştırhttp://www.forumlord.net/images/smilies/nokta.gif

İşte 1938’de, 19 Mayıs gününün “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kanunlaşmasından sonra bu gösteriler de resmi bayram gününe alınmış, bu bayram için “dağ başını duman almış”marşı, “Gençlik Marşı” olarak kabul edilmiştirhttp://www.forumlord.net/images/smilies/nokta.gif

Yani mesele sadece Batılı spor dallarını, yine Batılı bir felsefe ve mantaliteyle uygulama sahasına geçirmiş olmak değil -ki, bu her alanda gerçekleşti- aynı zamanda yeni dönemin siyasal koşullarının kavileştirilmesine ve bunun işlevselliğine sporu araç kılmaktır. Yani spor ve beden eğitimi, “ulusun bütünlüğünün pekişmesinde” önemli bir araçtır. Nitekim Selim Sırrı’ya göre de, iyi beden terbiyesi almış bir halk, çok iyi teçhizatlı bir orduya bedeldir. (Tarcan, Bugünkü Almanya, 1930)

Dolayısıyla “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” şiarı bir yandan Almanya ve İtalya’da gözlemlendiği gibi, sağlıklı ve zinde bir ırkın temellerini atmayı hedeflerken, diğer yandan da spor etkinliklerinin ulusal bir sosyalleşme ve kaynaşma yöntemi olduğunu ortaya koymaktadır. Hatta Tarcan’a göre, 20. yüzyılın ilk yarısında “her millet fikirle beden arasında bir muvazenet tesisine çalışmaktadır.” (Tarcan, Garpta Hayat, 1929)

Bu mantalite Tarcan gibileri, mesela Zeybek oyununu Türklerin ‘milli oyunu’ haline getirme amaçlı olmak üzere, -ki Mustafa Kemal’in de bu hususta övgülerine mazhar olmuştur- oyunun Batılı bir forma sokulması, sert figürlerin yumuşatılması gibi denemelere de götürmüş ama maya birçok alanda olduğu gibi tutmamıştır.

O Sağlıklı “Beden” Ferde Değil Ulus (Başbuğ)’a Aittir!

Milli bayramlar, başbuğların yaşadığı dönemlerde onların iktidarını pekiştirme amacı taşımakla birlikte, aynı zamanda ölümlerinin ardından “tek adam”a bağlılık törenlerinin rejimi ayakta tutma ve sağlama alma, kitlelerin şuuraltına da bunu her daim zerketme adına kullanılmıştır. Bu meyanda Selim Sırrı’nın Osmanlı’ya getirdiği ve böylelikle İttihatçıların başlattığı “İdman bayramı” aslında 1860’lar Çek Milliyetçiliğinin üretimi olan “Kitle Jimnastiği” (Masse Gymnastic)’nin bir taklidi ve uzantısıdır. Ve bu mantık 1927’lerden itibaren dikta rejimiyle birlikte tüm ülke sathında uygulamaya konmuştur. 12 Eylül dönemi 19 Mayıs hazırlıklarının 3 ay öncesinden başlatıldığı ve öğrencilerin tamamen bu antremanlara koşullandığı dönemleri hatırlayanlar “kitle jimnastiği”nin o dönemlerde ne anlama geldiğini daha iyi kavrayabilirler.

Bir yüzyıl öncesine ait bu gelenek dönemin faşist iktidarlarınca başlatılmıştı. Almanlar, İtalyanlar, sonrasında Ruslarda birbirinden adeta kopya edilmiş şekilde ortak semboller ve figürlerle, askeri bando eşliğinde yapılan ve başındakine ‘komutan’ denen bu gösterilerdeki mantık aynı idi: Hepimiz bir bütünün parçalarıyız! Fert yok ulus var! Ulus tek bir bedendir! Bir kişi komut verir ve hep birlikte yürürüz!

Dolayısıyla “bayram” aslında “Lider/Başbuğ/Führer/Tek Adam” ile özdeşleşme demektir. Mesela 23 Nisan da aslında Çocuk Esirgeme Kurumunun sokak çocukları için planladığı bir gün iken, sonradan bir ulusal kült haline getirilmişti. 1932’lerde Alman hayranlığının hat safhalara ulaştığı dönemlerin ardından 1933’te Beden Eğitimi ve İzcilik Müdürlüğü5 ve ardından Gençlik ve Spor Bakanlığı (sonra Müdürlüğü) oluşturulmuştu. Halkevleri Nazilerin kopyası idi. Mussolini İtalyasında “Boş Vakitleri Değerlendirme Grubu/Örgütü”, Nazi Almanyasında “Kahkaha’dan Kuvvete” de olduğu gibi gençliğe rejimin bekçisi rolü yüklenmekte, bu yapılırken kesin bir itaat beklenmekte, emredileni yekvücut yerine getiren bir kitle resmi propaganda edilmekte ve ideolojik tapınma ve yönlendirme buna uygun olarak çizilmektedir.

İktidarı Pekiştirmede Bir Araç!

Peki, bu resimden uzaklaşılırsa ya da mesela daha iyi bir ‘Atatürk Türkiye’si arzu edilirse ne olur? Hemen ifade edelim ki, Başbuğ’un vazgeçemediği iktidardan, Başbuğ adına iktidar edenler hiç vazgeçemezler.

