• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Üyelik Girişi
TAKVİM

Kuran ve Sahih Hadis kitaplarında mübarek üç aylar diye bir zaman dilimi görmemekteyiz.Ama mübarek 12 ayları çok rahat görebilmekteyiz.Bütün aylara ve günlere adanmış bir hayatı kıymetli bir zaman dilimi olarak görmekteyiz.Mehmet HATİPOĞLU'nunyorumu:

        İslamiyetin, müslümanlar için her zaman, her yerde, her halde ve hayatın her aşamasında yaşanabilecek bir din olması Rabbimizin bize sunduğu büyük bir nimet olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira onun dışındaki diğer dinler belirli bir bölgeye, ırka, belirli zamanlara, belirli mekanlara sıkıştırılmasının doğal sonucu olarak hayattan kopmuş ve yer yer anımsanan, belirli zamanlarda uygulanan bir tatmin aracı olmaktan öteye geçememiştir. Bu durum ise insanlığın Allah’a ve dine olan bakışını olumsuz bir şekilde etkilemiştir.

         Hal böyleyken gariptir, özellikle son yıllarda bizde de bu tür sapmalara benzer bir takım uygulamalar ivme kazanarak devam etmektedir. Örneğin; kendimize ait özel geceler ihdas edişimiz, ihdas ettiğimiz bu özel gecelere has ibadetler uydurmamız, bu günlere ait özel ekonomik ilişkiler geliştirmemiz, mevlid törenlerimiz, camilerde de kiliselerdeki gibi ilahi koroları kurmamız v.s. Hemen aklıma İsrailoğullarının Firavunun zulmunden kurtulduktan sonra yolda geçerken gördükleri putlara özenip Hz. Musa’dan kendilerine de böyle bir put yapmalarını istemesini çağrıştırdı. (Araf Suresi, 138-139) Belki bu örnekle bizim ne alakamız var, çok zorlamışsın diyebilirsiniz. Ama şunu unutmamamız gerekir ki Kur’an’daki bu kıssalar bize hikaye olsun diye anlatılmamaktadır. Bu kıssaların herbirinin hayatımızda bir yeri olmalı ve onların verdiği tedirginlikle olayları değerlendirmeliyiz.Aksi taktirde kafirlerin dediği gibi esadirül evvelin deyip geçeriz. Demesek bile tavrımızla zaten bunu demiş oluruz.

        Peki ne vardı İsrailoğullarının bu tavrında? Bu kıssanın hayatımıza yansıması ne olacaktı, diye düşünmeye başladığımızda şunları görmeye başlıyoruz. İlk önce şu hastalıklar beliriyor. Tevhidi kavrayamamak, Allah’ın kudretini bilememek, Allah’ın elçisini ve getirdiğini hafife alarak yeni arayışlara, özentilere girmek. Evet, dinde ve hayat tarzında yeni arayışlar ve özentiler Yahudilerin ve Hristiyanların yaptığı bir işti ve başlarına bela olarak da döndü. Bu durumu Kur’an’dan bilmemize ve peygamberimizin bu yönde uyarılarına rağmen bugün bizde ne yazık ki Allah’ın (c.c.) bizim için seçmiş olduğu İslamiyet dinini sanki hafife alırcasına, yetersiz görürcesine bu dini batıl özentilere kurban etmekteyiz ve bu özenti sapmasını da bir yarış haline getirmekteyiz.

          Yine bu batıl özentiye çarpıcı bir örnek olan mübarek üç aylar meselesi. Allah’ın aylarını kafamıza göre taksimlendirip özel bereketler atfederek kutsadığımız bir zaman dilimi. Kur’an’a baktığımızda Allah (c.c.) bazı aylardan bahsediyor fakat bizim bahsettiğimiz aylarla bir alakası yok. Bu aylar savaşmanın haram edildiği aylardır. Tövbe suresinin 5., 36. ve 37. ayetlerinde, Maide suresinin 2. ayetinde, Bakara suresinin 194., 197. ve 217. ayetlerinde; Allah indinde ayların sayısının on iki olduğu, bunların dört tanesinin (Recep, Zilka’de, Zilhicce ve Muharrem) Haram aylar olup, bu aylarda savaşmanın yasak olduğu ve aksi davranışın “büyük günah” sayıldığı, önemle vurgulanmaktadır.

         Görüldüğü gibi Kur’an’da sadece “Haram aylar” kavramı yer almaktadır. Ama Kur’an dışındaki muhtelif kitaplarda, “hadis-i şerif” isimli metinler marifetiyle Ramazan ayının da içinde olduğu “üç aylar” diye bir kavram ortaya çıkarılmış ve bunun hakkında bir çok hikâye anlatılmıştır. Bu nakillerin hepsi yalan ve uydurmadır. Bu tür hadisler, Kütüb-ü Sitte denilen sağlam hadis kitaplarında bulunmadığı gibi, uydurulmuş hadislerin afişe edildiği kitaplarda da tek tek ele alınmış ve yalan ve uydurma olarak ilân edilmiştir.
           

          Kur’an ve Sahih Hadis kitaplarında  mübarek üç aylar diye bir zaman dilimi görmemekteyiz. Ama mübarek 12 ayları çok rahat görebilmekteyiz. Bütün aylara ve günlere adanmış bir hayatı kıymetli bir zaman dilimi olarak görmekteyiz. Temiz olan bütün arzın bize mescid kılındığını görmekteyiz. Yaşayabildiğimiz bütün yeryüzünün bize vatan kılındığını görmekteyiz. Kısacası Müslümanın değerlendirdiği, Rabbinin istediği şekilde geçirdiği her zaman ve mekan bir anda kıymetleniyor ve canlılık kazanıyor. Yani müslüman eğer müslümansa zaten Allah’ın ona verdiği bereketiyle gidiyor. Rabbimiz onun en değersizmiş gibi görünen herhangibir şeyini bile bir anda kıymetli ve bereketli kılabiliyor.Tıpkı Hz. Musa’nın asasını ve elini onun en büyük mucizelerinden biri yaptığı gibi.

         Kur’an’la hemhal olan kişi şunu görecektir ki: Allah (c.c.) bütün hayatı, mekanı ve zamanı kapsayan bir din göndermiştir. Bu dini gönderirken de bize usve-i hasenesini de beraberinde göndermiştir. Yani her şeyi tastamam hayata dair hiçbir boşluk bulamayacığımız, bütün ihtiyaçlarımızı giderebilecek ve kıyamete kadar da bize fazlasıyla yeteyecek bir din.  Bütün bunlara rağmen yok bize Allah’ın dini yetmez, bu dine zam yapmak gerek diyorsak eğer; Kur’an’da bu duruma yönelik tehdit içeren birçok ayet ve kıssa bizi beklemektedir. Tabii ki bu kıssalara geçmişlerin hikayeleri ve masalları gözüyle bakmazsak.

         Yazımı Allah’ın (c.c.) şu ayetiyle tamamlıyorum."Bu gün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim." (Maide 5/3)

          Rabbimizin ömrümüzü bereketli kılması duasıyla…

 Mehmet HATİPOĞLU



156 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret116964
Anket
Kur'an'ı ne sıklıkla okursunuz?
Hava Durumu
Anlık
Yarın
27° 28° 12°
Saat