Geçen yılki 19 Mayıs tartışmalarında meşhur Albay Dursun Çiçek’in oğlu “daha güzel kutlama örnekleri” sıraladığı için şeriatçı ilan edilmişti. Yani bir nevi “Gençliğin elinden bayramları çalınıyor” diyen gafillerin uyandırılması için “Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet çökertiliyor, bekçiler nerede?” korosu devreye girmişti! Durduğumuz yerden en ufak bir taviz verirsek gerisi gelir mantığı, aslında faşist ideolojilerin çok klasik bir savunu mekanizmasıdır. Aynı faşist mantık aynı zamanda “kütle jimnastiği”ne tabi tuttuğu gençliği bütün bir cumhuriyet tarihi boyunca “güvenilmez” de bulmuştur. Gençlik her daim provokasyona müsaittir.

Biraz evvel sorduğumuz soruyu biraz daha pekiştirerek yineleyelim: Bırakalım Kemalizm’e muhalif gençliği, ‘Atatürk Türkiye’sinden ve Milli Mücadele ruhundan sapıldığını düşünen bir Kemalist-sol gençlik oluşmuşsa mesela, bu durumda rejim nasıl bir tutum takınır?

Hababam Sınıfı’ndaki o sahneyi hepimiz hatırlarız: Haylaz da eyyamcı da olsalar otoriteyi sorgulayan ve gerekirse bedel ödeyen bir gençlik vardır. Atatürk’ün devleti bozulmuşsa eğer, o haylazlıklarına ve hayatta pek çok şeyi alaya almalarına rağmen, bu hususta taviz vermeyen, gerektiğinde bu konuda “Gerçek Atatürkçüler” olarak öne atılan bir gençliktir bu. Yaşlı hocaları Gençliğe Hitabe’yi okumalarını istediğinde kopya çeker gibi yapar ve hocalarını aldatırlar. Mahmut hoca sınıfa girdiğinde hep bir ağızdan ezbere okurlar Gençliğe Hitabe’yi. Bunların içinden bazıları zamanla bir Mahir Çayan, bir Deniz Gezmiş olabilir. Hatta Samsun yürüyüşü örneğinde olduğu gibi “Gazi Mustafa Kemal’in milli kurtuluşçu saflarında buluşalım!” diye de haykırabilir. Ama “kütle jimnastikçileri” bunları aykırı ya da dönemin resmi iktidar ideolojisine “fazla” bulup pekâlâ harcayabilirler. Aslında istenilen seviye Hababam Sınıfı’nın bilinç ve sadakat düzeyinin aşılmamasıdır.

İktidar Kullanır, Gerektiğinde Harcar!

“Kütle jimnastikçileri”nin ya da “İzci başları”nın ‘gençlik’in her an aldatılmaya müsait olduğunu düşündüklerinden söz etmiştik. Aslında “Kimse Kızmasın…”ın yazarı Hasan Cemal’in 12 Mart öncesine ilişkin hatırlattıkları bunun veciz bir örneğini oluşturmaktadır. Evet, gençlik aldatılmaya müsaittir ama sadece bununla iktifa edilmez. Anayasa’ya ‘gençliği koruma’ ibaresi koyanlar, aynı gençliği kullanırlar da! Gençliğin bir başına bırakılmaması gerektiğini savunanlar, bir yandan “tapınma bayramları”nda ona “dağ başını duman almış”ı söyletirken, diğer yandan darbeci emellerinde onları kışkırtmaktan ve yönlendirmekten geri durmazlar. Hasan Cemal’in anlattıklarına “Tan Matbaası baskını”nı, 1934 olaylarını, Harbiyeliler yürüyüşünü, DP’lilerin gençleri kıyma yapıp et balık kurumuna sattıkları şayialarını, 27 Mayıs öncesi İstanbul, Ankara olaylarını sıralayabiliriz. 9 Haziran 1960’ta devasa bir törenle Anıtkabir’e gömülen gençlerin, 12 Eylül darbesinden sonra -devletin kendileriyle işinin bittiğini itiraf edercesine- Anıtkabirden kemiklerinin toplanarak başka yerlere gömüldüğünü örnek verebiliriz.

“10 yılda 15 milyon genç yarattıkları”nı büyük bir gururla ifade edenlerin 10. Yıl Marşı’nın güftekârı Faruk Nafiz Çamlıbel’i 27 Mayıs’ta yargılayabilmiş olması, “ailesine kendisini Kemalist yetiştirdikleri için şükranlarını sunan” Deniz Gezmiş’e bedel ödetilmesi örneklerinde olduğu gibi mezkûr faşist güruhun “hababam halkı” dışında bir “kütle”ye ihtiyaçları yoktur. Onların nazarında bunlar “halk” ya da “gençlik” olarak görülmez. 19 Mayıs’ın bütün o görkemli gösterileri içinde yer alanları nasıl gördüklerinin de birer ispatıdır aslında bu örnekler.

Tabii bu tabloyu tersinden okuduğunuzda, İnkılap tarihi derslerindeki mantığın tarihin tartışılabilmesi ve gerçeklerle yüzleşmeye değil de “gençlik güdülmelidir” felsefesine dayandığı ve Deniz Gezmiş örneğinde de görüldüğü üzere bunda belli ölçüde başarı sağlandığı da unutulmamalıdır. Bu öyle bir başarıdır ki, Ata’sının başlattığına inandığı bir yolda canını verebilmeyi göze alan ve başına gelenlerin aslında bu büyük yalanın bir parçası olduğunu anlayamayacak kadar akıllarını dumura uğratmış gençler oluşturabilmiştir.

Dolayısıyla 19 Mayıs, 23 Nisan vb. kutlamalar başta olmak üzere, bu faşist güruhun hala canlı tutmaya çalıştığı 1930’lar zihniyetinin tüm umdeleri, hem gençlik hem de daha geniş toplum kesimleri tarafından sorgulanmalıdır. Çünkü bunların kendi iktidarları adına ve “halkları hababamlaştırmak için” ürettikleri tüm tabular büyük bir paradigmal yalanın küçük birer parçalarıdır. Ve bu tablodan insanlığa en ufak bir katkı/hayr sadır olmaz. Atatürk büstünü devirdi diye ineklerin sürgün edilip, sahiplerinin yargılandığı ve yıkılan Atatürk büstünü ıskartaya almaktan çekindikleri için törenle gömenlerin bulunduğu bir ülkede, çalının etrafında dolaşmayı terk edip daha cesur sebepler ve gerçeklere dayanarak bu tabulardan kurtulmayı amaçlayan çabalara yoğunluk kazandırılmalıdır. Yaklaşık doksan yıllık “emek” süreciyle üretilmiş inkılap tarihi nesilleri hangi bayramı hangi coşku ile kutlamayı arzu ediyorlarsa bunu yapma hakkına sahiptirler. Ancak bu cuş-u huruç bütün bir memleket sathına yukarıdan aşağıya dayatılmaktan vazgeçilmelidir. Yani bu törenlerin sadece okullara alınmış olması yetmez. Hükümet yetkilileri çalıyı dolaşma adına “daha coşkulu kutlansın diye” ibaresini popülist bir siyasal dil olarak benimsemiş olabilirler, ancak söz konusu olan bizlerin çocukları ise, bu gençlik Ata’ya ya da devlete değil, önce Allah’a sonra da ailelerine emanettir. Din günü Rabbimizin sorularını “çalı dolaşarak” cevaplayamayacağımıza göre, birçok konuda olduğu gibi bu törenler konusunda da okullardaki zorunlu dayatmalar da ortadan kaldırılmalıdır. Müslümanlar ise hükümet genelgeleri hangi hızla ve ne içerikle çıkıyor olursa olsun, çocuklarını bu “kütlesel girdap”tan korumalıdır.  

--------------------------------------

Dipnotlar:

1- Bayramın “Atatürk tarafından çocuklara armağan edildiği” hikayesi 1983'te 12 Eylül darbecileri tarafından icat edilecekti. Ayrıca, ilk “Çocuk Bayramı” Cumhuriyet döneminde değil, 2 Mayıs 1916’da ilan edilmişti. Çocuk Esirgeme Kurumu (Himaye-i Etfal Cemiyeti) da 23-29 Nisan günlerini ilk defa 1929’da “Çocuk Haftası” olarak kutlamıştı. 27 Mayıs 1935’teki kanunla “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak ilan edildi. 12 Eylül darbesinden sonra ise, her alanda olduğu gibi bu alana da el atıldı ve 1 Ekim 1981’de çıkarılan kanunla “Milli Hakimiyet ve Çocuk Bayramı” organizasyonuna Çocuk Esirgeme Kurumu da dahil iken, MEB’e devredildi.

2- Tabii bu anlatıya şu versiyonu da eklemek gerekir ki; 1926’dan itibaren ’19 Mayıs’ta sadece Samsun’da yerel olarak ‘Gazi Günü’ olarak kutlanmakta idi. 19 Mayıs’ın milli spor günü olarak kutlanması ve adının da “Atatürk Spor Günü” olması 1935’te başta BJK Spor Kulübü olmak üzere Galatasaray ve Fenerbahçe’nin ortak girişimiyle söz konusu olmuş, hatta Ahmet Fetgeri Bey, bu günü tüm gençliğe mal etmek için “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” olarak her yıl kutlanmasını teklif etmiştir.

3- 20 Mayıs 1935'te Meclis'te gö­rüşmeye başlanan “Ulusal Bayram ve Genel Tatil­ler Hakkında” 2739 Sayılı Kanun tasarısında 19 Mayıs’a dair herhangi bir ibare yoktu. Hâlbuki bu kanunla 23 Nisan, Ulusal Egemenlik Bayramına dönüştürülmüş, 29 Ekim Cumhuriyet, 30 Ağustos Zafer bayramı olarak onaylanmış, Hakimiyet Bayramı kaldırılmış, 1 Mayıs, Bahar Bayramı, 1 Ocak Yılbaşı Günü yapılmış, Şeker Bayramı'nın üç, Kurban Bayramı’nın dört gün tatil olması kararlaştırılmıştı. Dahası, İstanbul'daki spor kulüple­rinin ilk Atatürk Günü de 24 Mayıs 1935'te kutlanmıştı.

4- Selim Sırrı Tarcan, İsveçli Felix Korling’in “Tre Trallade Jantor” (Tralalla Diyen Üç Kız) adlı şarkısını, “Gençlik Marşı” adıyla uyarlamış; sözlerini ise Ali Ulvi Elöve yazmış.

5- İzcilik de ilk olarak 1914’lerde Osmanlıya ithal edilmiş ve Enver Paşa’nın da önem verdiği konular arasında idi.

***

Yararlanılan Kaynaklar

Nuriye Akman, Cemal Kutay ve İsmet Bozdağ ile röportajlar serisi; 11-14 Haziran 1995, Sabah.

Hande Özkan, Selim Sırrı Tarcan, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, Kemalizm, Cilt 2, İletişim yay., 5. Baskı, 2006, İst.

Bengül Salman Bolat, “Milli Bayram Olgusu ve Türkiye’de Yapılan Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları (1923-1960)”, Hacettepe Üni. Doktora tezi, Ankara, 2007.

Ayşe Hür , "Geleneğin İcadı" ve 19 Mayıs Bayramı, 19 Mayıs 2008 Taraf.

Mehmet Altan, “19 Mayıs'ın gerçek hikâyesi”, Prizma, 19.05.2003, Sabah.



Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*
E-posta*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)
Yorum*


(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 

Diğer YORUM-ANALİZ-RÖPORTAJ Haberleri

Başlık Tarih
 
Haccı Protesto Etmek; Allah'ı Protesto Etmektir!24 Haziran 2017
Yetkililerini Rabb edinenler14 Mart 2017
Kur'an'ı anlamanın yolu, onun hükümlerini yaşamaktan geçer13 Mart 2017
"Kutlu doğum" ne zaman?08 Ocak 2017
Yetkililerini Rabb edinenler08 Ocak 2017
Nazar Boncukları (Günümüzün Putları)05 Aralık 2016
Kur’an da Selamlaşma04 Aralık 2016
Türbe Ziyaretleri ve İsteklerin Yerine Gelmesi…03 Aralık 2016
İlah(lar)ımız…02 Aralık 2016
Boş, Lüzumsuz, Anlamsız Sözlerden Yüz Çevirmek…01 Aralık 2016
Türbeperestler…30 Kasım 2016
Farkında Olmadan Şeytanı Dost Edinmek…29 Kasım 2016
Sünneti Doğru Anlamak28 Kasım 2016
İNANDIK, BİTTİ Mİ?28 Kasım 2016
İlahî Kelam O’nu (s.a.v) Anlatıyor21 Kasım 2016
Allah’a Dini Öğretmek mi; Dini Allah’tan Öğrenmek mi?20 Kasım 2016
Muhteşem Bir Ahlak19 Kasım 2016
Ahlak kahramanları03 Kasım 2016
Dini, Hurâfeler Yığını Haline Getirmek, Yozlaştırmak; Tahrif Çabasıdır18 Kasım 2016
Taklit ve Taklitçilik17 Kasım 2016
Bid’at; Anlam ve Mâhiyeti16 Kasım 2016
Çeşitli Hurâfe ve Bâtıl İnanışlara Örnekler15 Kasım 2016
Muska ve Muskacılık14 Kasım 2016
Bazı Yanlış Kabuller13 Kasım 2016
Gaybdan Haber Vermeye Bağlı Hurâfeler12 Kasım 2016
Günlerle İlgili Hurâfeler11 Kasım 2016
Ölüler ve Kabirlerle/Türbelerle İlgili Hurâfeler10 Kasım 2016
Hurâfe-Atalar Dini İlişkisi09 Kasım 2016
Hurâfe; Anlam ve Mâhiyeti08 Kasım 2016
Atalar Kültü07 Kasım 2016
Atalar Kültü; Sosyal Çevre ve Geleneğin Putlaştırılması06 Kasım 2016
Kur'ân-ı Kerim'de Atalar Yolu İle İlgili Âyetler05 Kasım 2016
Atalar Yolu, Her Dönemdeki Câhiliyyenin Temel Dinidir04 Kasım 2016
Atalar Yolu; Anlam ve Mâhiyeti03 Kasım 2016
Yozlaştırılan Din21 Ekim 2016
Hakkın Dini Ile Halkın Dini.....20 Ekim 2016
Allah’ın Dini Mi, Toplumun Dini Mi?19 Ekim 2016
Heykel Karşısında Saygı Duruşu Ve Atalar Dini18 Ekim 2016
Şamanizm'den gelen Türk adetleri17 Ekim 2016
ÖLMÜŞ İNSANLARDAN YARDIM İSTENİR Mİ?13 Ekim 2016
Cennet Satan Şeyhler ve Papazlar12 Ekim 2016
PEYGAMBERİMİZİ DOĞRU ANLAMAK12 Ekim 2016
EYVAH KEŞKE FALANI DOST EDİNMESEYDİM!11 Ekim 2016
KURAN NASIL TERK EDİLİR?10 Ekim 2016
KURAN ALFABESİ Mİ, AHLAKI MI?09 Ekim 2016
TASAVVUFUN İSLAM’A VERDİĞİ ZARARLAR NELERDİR?08 Ekim 2016
TASAVVUF KİTAPLARINDAKİ UYDURMA HADİSLER07 Ekim 2016
ŞEYH MURİDİ KURTARABİLİR Mİ?06 Ekim 2016
TASAVVUF BU MUDUR?05 Ekim 2016
SÜNNETİ DOĞRU ANLAMAK04 Ekim 2016
HIRKA-İ ŞERİF HURAFESİ03 Ekim 2016
CEVŞEN HURAFESİ02 Ekim 2016
FİLANIN YÜZÜ-SUYU HÜRMETİNE DİYE DUA EDİLİR Mİ?01 Ekim 2016
TÖVBE ALMA VE GÜNAH ÇIKARMAK00 0000
SALAVAT KAMPANYALARI DÜZENLEMEK DOĞRU MU?30 Eylül 2016
KIL TAPINMACILIĞI29 Eylül 2016
CÂMİLERDEKİ BİD’ATLER VE CÂMİLERİN YENİDEN İHYÂYA İHTİYACI28 Eylül 2016
AĞAÇ TAŞ VB. ŞEYLERDEN MEDET UMMAK!27 Eylül 2016
TÜRBE ZİYARETLERİ VE İSTEKLERİN YERİNE GELMESİ!27 Eylül 2016
ŞİFA TANRILARI VE “DİLEK AĞACI”, MÜBAREKLER, TÜRBE, VS26 Eylül 2016
BİD’AT, HURAFE ve XURAFELER26 Eylül 2016
HZ. MUHAMMED VE KUR’AN YERİNE MEVLÂNÂ VE MESNEVÎ19 Eylül 2016
Yusuf Kaplan’dan ‘Kemalist tehlike’ uyarısı: 15 Temmuz’un 2. ve 3. dalgaları geliyor!19 Eylül 2016
TEKKELİ DARBENİN TEOLOJİK-SİYASİ ZİHİN KODLARI23 Ağustos 2016
Cumhuriyet Aydını/Yarım Porsiyon Aydınlık ve Millî İrade23 Ağustos 2016
MEVLÂNÂ’NIN ALLAH DOSTU BİR EVLİYÂ ZANNEDİLMESİ18 Ağustos 2016
Darbe Bildirisinin İdeolojik Dayanağı Atatürkçülük18 Ağustos 2016
MEVLANA’NIN AYKIRI GÖRÜŞLERİ16 Ağustos 2016
Laik Eğitim Olsaymış Darbe Olmazmış!16 Ağustos 2016
HANGİ MEVLANA, GERÇEK MEVLANA?15 Ağustos 2016
Türkiye’de Din Profesyonel Meczupların Elinde12 Ağustos 2016
MEVLANA’NIN GERÇEK YÜZÜ!12 Ağustos 2016
Ve-l Cematten “The Cemaate” Fetullah Gülen Hareketi12 Ağustos 2016
MEHDİ İNANCININ İSLAM’DA OLMADIĞINA DAİR BİLGİLER11 Ağustos 2016
BİR SÖMÜRÜ NESNESİ OLARAK: MEHDİ VE HZ. İSA KONUSU11 Ağustos 2016
ALLAH TARAFINDAN YAZDIRILDIĞI İDDİA EDİLEN KİTAPLAR!11 Ağustos 2016
Emin Güneş: Artık Bu ülkede Allah'tan başkasının adı yüceltilmemeli, Allah'tan başka büyükler tanınmamalıdır08 Ağustos 2016
Demokrasi dininin vurgusu giderek pekişiyor; Laik, batıcı, Kemalist, ırkçı bir yapı...'08 Ağustos 2016
Siz de uyanın: Kürtler, Aleviler, solcular, tarikatlar...05 Ağustos 2016
Sadece FETÖ'cü Değil, Kemalist Darbecilere de Karşı Çıkmalıyız!02 Ağustos 2016
Neden Batı İslam Dünyasında Darbelere Sempati Duyuyor?02 Ağustos 2016
“Dünya, Halep'e Kör ve Sağır"02 Ağustos 2016
Yusuf Kaplan: Fosilleşmiş, kaskatı, militan bir laiklik ve Kemalizm ideolojisi pompalanıyor01 Ağustos 2016
GENÇLER!! Hangi Fethullah Gülen'in gerçek olduğunu biliyor musunuz?29 Temmuz 2016
KUR'AN'IN HAYATI DİZAYN ETMESİ13 Temmuz 2016
HZ. PEYGAMBER’İN MESAJINI DOĞRU ANLAMAK12 Temmuz 2016
DUANIZ OLMASA12 Temmuz 2016
Kemalist Devrimlerin Maksadı Halkı İslam’dan Koparmaktı11 Temmuz 2016
Namaz kanserden koruyor11 Temmuz 2016
İslam'a en büyük zararı onlar verdi11 Temmuz 2016
Sabetayistler rahatsız, İHH'yı hedefe koyacaklar30 Haziran 2016
Genel Özellikleri ile Ramazan-ı Şerif24 Haziran 2016
Hem Müslüman hem "Tüketim çılgını"(!) 23 Haziran 2016
İhsan Süreyya Sırma: Gençler, Barcelona futbol takımını tanıdığı kadar peygamberini ve onun sahabesini tanımıyor23 Haziran 2016
İslami Şahsiyetin,Etkisizleştirilen Yapıtaşları22 Haziran 2016
RAMAZAN ve MÜSLÜMANLAR…22 Haziran 2016
Dine Karşı Din ve İslam’ın Tahrifi21 Haziran 2016
Ramazan'ın Festivalleştirilmesine Karşı Çıkalım14 Haziran 2016
Dava ve Müslümanların Parayla İmtihanı14 Haziran 2016
Akif Emre: Siyonistlerin yeni haritası Kudüs'ün Yahudileştirilmesi stratejisinin artık resmi olarak ilanıdır14 Haziran 2016
RAMAZAN AYINI KUR'ANİ BİR İNKILABIN BAŞLANGICI KILMALIYIZ10 Haziran 2016
RAMAZAN AYI VE BİR FARKINDALIĞI ŞAHİTLİĞE DÖNÜŞTÜRME ZORUNLULUĞUMUZ10 Haziran 2016
Her Eylem, Bir İbadettir -Bilincini Kuşanmak-10 Haziran 2016
Peygamberimiz ve Gençlik…08 Haziran 2016
Ramazan İbadeti08 Haziran 2016
Ramazanda Bunları Tekrar Hatırlayalım08 Haziran 2016
Ramazan yıllık manevi bakım mevsimdir08 Haziran 2016
Kurşun Yemek Orucu Bozar mı?08 Haziran 2016
Ramazan Niçin Zam Ayı Oldu?06 Haziran 2016
Modern Kadınına Ağır Gelen Rabbani Ölçü: Kocaya İtaat02 Haziran 2016
'Tesettür bir kimliğin dışa vurumudur'02 Haziran 2016
'14 senelik Ak Parti iktidarında ‘Atatürkçülük’ söyleminin azalması umulurdu; ancak bu işin önde gideni oldular!'02 Haziran 2016
TÜRKİYE’DE ATALAR DİNİ (Müslümanlık)27 Mayıs 2016
Ramazanla İmar Olmak24 Mayıs 2016
KÜFRÜN İSLAM'A KARŞI BİRLİĞİ24 Mayıs 2016
DEFİLETÜ’L TİCARET CİNAYETÜ’L TESETTÜR23 Mayıs 2016
Çıplaklık18 Mayıs 2016
"Emperyalizm Müslümanları birbirine düşürdü; Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın korunması bir başına Filistinlilere bırakıldı"18 Mayıs 2016
Şenlikoğlu: Renklerde İslam bir renk sınırı getirmemiştir 17 Mayıs 2016
Haksal’dan ‘İsrail’le ortaklık’ yazısı: İran’ı, Hamas’ı, Hizbullah’ı bitiririz, İHH da kuzu kuzu oturur sesini çıkar(a)maz!13 Mayıs 2016
KUR’AN’IN MODEL İNSAN TİPİ: MÜ’MİNLER12 Mayıs 2016
KADİM ŞİRK FELSEFESİ: TASAVVUF10 Mayıs 2016
''Ergenekon yoktu(r)' demek 28 Şubat süreci yaşanmadı-yalandı demekle eş anlamlı olmaz mı?'06 Mayıs 2016
'Türkiye’nin Onayı ile İsrail NATO’da'06 Mayıs 2016
Dersim katliamı emrini Mustafa Kemal mi verdi?06 Mayıs 2016
"Müslüman mıyız, Ehl-i Sünnet mi?"02 Mayıs 2016
'28 Şubat döneminde tutuklanan, zindanlardaki Müslümanları unutmak Gayretullah’a dokunur'02 Mayıs 2016
Laiklik, “tasma”! Özgürlükse, ayartıcı maskesi!29 Nisan 2016
'Resmi bayramlarda eşli danslarla, açık saçık kıyafetlerle çocuklara ahlaksızlık aşılanıyor'29 Nisan 2016
Ali Haydar Haksal: Sanırım ‘paralel’den sonra sıra, çıkar furyasına kapılmayan, derdi ve ideolojisi olan İslamcılarda!28 Nisan 2016
Laiklik: Tartışmak Yasak Benimsemek Mecburi28 Nisan 2016
Peygamberimizin İdrarı Değil İdrakı Şifadır27 Nisan 2016
Müslüman ve laiklik bir arada olur mu? 27 Nisan 2016
İTAAT VE İSYAN YOLUYLA DÜŞÜLEN ŞİRK26 Nisan 2016
“Kutlu Doğum“ Vesilesiyle Peygamberimiz Anlatılacaksa Bu Pasta Kesilerek Değil, Putları Kaldırarak Olmalıdır'25 Nisan 2016
Böyle Buyurdu Kutsal Devlet:Peygamber Kutlaması Bitti,Yerine Atatürk Versek25 Nisan 2016
Ergenekon Çuvalı: Herkes İçeri, Herkes Dışarı!22 Nisan 2016
Akif Emre: Dünya sistemine entegre olmaya razı olanların ahlak ve toplumsal çözülmeden şikâyet etmeye hakları olamaz22 Nisan 2016
Şehadeti'nin 20. Yıl dönümünde Cevher Dudayev'i Rahmetle Anıyoruz..22 Nisan 2016
23 NİSAN HÜZÜN DOLUYOR İNSAN21 Nisan 2016
'Müslümanlar asli bilgilerinden beslenmek yerine, kendilerine empoze edilene itibar ediyorlar'21 Nisan 2016
"Dün ‘Kâbe işgal altında’ diyenler bugün Türkiye ve Suud’un birlikte İslam dünyasını birleştireceğinden söz ediyor"21 Nisan 2016
Cuma Namazı ve Allah’ı Kandırmaya Çalışmak ?22 Nisan 2016
Mü’min’lerin Kur’an da geçen 15 özelliği21 Nisan 2016
Kur’an Müslümanların Hayatlarının Neresinde ?20 Nisan 2016
GÜNÜMÜZ MÜSLÜMAN TİPLERİ20 Nisan 2016
YALANLARIMIZ/ALDANIŞIMIZ19 Nisan 2016
Malı Temizleyen ve artıran ibadet ZEKÂT!19 Nisan 2016
Peygambersiz Din Olur Mu?19 Nisan 2016
NEREDESİN VE NEREYE GİDİYORSUN EY MÜSLÜMAN?18 Nisan 2016
SİZİN DİNİNİZ SİZE, BENİM DİNİM BANA15 Nisan 2016
İslam Ordusu uyduruk bir örgüt15 Nisan 2016
Peygamberimizin Kıyafeti mi Karakteri mi?15 Nisan 2016
Halimize bakılırsa önce Vahyin doğumunu kutlamak gerekmez mi?14 Nisan 2016
Bir Oryantalist Daha!!08 Nisan 2016
"Çocukların genetiğiyle oynanıyor" 06 Nisan 2016
Birikim ekseninden adil bölüşüme 05 Nisan 2016
Abdurrahman Arslan: 30 sene önce Müslümanlar siyasal, sosyal ve dini olanı ayrıştırmazdı, şimdi ayrıştırıyorlar05 Nisan 2016
Akın: Diplomanın bu denli kutsandığı bir dönemde, gençlerin Sezai Karakoç, Cemil Meriç gibi isimleri bilmeleri ne mümkün!05 Nisan 2016
Faruk Beşer: Moda ve gösteriş tarzındaki tesettür modernliğin ve dünyevileşmenin bir tezahürüdür01 Nisan 2016
Televizyonlar üzerinden nesil İslam'dan uzaklaştırılıyor29 Mart 2016
Alpat: Tesettür örtüden ibaret değildir25 Mart 2016
Allah Rasulünü Nasıl Sevmeliyiz?23 Mart 2016
Hz.Peygamber’in (sas) Yahudilerle Mücadelesi21 Mart 2016
Yusuf Kaplan: Türkiye'de genç kuşakların İslâm'la ilişkisi sıfırlanmak üzere!21 Mart 2016
Kemalist Mitolojinin Çanakkale’yi İstilası21 Mart 2016
Hz. Peygamber'in Davasında Ashabın Misyonu18 Mart 2016
'Kürtler için izzet İslam'dadır'18 Mart 2016
Kudüs el birliğiyle alınır18 Mart 2016
İslamı Hayata Taşımada Peygamber Örnekliği17 Mart 2016
O’NU TANIYOR MUYUZ?04 Mart 2016
İSLAMI HAYATA TAŞIMADA PEYGAMBER ÖRNEKLİĞİ04 Mart 2016
FAİZDEN UZAK DURUN!02 Mart 2016
'Cezaevlerinde Kardeşlerimiz Var'01 Mart 2016
Culani: “Bu, Allah ve Resulü’nün Bize Vaadidir!” 01 Mart 2016
YALANI HAYATIMIZDAN ÇIKARMAYA NE DERSİNİZ?29 Şubat 2016
DÜNYA HAYATI BİR İMTİHAN YERİDİR!26 Şubat 2016
'Müslüman laik olmaz, olmak zorunda bırakılamaz'23 Şubat 2016
Ümmeti Kuşatan Fitne Ateşine Düşmeyelim!16 Şubat 2016
Hayatını imanına şahit kılan bir şehid: Hasan el Benna... 15 Şubat 2016
Bayır Bucak bir Kobani olamadı14 Şubat 2016
Obama’nın Temsilcisinin Ardından Gülen Medyası da Kobani’de!08 Şubat 2016
Kur’ân’ın Anlattığı Peygamber05 Şubat 2016
Peygamberimizi Sevmek04 Şubat 2016
CENNET İKRAMI03 Şubat 2016
NAMAZ KILMAMAK - BİR KÖTÜLÜK DEĞİL, BİN KÖTÜLÜKTÜR !02 Şubat 2016
NAMAZA KOŞMAK01 Şubat 2016
SAHABE'NİN NAMAZI29 Ocak 2016
İman Sıdk, Küfür Yalandır!29 Ocak 2016
Flash İddia!! Gaffar Okan’ın ‘İşkence’ Mağdurları Anlatıyor29 Ocak 2016
NAMAZ KILMAYI SEVİYOR MUYUZ?28 Ocak 2016
'İslamofobiyi üretenler ikinci aşamaya geçmek istiyor' 28 Ocak 2016
ANNE - BABA VE NAMAZ26 Ocak 2016
PKK itirafçısı: Örgütün birinci misyonu İslam'ı yok etmek26 Ocak 2016
NAMAZ İÇİN AĞLANIR MI?25 Ocak 2016
Nusra 'Terör Örgütü' mü?25 Ocak 2016
NAMAZ ANNE KUCAĞIDIR22 Ocak 2016
NAMAZ BİR TEVHİD EYLEMİDİR21 Ocak 2016
Şenlikoğlu: Kadını pavyon kadınına dönüştürüyorlar 21 Ocak 2016
Başörtülüler "Hem örtülüyüm hem modernim" imajı oluşturmaya çalışıyor11 Ocak 2016
Bir tarafta gökdelenlerin yükseldiği, diğer tarafta açlığın olduğu bir sistemin ebediyen sürmesi mümkün değil11 Ocak 2016
"Laikçiler Atakta"11 Ocak 2016
Mezhep ateşinin fitilini Rand Corporation yaktı07 Ocak 2016
Silah satmak için mezhep savaşı!06 Ocak 2016
Mezhep Çatışması Filmini Daha Önce Görmedik mi?06 Ocak 2016
Özyönetim Değil, Kürt Halkına Boyun Eğdirmek İstiyorlar28 Aralık 2015
Islahatçı Bir Kur'an Şairi Olarak Mehmet Akif Ersoy28 Aralık 2015
'Mehmet Akif'e Müslüman olduğu için değer vermediler'28 Aralık 2015
"ODTÜ Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği"27 Aralık 2015
"Ümmet Şuuru Nerede Kaldı?"27 Aralık 2015
Menemen’in Yalan Tarihi ve Şeyh Esad Erbili24 Aralık 2015
Selvi: PKK'ya verilen yeni görev...21 Aralık 2015
Esed'e Razı, İsrail'e Mecbur Edebilirler mi?21 Aralık 2015
"Rusya'nın Selameti, Putin'in Zaferi İçin Okunan Hutbeler"14 Aralık 2015
Ey 'Hendeklerden ve Barikatlardan Bildiren' Adam!04 Aralık 2015
PKK Artık Deşifre Olmuştur…03 Aralık 2015
HDP Pişkinliği ya da Hırsızın Hiç mi Suçu Yok?01 Aralık 2015
Ulustan Ümmet’e Yürüyebilmek…25 Kasım 2015
KÜRESEL TERÖRÜN (KAFİRLERİN) HEDEF ALDIĞI DİN: İSLAM 24 Kasım 2015
“HAYATI” KUR’AN’LA ŞEKİLLENDİRMEK Mİ? MUHAFAZAKARLIK’ MI? 30 Kasım 2015
“VAHYİN LİDER’LİĞİNE MUHTACIZ”29 Kasım 2015
RABBİMİZİN LAYIK GÖRDÜĞÜ İLE ANILMAK28 Kasım 2015
“SAĞLAM DİN, LAÇKALAŞMIŞ DİN(Lİ)DARLAR”!27 Kasım 2015
“ŞEHADET/ŞEHİDLİK RAST GELE BİR KAVRAM DEĞİLDİR.”26 Kasım 2015
MODERN ÇAĞLARIN ŞİRKİ25 Kasım 2015
KULLUK MU İDEOLOJİ Mİ?24 Kasım 2015
Bir Mühendislik Projesi Olarak Gülenizm24 Kasım 2015
"Dini İbni Arabi ya da Mevlana Üzerinden Öğrenmek"23 Kasım 2015
Atatürk Kur'an'la ve Peygamberle nasıl alay etti! (Belge)11 Kasım 2015
Kur’an’da “Muhacirler” Lafzı05 Kasım 2015
Irkçılık kanserinin ilacı Malcolm X'in mektubunda05 Kasım 2015
KUR’AN VE TOPLUM ARASINDAKİ DUVARLAR !20 Kasım 2015
İNSANLARDA İLGİ ÇEKME HASTALIĞININ NEDENİ…19 Kasım 2015
İNANÇ SÖMÜRÜSÜNDE SON NOKTA…18 Kasım 2015
GENÇLERE TAVSİYELER17 Kasım 2015
TİŞÖRT YAZILARI ve KÜLTÜR YOZLAŞMASI16 Kasım 2015
MODERN MÜSLÜMAN KADIN15 Kasım 2015
MÜSLÜMAN, PARA ve İKTİDAR14 Kasım 2015
BAŞÖRTÜSÜNÜN DESENLERİ: HİCAP, TEVAZÜ ve RIZA13 Kasım 2015
DİN PAZARINDA “TESBİHAT”12 Kasım 2015
SAHİ! BU DİN KİMİN?11 Kasım 2015
SOSYAL MEDYA KÖLELİĞİ10 Kasım 2015
İNSANLARI DÜŞÜNMEYE DAVET EDEN AYETLER09 Kasım 2015
MODA VE KOZMETİĞİN İĞRENÇ YÜZÜ!08 Kasım 2015
HANIMLAR İNTERNETTEKİ RESİMLERİNİZ KÖTÜYE KULLANILIYOR07 Kasım 2015
SALAVAT DİLENCİLERİ06 Kasım 2015
ÇOCUĞUNUZUN RESMİNİ İNTERNETE KOYMAYIN05 Kasım 2015
ŞİFA TANRILARI VE “DİLEK AĞACI”, MÜBAREKLER, TÜRBE, VS04 Kasım 2015
MODERN ÇAĞDA UNUTULAN ROL “ANNELİK”03 Kasım 2015
NAMAZ VE İNSAN03 Kasım 2015

En Çok Okunan
En Çok Yorumlanan
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Camilerde yapılan vaazlar hakkında ne dersiniz?

İlmi anlamda yetersiz
Faydalı olduğunu düşünüyorum
Dinleme ihtiyacı duymuyorum.
Hep aynı şeyler anlatılıyor
İlmi anlamda gayet yeterli buluyorum
Vaizlerin kendilerini geliştirmeleri lazım

Sonuçlar
..
Sayfalar
Arşiv Arama
 
Video Galeri
Foto Galeri
Takvim
Facebook Beğen

Hakkımızda | İletişim | Video Galeri | Foto Galeri
CH